Skip to main content
Submitted by Anonymous (not verified) on 11 May 2008

23 Nisan 2008
Özgürlük hareketinin, sayın Öcalan'ın Türkiye getirilişinden sonra köklü değişimler yaşadığı herkesçe malum... Bu değişim süreci Kürtler açısından hiç de kolay karşılanmadı;

» BEDRİ ADANIR: Neden Kürtçe-Türkçe isim?

değişime açıktan direnç gösterenler olduğu gibi, içten içe kabul etmeyip bekleyenler, anlamaya çalışanlar ve hatta karşı çıkıp kendini örgütlemek isteyenler de oldu. Kolay olması da beklenemezdi; çünkü, 90'lı yıllarda kitleselleşen Özgürlük Hareketi'nin temel hedefi “tam bağımsız Kürdistan“ kurmaktı ve bu söylem, Kürtlerde büyük bir heyecan ve sahiplenme yaratmıştı. Bu yüzden yeni bir söylemle halka gitmek, kabul görmek, bu söylem ekseninde örgütlü gücünü korumak ve artırmak zor ve bu zorun aşılması da büyük bir başarı olacaktı; ve oldu da...

Kürdistan'ın parçalanması, Kürtlerin dil, kimlik ve kültürel olarak yok edilmek istenmesi ve 20. asırda yayılan sosyalist dalga ile Türkiye'de onar yıl arayla yapılan üç darbe ile kapatılan demokratik kanallar ve bu darbelerin açığa çıkardığı oligarşik devlet gerçeği “bağımsızlık“ ve “bağımsızlık için silahlı mücadele“ yöntemi dışında başka seçenek bırakmamıştı; ancak, Körfez Savaşı'yla birlikte “değişen siyasi, uluslararası dengeler“, “iflas eden ulus-devlet anlayışı“, “tarihsel Kürt-Türk sosyal, kültürel ve ekonomik birlikteliği“, ve “99 yılının siyasi gerilimi“ harekette, farklı bir konjonktür ihtiyacını hissettirmiş ve bu ihtiyaca, sayın Öcalan'ın savunmalarıyla başlayan değişim sürecinde cevap olunmaya çalışılmıştır. Bu 9 yıllık değişim sürecinde, ideolojik ve politik bir muğlaklıktan bir bakıma bahsedilebilse de, “Demokratik Konfederalizm“ ile formüle edilen sivil toplum modeli ve siyasi tutum ve hedef olarak koyulan “Demokratik Özerk Kürdistan“ esprisi ile zihinlere belli bir netlik kazandırılmış, halkta, sempatizanlarda ve kadrolarda bir heyecan yaratılmıştır.

Yine de tam bir netlikten hala bahsedemiyoruz; çünkü politik hedefler detaylarıyla açıklanmış değil. Bahsettiğim netsizlik Kürt sorununun nasıl çözüleceğinde değil... Kürt sorununun nasıl çözüleceğini her Kürt madde madde sayabiliyor artık. Sorun burada değil. Bu noktada, cevaplanması gereken sorular var: Mesela, üniter devlet yapısı içinde bir çözüm olacaksa Kürtler ne gibi yasal değişiklikler istiyor? Bu noktada siyasi partiler yasası ve yerel yönetimler yasasına ilişkin hangi değişiklikler öngörülüyor? Yine, ekonomik anlamda geri bırakılmışlığı önlemek ve kalkınmak için ne gibi projeler var? Bu noktada baraj ve petrol gelirlerinden yerel yönetimlere pay aktarılması bir dönem dillendirilse de, bu talep derli toplu bir şekil alıp tekrar gündeme gelmedi. Yine Leyla Zana bir konuşmasında, “valilerin yetkisinin yerel yönetimlere, yani seçilmişlere verilmesi“ gerektiğinden bahsetmişti. Bu gibi söylemler başta belirttiğim politik hedeflerin detaylarının belirlenmeyişinden kaynaklı hep sönüp gitti ve zihinlerde pek iz bırakmadı.

Ve yine, “Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu“ bölgeleri olarak anılan Kürdistan'ın kuzeyinin, resmi kayıtlara “Kürdistan Bölgesi“ olarak geçilmesi talebi var mı? Bunun yanında, en küçüğüne kadar Türkçeleştirilmiş yerleşim birimlerimizin isimleri kayıtlara tekrar Kürtçe olarak geçirilecek mi? Bir başka önemli husus: Kürtler askerlik kanunu hakkında ne düşünüyor? Bu noktada toplumsal barışın tesisine muazzam bir katkı sunabilecek “vicdani ret hakkının“, yasallaştırılması talebi var mı? Diğer bir önemli husus, son günlerde de gündem olan, SSGSS yasa tasarısına ve genel olarak çalışma hayatı ile genel para politikalarına ilişkin DTP'nin politikası nedir? “Kürdistan bölgesine“ ilişkin kısa ve orta vadede ne gibi ekonomik öngörülere sahibiz ve ne gibi politikalarımız var? Tüm bu hususlara ilişkin DTP grubunun bir girişimi var mı? “Nedir?“ diye sorulduğunda, daha çok “ne değildir“ üzerinde duruluyor bizde. Bu tarz, kuru bir muhalefetin ötesine götürmez bizi... Yani “mağdur edebiyatıyla siyaset“ yapma devri kapatılmalı artık. Bu tarz siyasete de “Êdî bes e“ demeli! Zira, DTP'li vekillerin hala TV programlarındaki konuşmalarına Kürtlerin mağduriyetini dayanak yapmaları anlaşılır gibi değil. Bu tarz siyaset miadını doldurmadı mı artık? Tepeden tırnağa donanımlı, sağlam bir politik duruş sergilemenin vakti gelmedi mi? Kaygılardan arınmış ve “Türkiye partisi olma“ bocalamasından sıyrılmış açık ve net söylemler geliştirmek gerekmiyor mu artık? Anlamak çok güç: “Öcalan siyasi iradedir“ demek için sayın Öcalan'ı A'dan Z'ye benimsemek mi gerekiyor? Hayır! “Öcalan siyasi iradedir“ çığlığı, Newroz'daki çığlığın ta kendisi değil midir? Evet! O halde bu çığlığın dili olmak, vicdani ve ahlaki bir sorumluluk olduğu kadar, asli bir görevdir de... O halde hala neyi, niçin geveliyoruz?

Tüm bu soruların net bir şekilde cevaplanması, hem Kürt sorunu ve demokratikleşme üzerine yapılan tartışmalara bir doğrultu kazandıracak, hem kitle ve kadrolarda bilinçsel bir netlik sağlayarak verimi artıracak, hem de kendi içimizdeki muğlaklığa “Êdî bes e“ diyecek. Bu noktada sayın Öcalan'ın önerdiği “alternatif demokratik bir hareketin“, “Demokratik Cumhuriyet Kongresi“ etrafında toplanması ve olası bir çatı partide, DTP'nin söz konusu sorular çerçevesinde çizgilerini belirginleştirmesi gerekiyor.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA Okunma: 1192

Add new comment

Plain text

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.