بازبدە بۆ ناوەڕۆکی سەرەکی
Submitted by Anonymous (Pesend ne kirin) on 26 August 2009

Bir süre önce (21 Ağustos 2009), Tarım Bakanı Mehdi Eker, hükümetinin “Kürt Açılımı“ çerçevesinde ilk adım olarak, tarihte ve hafızalarda Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi olarak bilinen, işkenceleri, vahşeti ve zulmüyle İngiliz The Times gazetesinin bile “Dünyanın En Kötü 10 Cezaevi“ arasında sıraladığı -ki bize göre birincisi olan- Diyarbakır Zindanının yıkılıp yerine okul ve spor kompleksi yapılacağını açıkladı.

Bu açıklama belki içinde iyi niyetli bir yaklaşım barındırsa bile özünde, tamamen geleneksel ve sorunların halı altına süpürülmesi anlayışı ve unutma-unutturma kültürünün bir parçası olduğu görüşündeyiz.

Sanılır ki, bu cezaevi yıkılıp yerine okul yapılırsa, o cezaevinde yaşayanlar kendilerine yapılan vahşeti, işkenceleri, zulmü, baskıyı, dayağı, falakayı, 5'e 10 kalasları, copları, coplarla bazı tutuklulara yapılan tecavüzleri, insanları daha fazla aşağılamak için kimilerine zorla yedirilen fareleri, pislikleri, en insani ihtiyaçları (yemek, uyumak, sigara, ziyaret) bile işkence aracı olarak kullanan mantığını; “eğitim“ adı altında yapılanları; “yürüyüş kararı“ ile saydırılan “Her Türk Asker Doğar“, “Ne Mutlu Türküm Diyene“leri; okuma yazması olmayanlara bile zorla ezberlettirilen 50'den fazla ırkçı marşları; ırkçı slogan ve resimleri; velhasıl bir bütün olarak insanlık dışı cezaevini ve o cezaevinde dayakla, coplarla, kalaslarla öldürülen yaşlı genç onlarca insanımızı, canlarımızı unutmamız mümkün mü?

Bu işkenceler ve vahşet dursun diye bedenlerini ateşe verenleri, işkenceyi protesto etmek için kendini asanları, bu zulüm çarkı daha fazla devam etmesin diye, bu vahşet son bulsun diye genç yaşta ölüme meydan okuyarak ölüm orucu sonucu ölenleri, sakat kalanları, delirenleri unutmamız mümkün mü?

Eğer tarihi hafızalardan unutturarak silmek amaçlanıyorsa bunun büyük bir yanılgı olduğunu söyleyebiliriz. Toplumlar tarihleriyle ancak yüzleşerek; korkuları, acıları ve utançlarıyla hesaplaşarak barışabilir. Marifet, bunca şeye tanık olmuş, onlarca insana mezar olmuş, bir döneme damgasını vurmuş bir cezaevini yıkarak unutturmak değil; marifet bir daha tekrarlanmamasını sağlamak için aksine koruyarak hatırlatmaktır.

Eğer devlet, bu politikasından vazgeçecekse, eğer yeni açılımlar yapmak istiyorsa bunu olmamış gibi varsayarak değil, aksine insanların yaşadıklarına saygı gösteren, onların taleplerine uygun davranmalıdır. O zaman açılımların bir anlamı olur. Dünyada geçmişiyle hesaplaşanlar bu sorunu böyle hallediyor. Almanlar Nazi Kamplarını, Macarlar Terör Evini ziyarete açarak yaralarını sağaltıyor.

Bizler de geçmişimizle, tarihsel mekânları, tarihi belgeleri yok ederek değil, onları koruyarak, bir daha tekrarlanmaması için koruyarak insanlığın hizmetine sokabiliriz.

Bu amaçla: Sırf birilerinden intikam almak için değil, toplumsal adalet ve barışın sağlanması için, İşkence ve vahşete maruz kalmış, işkence görmüş, yaralanmış, sakatlanmış, ağır travmalar yaşamışların, işkence sonucu ölenlerin anısına saygı için, Orada yaşananların bir daha tekrarlanmaması için,“Kürt Açılımı“ için,“Demokrasi Açılımı“ için,

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi fiziki yapısıyla “Demokrasi ve İnsan Hakları Müzesi“ ne dönüştürülmesi gerekir.
Kamuoyunu bu insani talep doğrultusunda duyarlılığa davet ediyoruz.
Bu talebimizin yerine getirilmesi dileğiyle...

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi Tutuklularından
Nuri Sınır, Haluk Yıldızhan, Cabir Yolbaş, Erdem Gencan, Hasan Dağtekin, M. Can Azbay, İsfendiyar Eyüboğlu, Recep Maraşlı, Mesut Baştürk, Nezir Çetin, Faruk Altun

Şîroveyeke nû binivisêne

Plain text

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.