Politik Vefasızlık
Hüseyin Turhallı
Tarih: 26 Temmuz 2008 Cumartesi
Korkudan dilini yutmuştu kocaman şehir. Yürüyen ölüler doldurmuştu sokakları. Bir yağmur damlasına hasretti çölleşen yürekler. Devrimin fırtınası, zindanlarda çığlığa dönüşmüştü.
[b]1983 yılının sonbaharıydı. Uzun fistanlı, beyaz tülbentli bir grup kadın öfkeyle valiliğe doğru yürüyor, bağırıp çağırıyordu. Sanki tufanı getirmeye gidiyorlardı; analar, eşler ve kız kardeşler. Feryat, sokaklarda yürüyen ölülerin kulaklarında uğuldadıkça, valilik önünde kitle seli oluşuyordu. Bir gözünden sakat 55-60 yaşlarında bir kadın “Zindanda çocuklarımız öldürülüyor“ diye bağırıyordu. Görevliler gittikçe büyüyen kalabalığın tufana dönüşeceğinden korkmuş olacaklar ki valiyle konuşmak üzere kadınları içeri aldılar.
Dağılan kitle “Polisin üstüne yürüyen kadın Kör Saliha'ydı“ diye fısıldıyordu.
Sonra yolları ayrı düştü oğlu Mehmet Şener ile partinin. Çağdaş bir parti ve mücadele tarzı öneriyor diye Mehmet Şener'i yakalayıp sorgulardan geçirdiler. Yoldaşlarının katil olacağından korktu ve kaçtı. Ama yine de bulup vurdular onu. Garip bir ülkede garip bir biçimde. Bir mezar taşı bile çok görüldü Mehmet Şener'e.
Duydum ki Saliha ana evlat acısından ve Kürdün vefasızlığından karanlık bir odaya kapanmış, kör kötürüm. Sobayı yakayım derken üstüne devirmiş. Yanarak can vermiş. Her nedense “Böyle bir evlat doğuracağıma taş doğursaydım“ diyenler analar anası ilan edildi. Kör Saliha ise hain ve ajan....![/b]
“Ferhat'ı kaçırmışlardı. Alay'a gittim. Bana “Eğer HEP'in levhasını indirmezsen oğlunun cenazesini alacaksın!“ dedi Bitlis Alay komutanı. Bu levha bir halkın davasıdır; kaldıramam! Ama Ferhat benim oğlumdur. Cenazesini kaldırabilirim“ dedim. İki gün sonrasında cenazesini bana teslim ettiler oğlumun“ diyordu İshak Tepe rızgari sitesinde çıkan bir söyleşisinde. [b]“Tüm çocuklarımı bu davaya kurban verdim. Kendim de katıldım. HADEP'te hakim olan İmralı havasından sonra arkadaşlarıma, hele gelin durumu bir tartışalım dedim. Kimse dönüp yüzüme bakmadı. Çıktım gittim.“[/b]
Bu eşsiz vefasızlık örneklerinden onlarca ve belki de yüzlercesini sayabilirim. Ya ben yada biz....?
İnsanlar, dağda, şehirde sokak ortasında infaz ediliyor, köyler evler yakılıyordu. Defalarca panzer ve kurşunlara hedef yaptım bedenimi. Ölmedim ya da ecelsiz alamadılar canımı. Dağlara vurdum ve her asi gibi ben de arkamdaki tüm köprüleri yaktım. On yılın her bir anında yüzlerce defa ölümle kucaklaştım. Ölmedim yada alamadılar ecelsiz canımı. Bir yerden sonra makas değiştirdi bindiğimiz tren. “Durun! Tartışalım! Biz özgürlük için yola çıktık. İrademizi zindana hapis etmeyelim dedim. Dönüp bakmadı kimse yüzüme. Acaba ve kuşkular kuyusuna atıldım. Çektim gittim.
Her nedense bu aşamadın sonra üst üste birkaç defa ismim görüşme notlarında geçmeye başlayınca istihbarat servislerince kuşatıldım. “Binmiş olduğun treni, yolcuları anlatacaksın“ dediler. Adımdan gayrısını bilmiyorum dedim. Oradan oraya savruldum. Almanya'da yakalayıp hapse atıldım. PKK arşivi sende dediler. Anlatacaksın! Yoksa! Türkiye yolunu gözlüyor dediler. Adımdan gayrısını bilmiyorum, dedim.
Yargılandım, beraat ettim. Ancak bu sefer sınır ihlalinden tutukladırlar. “Bu adam çok tehlikeli!“ diye yazılıp gönderilen [b]7 ihbar dilekçesi varmış hakkımda. Bu dilekçe sahiplerinin hepsi Kürt'tü. İki tanesi de Almanya Kürt derneklerinden gönderilmişti.....![/b]
Varlığımı adadığım Kuzey Kürt siyaseti Türkiye'ye teslimim için dilekçe üstüne dilekçe yazarken “ İlkel Milliyetçi (!)“ KDP kökenli kuzeyli bir Kürt de tüm avukatlık ve tercüman masraflarımı üstlendi. Tahliye sonrasında teşekkür amacıyla yanına gittim. “Ben seni tanımıyorum ve sen de beni. Yaşamımda tek bir kere olsa bile KDP ile ilişkim olmamıştır. Neden bana yardım etme gereğini duydunuz?“ deyince o da bana “2001 yılında Başur Dıbe Kurdıstan başlıklı yazınızı Özgür politikada okumuştum. Beni sana getiren o yazının dışında hiçbir şey yoktur“ dedi.
[b]Ne dersiniz? Belki de “İlkel milliyetçileri“ devlet yapan bu vefa kudretidir![/b]
“ Dr. Ali kod adlı Yusuf Turhallı verdiği kayıplar nedeniyle sorgulamaya alınınca infaz edileceğinden çekinerek 20 arkadaşıyla birlikte KDP'ye sığındı“ biçimindeki haberi ben de basından okudum. Eğer bu kayıp haberi doğru olsaydı kardeşime “Onurlu duranlar hesap vermek zorunda. Bu halkın çocuklarına karşı sorumluluktan kaçamayız! Geri git hesabını ver!“ diyecektim. Ama Serxwebun Temmuz sayısında “Neden herkes kayıp veriyordu da sen vermedin? Neden bizim dayatmalarımıza rağmen yapı seni seçiyor? Demek ki gizli planların var!“ biçiminde sorularla doluydu.
İmralı görüşme notlarında da “Dr. Ali'nin Dicle ile birlikte kaçarak KDP'ye sığındığını basından okudum. (Ama ben okuyamadım!) Her şeyi bir kadına satıyorlar. İyi araştırılmalı. Avrupa bunlara karı-kız, para veriyor“ Son hafta görüşme notlarında da çetelerle bağlantı kuruluyor, savcılar, Türk ve Alman devleti göreve çağrılıyordu.
Önder olmanın temel vasıflarından biri adil olmayı bilmektir. 10 bin sayfa savunma yazan Öcalan yüzlerce defa ölümden geçmiş ve 20 yılını halkın davasına adayan bir yoldaşı için “Hele onu da bir dinleyelim. O ne diyor?“ diyebilmeliydi.
[b]Dr. Ali bulunduğu ortamdan ayrılırken “Partinin bana aldığı tek değer üzerimdeki şu tarak ve aynadır. Onları da bırakıp gidiyorum“ diyerek not bırakmış ve tek başına kendisini bir başka ölümün içine atmıştır.[/b]
[b]
Dr. Ali, 1988-90'nın Deniz Gezmiş'i, üniversite gençliğinin tartışmasız lideriydi. Dağa çekip gittiğinde de yüzlerce kişi de arkasından gitmişti. Diyarbakır kampındaki peşmergeler zehirlendiğinde üniversiteyi ayağı kaldırmış, yüzlerce arkadaşı ile birlikte katillerin üzerine yürümüştü. Yakalanıp hapse atıldığında da “Ben doktorum. Eylemim, Hipokrat yeminimdir. Ben yaşamı savunurum“ demekten de çekinmemiştir.[/b]
Serxwebun/Temmuz sayısında ilkelliği överek göklere çıkaranlar Dr. Ali'nin düşünce ve davranışlarını mahkum (!) ederken kendilerini de ele vermiştir. Dr. Ali'yi tasfiye eden anlayışa göre; özgürlükçü, hümanist ve demokrat olmak, yürütülmekte olan politikayı ve savaşı bilim ölçülerinde sorgulamak, mücadele yoldaşlarına karşı vefalı olmak, tasfiyeciliktir!
[b]Dr. Ali mücadeleye adım attıktan sonra sadece ailesinden 30 şehit ve bir o kadar da işkence ve zindan mağduru sakat vermiştir. Şehit düşen yakınları kadar sağ kalanlarının da düşman karşısında dik duruşlarından hep gurur duymuştur[/b].
Bu aşamadan sonra Dr. Ali açıklama yapar mı yapmaz mı, yaparsa kapsamı, içeriği ve hedefleri nasıl olacak onu bilmiyorum. Bu kendisinin karar vereceği bir konudur. Ancak yalan-dolanlarla olayları çarpıtma yerine sorunu dünyaya bakış açısı, kavrama, algılama ve düzey sorunu olarak görmek herkesin yararına olacaktır.
Vefa “ilkel milliyetçilere“ devlet getirdi. Kuzeyli Kürtlerin gayrı resmi tarihi ise vefasızlık yüzünden kaybedilen zafer fırsatlarıyla doludur. Biraz da bu pencereden bakabilsek.....
Hüseyin Turhallı
[email protected]