بازبدە بۆ ناوەڕۆکی سەرەکی
Submitted by Anonymous (Pesend ne kirin) on 5 December 2008

Konfederalizmin ilkeleri I

'1. insanlýk Zagros eko-sisteminde gerçekleþen tarým devrimi temelinde 19. yüzyýl baþlarýna kadar gelmiþtir. 19. yüzyýl baþlarýnda ikinci büyük devrim olan sanayi devrimi gerçekleþmiþtir. Bu ikinci devrim ulus-devletin oluþmasýnda önemli rol oynamýþtýr. Ulus-devlet sistemi ise 20. yüzyýlýn sonlarýna doðru toplumsal geliþmenin, demokrasi ve özgürlüklerin önünde en ciddi engel durumuna gelmiþtir.' (Abdullah Öcalan)

Batý merkezli düþünceler, tarih felsefeleri, Grek yarýmadasýný uygarlýðýn doðuþ kaynaðý olarak iþledi, iþlemeye de devam ediyor. Ne var ki, arkeolojik kazýlardan elde edilen veriler, çözümlenen belgeler uygarlýðýn filizlendiði topraklar olarak Mezopotamya'yý gösteriyor. M.Ö 3500 yýllarýna tekabül eden ilk þehir devleti Mezopotamya'da kuruluyor. Geriye dönük, bilim yöntemi ýþýðýnda baktýðýmýzda, kültürel birikimin üretim ve ona dayalý toplumsal iliþki biçimi olarak bütünlüklü bir sisteme dönüþmesi; yani uygarlýðýn oluþmasý binlerce yýl gerektirir.

Ayný topraklarda uygarlýðýn doðuþunu hazýrlayan verimli neolitik çaðdýr, onun büyük birikimleridir. Neolitik çað bir uygarlýk deðildir ama uygarlýðýn oluþmasýný saðlayan büyük kültürel birikim çaðýdýr.

Neolitik çaðýn birikimleri, tarým devrimini ve ilk kent devletlerini doðurdu. Kent devletleri uygarlýðýn dölyataðý, kozasý sayýlabilir. Uygarlýðýn tözü orada gizlidir denebilir. Zira sonraki geliþim, oluþumun forma kavuþmasý gibidir. Ýlk bilim, felsefe, iktisat, politika, sanat, spor ve þehir kültürünün birçok parametresi bu kent devletçiklerinde ortaya çýkmýþtýr. Demokrasiyi sadece iktidarý kullanma araçlarýyla sýnýrlamadýðýmýzda, bir rejim olarak deðil de sistem olarak baktýðýmýzda, ilk uygulama alanýnýn Mezopotamya olduðu daha iyi anlaþýlýr. Rahiplerin etkili olduðu bu ilk oluþumlarýn neolitiðin bir nevi devamý sayýlabilecek özellikler taþýdýðý açýktýr. Mitolojiye bakýldýðýnda -ki toplumsal yaþam ve iliþkilerin dev bir aynada metaforu olarak bakýlabilir-yönetimde demokrasiden oligarþiye doðru bir seyir izlendiði görülüyor. Kadýnýn, özgür kabile neferlerinin katýlýmý, köleliðin henüz tanýmlanabilir nitelikte oluþmamasý; Bu aþamada toplumsal yaþam ve yönetimde demokrasinin ilkel halini yaþadýðý rahatlýkla söylenebilir.

Ýlk oluþumlar, kabilelerin aþiretleri, aþiretlerin aþiret birliklerini, yani ilkel konfederasyonlarý oluþturmasý biçimindedir, bu organizasyonlarda bir tür basit doðrudan demokrasi uygulanmýþtýr. Sistem dýþý kalan çevre kabileleri, aþiretler ve çeþitli sosyal topluluklarda kominal yaþam süregelen bir Doðu toplumlarý özelliðidir. Demokrasinin bu primitif hali kominal-kolektif katýlýma dayalý geliþiyor. Devam eden süreçte merkezi köleci krallýklarýn yayýlma ve saldýrýlarýna karþý gevþek birlikler olarak örgütlenen aþiret yapýlarýnda da doðrudan demokrasi örneklerine rastlýyoruz. Bu konuda en somut yazýlý bilgi Asur imparatorluðuna karþý direnen Med organizasyonlarýnda bulunmaktadýr. Batý kaynaklarýnda 'Asyatik üretim' denilen sistemin sosyal niteliklerinden en önemlisi; kominal iliþki biçiminin korunmasý ve sürdürülmesini saðlamasýdýr. Medler hiçbir dönem tek merkezli katý bir devlet yapýlanmasýna dönüþmeden aþiret konfederasyonlarý olarak kalýr. Kominal, kolektif grupsal aidiyet Ortadoðu toplumunun binlerce yýl süren güçlü bir kök damarýdýr.

Özetle: Zagros yamaçlarýndan Mezopotamya ovasýna doðru akan kaynak sularýnýn biriktirdiði verimli aluvyal topraklarda uygarlýk nehri oluþtu ve akmaya baþladý. Uygarlýða dair arkaik köklerin tümü orada saklý. Uygarlýðýn tözü, yani cevheri ilk Mezopotamya kentleridir. Biraz gecikme ile Nil Ülkesi Mýsýr'dadýr. Ardýndan, eþ zamanlý, Doðu Akdeniz ve Anadolu'dadýr. Devamýnda, üçüncü türev de olsa Girit'te, Grek yarýmadasýnda yeni bir form kazanan uygarlýk nehri, o bitek topraklarda, baþ döndürücü bir görkeme ulaþýr.

Ayný zamanda ilk büyük küreselleþme dalgasýnýn gerçekleþtiði çaðdýr. Ve tarým devrimi ile baþlayan bu ilk uygarlýk salýnýmý 19.yüzyýlda Sanayii Devrimi'ne kadar sürmüþtür.

Hýristiyanlýk, kilise kültürü Doðunun Avrupa'ya son büyük aþýsýdýr. Ortaçaðýn tümden karanlýk olduðu iddiasý büyük bir inkârdýr. Rönesans ve muhteþem klasik çað sanat ve mimarisi kilise kültürünün koynunda þekillenmiþtir, ondan beslenmiþtir.

Rönesans bir kýrýlma ve yeni yükseliþler çaðýný baþlatýr. Uygarlýðýn, güneþin doðduðu Doðu bir yýldýz gibi en parlak zamanýnda içine çökmeye baþlar. Felsefe ve sanatta Rönesans'ý besleyen kaynaklarýn cevheri onda gizli olsa da artýk yeni maceralara atýlacak enerjisi kalmamýþtýr. Kendi karanlýðýnda boðulmaya baþlamýþtýr çoktan.

***

Ulus devletin oluþumu üç yüz yýllýk bir süreçtir; Rönesans, reformasyon ve 17-18. yüzyýlý saran Aydýnlanma Hareketi, Avrupa'da, uluslaþmanýn düþünsel, politik boyutunu hazýrlamýþtýr.

Uluslaþma, etnik, siyasal, ekonomik, ideolojik, askeri ve kültürel yönleri olan kombine bir sistemin oluþumunu ifade eder. Tek uluslu üniter devletlerde etnik olarak, tarih, dil, kültür birliði önemli þartlardýr. Ýdeolojik olarak milliyetçilik neredeyse din düzeyinde abartýlmýþtýr. Liberalizm önemli oranda geliþse de, esas ideolojik format milliyetçiliktir. Ulusun oluþumu için pazarýn ve ulusal burjuvazinin çýkarlarýnýn korunmasý gerektiðinden; 'Vatan' kavramý ulusal topraklar manasýnda kutsanmýþ, sýnýrlar, 'vatanýn bölünmez bütünlüðü' tartýþmasýz ilkeler olarak yerleþmiþtir. Ortaçaðýn parçalý derebeylik yapýsýný ve ondan kaynaklý sýnýrlarý paramparça eden burjuvazi, ulusal pazarý oluþturarak iktisadi birliði saðlamýþtýr. Ulus devlet böyle bir sistemin en önemli bileþeni olarak þekillenmiþtir. Ulusal hukuk sistemiyle, vatandaþlýk yasalarýyla bireyler, dar feodal, cemaat aidiyetlerinden koparak ulus devletin hukuk karþýsýnda eþit vatandaþlarý haline getirilmiþler. Yani ulus devletler ayný zamanda laiktirler. Milliyetçilik, esas olarak burjuva sýnýfýn çýkarlarýný, tüm ulusun çýkarlarý olarak lanse etme örtüsü rolü oynamýþtýr. Tabii ki bu teorik çerçeve bir plan olarak her yerde uygulanmamýþtýr. En geliþmiþ modeli Fransa'da þekillenen ulus devlet, doðu Avrupa da ve daha sonra sömürge ülkelerde ulusal kurtuluþ savaþlarýyla kazanýlan baðýmsýzlýk sonucu inþa edilmiþtir.

Ulus devlet sanayi devriminin sonucu olan üretim iliþkilerinin dolayýsý ile toplumsal iliþkilerin ürünüdür. Sanayi devrimi fabrikasyon yani seri ve standart ama ayný zamanda merkezi ve bürokratik üretim sisteminin; fabrika sisteminin topluma uyarlanmasý ile sonuçlanmýþtýr. Merkezi bürokratik tekleþtirici yani standartlaþtýran sistem eðitim, idari yapý ve üretim baþta olmak üzere yaþamýn bütün alanlarýnda genelleþmiþ hâkim hale gelmiþtir. Modernizm de aydýnlanma ve Sanayii devriminin eseri olan bu sistemin adý oluyor.

***

19. yüzyýlýn sonlarýnda ulusal pazar doyuma ulaþýnca kâr hýrsýnýn motive ettiði kapitalist sermaye dýþa açýlýyor. Ýktisat yasalarý gereði sermaye daha küçüðünü yutarak tekelleþme sürecine giriyor.

Emperyalizm denilen bu aþamadan itibaren ulus devlet aþýnmaya baþlamýþtýr ve 20.yy.ýn sonunda ortaçaðýn derebeyliklerine benzer bir rol oynar hale gelmiþtir. Bu noktadayýz.

Bundan sonraki bölüm; konfederalizm II-III
'2. 20. yüzyýlýn baþýnda geliþtirilen uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakký ilkesi, devlet kurma hakký olarak anlaþýlmýþtýr. Bu temelde oluþan ulus-devletler günümüzde geliþme önünde ciddi engel durumundadýrlar. Ulus-devlete dayalý birleþmiþ milletler modeli yürümemektedir. Körfez Savaþý ve Irak'taki durum bunun kanýtý olmaktadýr.'

'3. Bundan çýkýþýn temel yolu, ulus-devlete göre geliþen küresellik deðil, tamamen halka dayanan ve gücünü tabandan alan demokratik konfederatif sistemdir. Ýnsanlýk tarihinde devlet olgusu ezeli olmadýðý gibi, ulus-devlet de ebedi deðildir. Günümüzde küreselleþme ile ulus-devlet aþýlmaktadýr. Ancak bu süreçte emperyalizm ciddi bir yeni sistem modeli geliþtiremediði için, mevcut sistemin krizi derinleþmiþ ve kaosa dönüþmüþtür.'

Insanin bir şeyi savunup savunmamamsi için hakkli ve mantikli sebeplerinin olmasi lazimdir. Keza ayni şey bir kazanima yada bir isteme karşi çikilinacaksa hakkli ve mantikli sebeplerin olmasi lazimdir. Sorun şu: KÜRDLER NE ISTIYORLAR yada KÜRDLER NE ISTEMELIDIRLER veya BIZ KÜRDLER NASIL BIR ÇÖZÜMÜ SAVUNMALIYIZ. Bu sorunun cevabi, hem icinde Kürdistan sorunun cözümünü barindirmakta hemde herkesin gerçek yüzünü ortaya çikmasina da yardim etmektedir. Bizler eğer KÜRDISTAN SORUNUN ÇÖZÜMÜ BAĞIMSIZ KÜRDISTANDAN GEÇER DERSEK. Yani ÇÖZÜM BAGIMSILIKTIR dersek. Kürdistan halkinin yüzde dosandokuzu buna gözü kapali evet derken. Birileri bu talebe yada bu isteme öylesine şidetli bir şekilde karşi koymaktadirlarki, bu karşi duruş neredeyese bizi sömürgeleştiren güçlerin karşi duruşlariyla aynidir. Bu bağimsizlik karşitlari Kürdtürler ve Kürdistani Kurtaracaklarinin da iddasi içindedirler. Bu zatlar ortada politikaci ve aydin sifatlariyala da dolaşmaktadirlar. Peki bunlarin bir alternatif çözümleri varmidir. Kesinlikle yoktur. Zaten bunlarin işi çözüm değil çözümsüzlüktür. Var olan statukonun ömrünü uzatma çabalaridir. BIZ NEDEN BAGIMSIZLIĞI SAVUNMAYALIM KI? Bizim özgürlükten yana bir problemimiz mi yok? Buna hakkimiz mi yok? Bağimsizlik kötü bir şeymidir? Kürdlere zararli bir şeymidir? Kürdler için tehlikeli bir şeymidir? Kürdlerin çikarina degilmidir? Değilse hangi çikarlarina değildir? Kürdlerin bagimsizliklarini istemeleri bir suçmudur? Yada bağimsizlik günahmidir? Kürdler bağimsizliklarini istemekle günahmi işlemiş olurlar? Kürdlerin bağimsizlik istemi ayipmidir? Ahlaksizca bir şey midir? Kürdler bağimsizliklarini elde etmeleri durumunda başkalarinin haklarini mi yemiş olurlar. Yada Kürdler bağimsizliga layik değiler mi? Yoksa daha zamanimi gelmedi? Bir bin yil dahami beklemiz mi lazim? Kürdistanin bağimsizlik stratejisine karsi gelenlerin önce bu sorularin cevabini vemeleri lazim. Siz neden bağimsizliğa karşisiniz beyler?. Kürdlerin 10 bin yilardir yaşadiklari kendilerine ait bir topraklarai var. Bu topraklari hiç kimseden de gasp etmediler. Kürdlerin nufusu 50 milyon civarinda. Var olan devletlerin kaç tanesi bu nufusa sahip? Böylesine köklü ve bu nufusa sahip başka bir ulus varmidirki kendi devletine sahip olmasin? Başka bir halk varmidirki, bizden çok geri bir iki halk grubu tarafindan ikinci sinif vatandaş ve köle olarak sömürülsün ve TC de türk denen azinlik tarafindan tüm hakklari gaspedilmiş olsun(Kürdler tükürse dahi türkleri tüküreklerinde boga bilirler). Biz bir Ulusuz, kendimize ait bir dilimiz, kendimize ait bir kültürümüz kendimize ait bir ülkemiz var ve 2000 li yilarda yaşiyoruz. Ama ismimiz yasak, dilimiz yasak, kültrümüz talan altinda, insan yerine konmadiğimiz gibi kendi öz ülkemizde bir avuç çapulcunun köleleri durumundayiz. 80 yildir büyük bir trajedi yaşamaktayiz. En doğal haklarimiz bile gasp edilimiştir. Tarihi haksizliklarin en büyüğüne uğramiz bir halk olarak, hiç kimseye verecek bir hesamiz yok. Ama bize karşi suç işlemiş ve halende işlemeğe devam eden ülkelere karsi sesimizi çikarmayip bu durumumuzu bir kadermiş gibi kabulenmek neden? En önemli soru bu 80 yillik dönemde dünyanin haritasi üc kere degişmiş olmasina rahmen bizim durumumuzda hiç bir değişikliğin olmamayişinin nedeni nedir? Diş etkenler büyük bir rol oynadi ama bence, köleliğimizin nedenin yüzde doksanin suçu bizim iç nedenlerimizidir. Biz ulusal bir ruha sahip değiliz. Biz ulusal bir önderliğe sahip değiliz. Bizim ULUSAL BIRLIĞIMIZ HIÇ BIR ZAMAN OLUŞMADI(Güneyde yeni yeni filizlenmeye başlayan sancili bir birliğin olmasi sevindirici) Bizim her şeye rahmen ve her koşulda savunduğumuz, kendimiz için olan bir politikamiz olmadi. Her zaman başkalarinin haklari için kendi hakklarimizdan kolayca feragat ettik. Ve sonrada neden hakklarimiz yok diye feryadi figan ettik. Her zaman başkalari kazansinlar diye yapmadiğimiz şey ve vermediğimiz bedel kalmadi. Sonrada biz neden kazanmadik da başkasi kazandi serzenişinde bulunduk. Düşmanimizla restleşmemiz gereken zamanda. Yelkenleri indiren taraf olduk, ilk pazarlikta en aziyla pazarliğa başladik ve payimiza hiç düşüncede. Nasil oldu diye karakara düşündük. Bize ait olan baği haramilere bir kilo üzüm karşiliğinda terk ettik. Bunu sonucunda avucumuzu yaladiğimiz gibi haramiler bizim bağa el koydu. Bugün yapilan şeyde bağimizi geri almak yerine bir kilo üzümün davasini yapmaktan öteye bir şey değil(Bağimsizlik karşitlari israrla bunu yapmakta) Birbirimize karsi oynadiğimiz ayak oyunlarinin yüzde birini dahi düşmana karşi oynama teşebüsünde bulunmadiğimiz gibi biribirimize duyduğumuz kinin binde birini düşmana duymadik. Bizim kadar düşmanina aşik ve ona toz kondurmayan baska bir millet varmidir acaba. 1920 lerde de sorun ayniydi bu gün gene ayni sorun var. Eğer ilada sorunun adini koymak gerekirse. Evet bizim bir kaç tane sorunumuz var. 1- Önderlik sorunu 2- Ulusal birlik (BIRLIK) sorunu 3- Ulusal bilinç ve ulusal değerlerimize sahip çikma sorunu 4- Kendine ve halkin gücüne güvenme sorunu(INAÇ SORUNU) Bunlar bizim hastaliklarimiz ve biz bu hastaliklarimizi taşidiğimiz müdettçe kazanma şansimiz yoktur. BIZ HIÇ BIR ZAMAN GÜÇLÜ BIR ŞEKILDE KENDI ULUSUMUZ VE ÜLKEMIZIN BAĞIMSIZLIĞI IÇIN BIR ISTEMDE BULUNMADIK. Biz, araplar için, Farslar için türklerin bekasi için her şeyi istiyoruzda. BIR BIZ KENDIMIZ IÇIN BIRŞEY ISTEMIYORUZ BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. Utanmasi gerekenler bizim ülkemizin ortasinda mayin tarlalari geçiren ve bizi barbarlara peşkeş çekenlerle, bizi acimasizca yok etmek isteyen barbarlar. Halen bizim var olan statumuzun devam etmesi icin herşeyi yapmaktalar ve utanmiyorlar. BIZ kendi hakkimiz olan ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ istemekten utaniyoruz. BIZ HAKKIMIZI ISTE(YE)MIYORUZ IDAA ETMIYORUZ. HAKSIZLAR ISE HAKSIZLIKLARINDA ISRAR EDIYORLAR. Özgürlük, ne ayip, ne günah, nede suçtur. Özgürlük her milletin yaşamasi gereken bir haktir. Suçlular, bir mileti zorla özgürlüklerinden mahrum edenlerdir. Özgür bir Kürdistanda Kürdlerin dili kurtulacaktir ve Kürdler baska dileri dayakla ögrenmek gibi bir ayibi yasamak zorunda kalmayacaklardir. Özgür bir Kürdistanda Kürdler layik olduklari yaşami şereflice yaşayacak, ilkel ve barbar mahluklarca aşagilanamayacaklardir. Özgür bir Kürdistanda, kendi kilamlarimizi, kendi geleneklerimizi, kendi kendimizi yaşayacağiz. Ve artik kendimiz olma gururunu yaşayabilecegiz. Özgür bir Kürdistanda mayin tarlalarinda kolarimiz va bacaklarimiz kalmayacak. Kendi kardeşlerimize gitmek için canimizi riske atmak zorunda kalmayacagiz. Dünyanin en zengin ülkesinde yaşam şitandartlari yüksek bir devlette, insanca yaşamanin kosularina kavuşacagiz. Özgür bir Kürdistan bizim hakkimiz. Özgür bir Kürdistan bizim bin yillik ulusal bir özlemimiz. Özgür bir Kürdistanda şehitlerimizin ruhlari şad û bahtiyar olacak. Özgür bir Kürdistan, artik kimsenin bize çok görmeğe ve hayir demeğe hakinin olmadigi bir hakkimizdir. KÜRDISTANIMIZI BIZ ISTEMEZSEK VE ALMASAK KIM BIZE VERIR? KÜRDISTANIMIZI BIZ ISTEMEZSEK VE ALMASAK KIM BIZE VERIR? KÜRDISTANIMIZI BIZ ISTEMEZSEK VE ALMASAK KIM BIZE VERIR? KÜRDISTANIMIZI BIZ ISTEMEZSEK VE ALMASAK KIM BIZE VERIR? KÜRDISTANIMIZI BIZ ISTEMEZSEK VE ALMASAK KIM BIZE VERIR? Ulusal gercekligimiz bu iken. Kim Neden Hangi hakkla Bizi bu hedefimizden alikoymak ve köleliğimizin devamini bizden istemektedir. Bagimsizlik denen şeyden daha önemli neyiniz ve böylesi bir hedeften vaz geçmemiz için hangi çok çok çok çok önemli sebepleriniz var beyler? Bize aciklarmisiniz. Halkimiz istiyormu ? EVET. Bu bizim hakkimiz mi? EVET. Bunu elde edecek güce sahipmiyiz? EVET. Bu oğurda ağir bedeler ödedik mi? EVET. Peki neden halen buna karşi çikiyorsunuz. Sizin bize sunacaginiz tek bir gerekçeniz var. Ardina siginacağiniz gerekce de şu: ULUSLARARASI KOSULAR UYGUN DEGIL. Bunu savunduğunuz andan itibaren siz kendiniz Kürdleri bir güç olarak görmememkte ve onlari hiç haline getirmektesiniz. Sizin hiçleştirdiğiniz Kürdleri başkalari da güçten saymaz. Dolayisiyla dengede de yeri olmaz. Peki uluslar arasi koşular nedir? Bu koşulari oluşturan, belirleyen ve etkileyen faktörler nelerdir? Uluslararasi gücler dengesi. Nasil oluşuyor bu güçler dengesi denen şey? Güc orani ile, Yani herkes gücü oraninda söze sahiptir. Yani orman kanunudur, güçlü ve akili olan yaşayacak olmayaninda cani çikacak. Peki neden hic bir kere su soruyu kendimize sorma gereği duymuyoruz? Dünyada son yüzyil icinde dünyadaki gücler dengesi üc kere degişti de, neden bizde bir degisiklik olmadi? ÇÜNKÜ BIZ HIÇ BIR ZAMAN DENGEYI ETKILEYECEK BIR GÜÇ OLMADIK YADA DA DAHA DOĞRUSU, GÜÇLERIN YARIŞTIĞI ALANA YA ÇIKMADIK YADA BU GÜÇLER DENGESINIDE BIZI HER SEFERINDE NAKAVT EDEN BOKSÖRLERIN MANAJERLIĞINI YAPIP ONLARIN PAZILARINI YAĞLADIK VE KAZANMALARI IÇIN DUA ETTIK, ONLARA AKIL VERDIK. ONLARIN BIZI NASIL YENEBILECEKLRINI ONLARA ZEVKELE VE ŞEVKLE ANLATTIK. TIPKI BU GÜN BIRILERININ YAPMAKTA OLDUĞU GIBI. YANI KENI POTANSIYELIMIZI YA ORTAYA CIKAR(A)MADIK YADA BAŞKALARIN GÜCÜNE GÜÇ KATMAK IÇIN KULLANDIK. Ha demeki problem bizde. Biz kendimiz dengeye ağirligimizi koymak yerine bizim denegemizi bozanlara omuz verdik. Biraz kaba olacak ama siz böylesi bir meydanda her seferinde kendinize eşekligi reva görürüseniz başkalarinin yapacaklari şey size semer vurmaktir. Biz her seferinde TC, yi Irani, Suriyeyi... Filistini vb kurtarmaği kenimizin asil hedimiz haline getirirsek. Onlari kurtarmaktan bize de sira gelmez. Siranin başindayiz otobüs geliyor ve tek kişilik bir yer var, bu yer bizim hakimiz ve binip gitmemiz gerekirken başkasina yerimizi veriyoruz. Ondan sorada sap gibi oratda kaliyor ve şofüre de kiziyoruz. Bülgemizdeki dengeleri ve uluslararasi güçlerin bölgemizle ilgili politikari oluşuyorken, bölgedeki güçlerin tavirlari, duruşlari ve güçleri, bu pazarlikta ve oluşak yeni dengede onlarin yerini, haklarini ve pozisyonunuda belirler. ULUSLARARASI DENGENIN BÖLGEMIZDEKI DURUMUNU BELIRLEYECEK OLAN BIZIZ. HIÇ KIMSE BIZE RAHMEN BIZIM YOK SAYILDIĞIMIZ BIR DENEGEYI BÖLGEMIZE DAYATAMAZ. Ama biz ne yapiyoruz. Kendimizde başka herkes için birşeyler istiyoruz? Örnegin AB – TC ilişkisi oluşacak yeni bir dengenin olşum sahfasidir. 4 milyon türk 30 milyon kürde kaşi düşünüldüğünde bu dengede kimin borusunun ötmesi lazim? 30 milyon Kürdün. Ama gel görki kazin ayagi öyle degil. 30 milyon kürd bu pazarlikta bir hiç yada eşek mamelesi görmekte. NIYE ? BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ KÜRDISTANIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. Hatta BIZ BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. BIZ BIR ŞEY ISTEMIYORUZ. Şimdi bu durum hep böyle devam ederse ve biz enerjimizi bizi sömürgeleştiren ülkelerin çikarlarini savunmakal harcarsak hic bir zaman uluslararasi durum müsayit olmayacak. Siz AB ye TC nin alinmasi için giderseniz. Orada hiç bir şeyi temsil etmezseniz, kim sizi insan yerine kor. Siz „Kürd" sorununu iki dil kursu ve bi „X" ile „W" olarak görürseniz. Alacaginiz şeyde belidir. Demeki BAĞIMSIZLIGA KARŞI ÇIKMAK IÇIN sizin hakkli sebepleriniz yok. Peki neden Kürdleri kandirmakla meşgulsunuz. Efendim Kürdler, şu an hiç bir haklarindan bahs etmemeliymişler de, zorluk çikarmamaliymişlarda(ne denmekse), Iranin, Suriyenin TC nin demokratikleşmesi için çalişmaliymişlarda. Bölgede bariş ortami olmasi için Kürdler kendi haklarindan bahs etmeliymişlerde eğer Kürdler böyle bir şsey isteseler mazalah savaş çikarmişta..... Biz her şeye rahmen bu barbar ve çapulcular sürüsüyle birleikte yaşamağa çalişmaliyizmişizda. Kimine göre müslüman olduğumuz için, kimine göre sosyalist olduğumuz için kimine göre „halklarin kardeşliğinin yüzü suyu hürmetine". Siz böyle düşündükçe payiniza kölelikten başka bir şey düşermi? TC nin Iranin ve Suriyenin hatta Irakin demokratkleşmeleri mümkünmü? Yada onlarin demokratiklesme yada dahada barbarlaşma sornunu neden bizim sorunumuz oluyor? Irakta herşey tüm açikliğiyla ortada değil mi?. Kürdlerin dişinda demokrasi isteyen varmi? YOK. Demokratikleşme olsa dahi bu KÜRDISTAN sorununu çözermi? YOK. Bu gücler Kürdlerin dostlarimidirlar? YOK. Kürdlerin kazanmasi bunlarin kaybetmesindenmi geçer? EVET. Bizim sorunumuzun başida sonuda KÜRDISTANDIR. Halen bağimsizliga karşi ne üdüğü beli olmayan ama özünde Kürdistanin parçalanmişliğinin ve sömürge olarak kalmasinin devamini sağlamak amaci taşiyan bir ideolojiyi savunanlar. Ve bu sürekliliği Kürdlerede kabul ettirmek isteyenler. Sizin politikalariniz Anti- Kürdistani politikalardir. Sizin yaptiğiniz şey Kürd düşmanliğidir. TC den aldiğiniz destekle ortalarda dolaşiyorsunuz. Sizin Kürdlük ve Kürdistanla zere kadar alakaniz yok. Sizler hayin, yalanci ve şarlatansiniz. ............................ BIZ Kürdler BIRLIK ISTIYORUZ. AMA ÖNCE SAFLARIN NETLEŞMESINI ISTIYORUZ. YANI TC YI KURTARMAK ISTEYENLERLE KÜRDISTANI KURTARMAK ISTEYENLERIN AYRIŞMASI LAZIM. TC NIN POLITIKALARINI BIZE PAZARLAYANLARIN MASKELERININ DÜŞMESI LAZIM. BIRLIK AMA KÜRDISTAN IÇIN VE KÜRDISTANI GÜÇLERLE. Biz BAGIMSIZ KÜRDISTANI ISTIYORUZ. BIZ Kürdler ne AB yi nede TC nin AB öyeligini istiyoruz. Bizi ne TC nin „demokratikleşemesi" nede dalkavuklaşmis Kürdlerin TC ye yalakalilari ilgilendirmiyor. BIZ ARTIK KAPIMIZI ÇALAN ÖZGÜRLÜĞE KAPIMIZI AÇMALIYIZ. EVET ÖZGÜRLÜK KAPIMIZDA DURUYOR YAPACAĞIMIZ TEK ŞEY ONU KENDI ELERIMIZLE IÇERI ALMAK. ONU BAŞKA BIR ZAMANA GÖNDERMEĞE HAKKIMIZ YOK.

Öcalan: 33 asker için komisyon kurulsun İSTANBUL / Meclis'te Adalet ve Hukuk Komisyonu kurulması önerisini bir kez daha yineleyen Öcalan, "33 asker olayı da dahil tüm olayların daha iyi anlaşılabilmesi için Adalet Komisyonu kurulursa biz her şeyi anlatmaya hazırız. Başbakan bu konuda yetki çıkarabilir. Ondan sonra kimin affedilip kimin affedilemeyeceğine kamuoyu vicdanı karar versin" dedi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgiye göre görüşmede yazdığı savunmalara değinen Öcalan, "Savunmalarımı 4 aydır idareye verdim. Bu kadar gecikmesinin nedeni onların da okumaları, kendi önlemlerini aldıktan sonra göndermeleridir. Avrupalılar da okumuşlardır. Çünkü her şeyi ilkelerle savunmamda ortaya koydum. Çok derine inmedim. İlkeler şeklinde belirttim. Önemli olan da budur. Temel ilkeler belirlendikten sonra altını herkes doldurabilir. Aydınlar, siyasetçiler, akademisyenler rahatlıkla altını doldurabilirler. Bunun çok iyi okunması, satır satır, cümle cümle hatta kelime kelime okunup çok iyi anlaşılması gerekir. On iki sorun belirledim her biri için ayrı ayrı çözüm önerileri var, bu çok önemlidir. Kimse beni ucuz değerlendirmesin. Çözüm konusundaki yaklaşımım üzerinden değerlendirip anlamaya çalışsınlar, o şekilde eleştirsinler. Hatta eleştirirken beni yerden yere vurabilirler, ama ilkeler çerçevesinde eleştirebilirler. İlkeleri eleştirtmem. Yoksa kabul etmem. Ucuz eleştirileri de pek dikkate almıyorum." dedi. HEGEL'LE BENZERLİKLERİMİZ VAR Öcalan, şöyle devam etti: "Ben Marks'la ilgili düşüncelerimi daha önce açıklamıştım. Ben Hegel'i inceledim, ilginç sonuçlara ulaştım. Almanya'nın bugünkü koşullarda olmasının bir nedeni de Hegel'i anlamalarıdır. Hegel'i anlamasalardı, bugünkü Almanya olmayacaktı! Almanya'yı Almanya yapan Hegel'dir. Benim düşünce sistematiğim ile Hegel'in düşünce sistematiği arasında büyük benzerlikler var. O kadar zaman olmasına rağmen, onun düşünce ve felsefe anlayışı kent ve üst sınıflar içindir, Marx da Napolyon da Hegel' den etkilenmiştir. Onlar kapitalist modernitenin etkisinde kalmışlardır. Hegel'in felsefesi klasik uygarlık felsefesidir. Benim ki ise, demokratik uygarlık felsefesidir. Felsefenin çok iyi anlaşılması gerekiyor. Türkiye' de felsefeyi bitirdiler. Felsefe olmazsa anlama olmaz, anlama olmazsa; aşk olmaz!" NAZIM'IN AŞK ANLAYIŞINA ELEŞTİRİ Öcalan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Son birkaç gündür radyodan dinledim. Avcılar' da beş kişi tarafından kaçırılarak 5-6 saat tecavüz edilen kadından söz ediyorlar. İşte Türkiye budur, Türkiye'nin her şeyini bu olay gösteriyor. Hem de polis yeleği giyerek yapıyorlar bunu. Zihniyet değişiminden bahsediyorlar. Bu zihniyetin çöküşüdür, insanlığın bittiği noktadır. Türkiye toplumunun getirildiği son nokta budur, bu her şeyi özetliyor. Benim bahsettiğim aşk anlayışı Nazım Hikmet'in aşk anlayışı gibi sadece kadına olan aşk değildir. Nazım tarzı aşk, aşk değildir. Tanrı aşkından da bahsetmiyorum. Aşk anlamaktır, derinleşmektir. Doğayı, evreni, insanı anlamaktır. Bunları anlamadan aşk olmaz. Bende ki aşk anlayışı anlamadır. Benim için de bir şeyler söylüyorlar, benim kadını yüceltme anlayışım bellidir, bu mücadeleme devam edeceğim." 33 ASKER OLAYI ERGENEKON BAĞLANTILIDIR Bingöl'de öldürülen 33 asker olayına da değinen Öcalan, "Radyodan dinledim. Taraf gazetesinin dünkü sayısının başlığında sadece 33 askerin değil, 27.800 kişinin öldüğünü söylüyor. Doğrudur, otuz bin diyebiliriz. O gün Bakanlar Kurulu'nda genel af tartışılıyormuş. 33 asker otobüse binmek istememiş. ’Biz korumasız ve silahsız gitmeyiz' demişler ama zorla bindirilmişler. Niye bindirdiler, kim bindirdi, kimin adına yapıldı bunlar? PKK adına da Şemdin, bunları Zeynel'e yaptırıyor. Zeynel'e talimat vererek öldürmelerini söylüyor. Defalarca sormama rağmen Şemdin, ne şekilde olduğuna dair her defasında farklı şeyler söylüyordu. Şemdin'e direk Ergenekon'la bağlantılıdır, onların adamıdır demiyorum. Ancak kullanılmıştır. Bu dönemde ateşkes vardı zaten. O ateşkes döneminde nasıl böyle bir şey oldu? Ateşkesi istemeyenler kimlerdi? Bunu anlamak benim için zor oldu. Taraf gazetesi tek yönlü araştırma yapıyor. Bu konuda benzeri yaşanmış olaylar var. Bütün bunların daha iyi anlaşılabilmesi için Adalet ve Hukuk Komisyonu kurulursa biz her şeyi anlatmaya hazırız. Bu komisyon kurulursa bu ve benzeri olaylar açığa çıkacaktır. Bu komisyon araştırma yapar ve görüşlerini belirtir. Devlet mahkemeleri böyle bir araştırma yapamaz. Onların çalışma şekilleri bellidir, yetkileri yok." şeklinde konuştu. BAŞBAKAN KOMİSYON İÇİN YETKİ ÇIKARSIN "Başbakan bu konuda Meclis'ten Adalet ve Hukuk komisyonu için yetki çıkarabilir." diyen Öcalan, " İki-üç ay içerisinde Meclis bu komisyonu kurar, içinde seçkin hukukçular, hocalar, akademisyenler de olabilir, siyasetçiler de yer alabilirler, yargılama yetkisi olmaz, sadece gerçeklerin açığa çıkmasını sağlar. Ben bildiğim her şeyi onlara anlatırım. Onlar da yaptıkları araştırmaları kamuoyuna açıklarlar. Ondan sonra kimin Türkiye'nin iyiliğini isteyip kimin istemediğine, kimin haklı kimin haksız olduğuna, kimin affedilip kimin affedilemeyeceğine kamuoyu vicdanı karar versin. O zaman her şey daha iyi anlaşılır.. Adalet ve Hukuk Komisyonu'nun kurulmasını kabul etsinler. Neden kabul etmiyorlar? Neden kabul etmediklerini açıklasınlar. Adalet Bakanı'nın açıklamalarını dinledim. Bombaları falan bıraksın, diyor. Bu gidişle bombalar bitmez. Zeyno Baran Hindistan'daki gibi patlamalar Taksim'de olabilir dedi. Güngören'de patlayan bombaları, kim yaptı bunları? Adalet Bakanı şantaj yapıyor. Bunlar ciddi değiller. Benim savunma anlayışım öyle kaba saba, silahla, bombayla değildir, düşüncelerim bellidir. Benim anlayışım, yaşam felsefesinin düşüncesini anlamadır." MUSTAFA KEMAL POZİTİVİSTTİ Öcalan, şöyle devam etti: "Savunmalarımda ilke olarak ortaya koydum. Anlama, düşüncenin dünyalaşmasıdır. Anlama olmadan pratik olamaz. Felsefeyi ve tarihi iyi anlayamazsak bugün gelinen aşamayı çözemeyiz, anlam biçemeyiz. Türkiye'de felsefeyi bitirdiler. O yüzden tecavüzler oluyor. Halac-ı Mansur, Yunus Emre, Mevlana. -ki bu hafta Mevlana Haftası'dır- Yunus Emre de çok önemlidir. Bunların yaptıkları, anlayışları aşktır. Bunlar iyi anlaşılamazsa Anadolu'da birlikte yaşama olanağı kalmaz. Bunlarla birlikte Mustafa Kemal'in de iyi anlaşılması, güncellenmesi, çağa uygun hale getirilmesi gerekiyor. Bana Mustafa Kemal'le ilgili düşüncelerimden dolayı "Kemalist olmuş" diyenler de var. Benim Mustafa Kemal'de önemsediğim bilimdir. İnönü'den önceki Başbakan kimdi? Mustafa Kemal, Serbest Fırkayı kuran Fethi Okyar onların nasıl düşürüldüğünü, kendi etrafını nasıl kuşattıklarını biliyordu. Bu konuda özellikle Yalçın Küçük okunabilir, Mahir Kaynak da kısmen değiniyor. Mustafa Kemal'in ordusu, silahı, ulusu vardı ancak O, bunların hiç birisine güvenmezdi, önemsemezdi, bilimi esas alırdı. Bu nedenle ben Mustafa Kemal'i önemsiyorum. Ama esas aldığı ilim, dönemin pozitivizmidir. Lenin'le ilişkileri de bu bilim temelindedir." İNGİLİZLER BENİMLE UĞRAŞIYORLAR "Şimdilerde bir kitap var "Musa'nın Çocukları" diye. O kitap 1927'de Mustafa Kemal için de yazılmıştı. Mustafa Kemal bunu istemiyordu, bundan rahatsızdı. Günümüzde Tayip Erdoğan için söylüyorlar. AKP bu söyleme dört elle sarılıyor. Bunlar İki yüz yıllık İngiliz oyunları. İngilizler iki yüz yıldır Ortadoğu üzerinde oyun oynuyorlar. Şeyh Sait isyanı ve Seyit Rıza'nın idamı da bu oyunların parçasıdır. Ermenistan-Karabağ, Kıbrıs sorunu, Ortadoğu sorunu İngiliz politikalarının sonuçlarıdır. İngilizler benimle de uğraştılar, uğraşıyorlar. Ben Suriye'deyken çok sık gelip benimle görüşüyorlardı. Ben o zaman anlam veremiyordum, bunlar niye bu kadar sık benimle görüşüyorlar diye düşünüyordum. Asıl niyetlerinin beni denetimlerine almak, bu olmazsa yok etmek olduğunu sonradan anladım. İngilizlerin daha önceki anlayışları ve yaklaşımları ulusalcılık, milliyetçilik ve dincilikti. 1970'lerden bu yana bu ılımlı İslam dedikleri şey, Kenan Evren'le başladı. Ve bu aşamaya geldi. Bu İslamiyet'in Hz. Muhammed'le bir ilgisi yok. Ilımlı İslam, ucube bir şeydir. Buna karşı Hz. Muhammed'in iyi anlaşılması ve bugüne güncellenmesi gerekiyor." YARGILANAN AVRASYACI ERGENEKONDUR Ergenekon davasını da değerlendiren Öcalan, "Ergenekon için bunların birisine Avrasyacı, birisine de Amerikancı diyorum. Ergenekon'da asıl görülmesi gereken bu iki tarafın çatışmasıdır. Yargılanan Avrasyacı Ergenekon'dur. Örgütlenmesinin kökeni 1946'lara kadar gidiyor. Levent Ersöz, Silopi'de bizim insanları kaybedendir. Öyle sıradan biri değildir, çok güçlüler. Şimdi Rusya'da olmasının anlamı, ordunun yarısının Rusya'dan yana olması demektir. JİTEM, kendi bünyesinde iki yüz bin kişiyi istihdam ediyor. Aslında İlker Başbuğ'un yaptığı açıklama Taraf Gazetesi-Ahmet Altan'a yönelik değil, kendi içindekilerine yöneliktir, onlara kızıyor. Ahmet Altan'a kızmıyor. Genelkurmay'ı zor zapt ediyor. Başka bir komutan yaptığı açıklamada 'Rusya, İran, Suriye ittifakından' söz ediyor. Bunların çekişmesi Laik ve ant-i laisizmdir. CHP'nin laiklik anlayışı ilginç olmaya başladı. Kadın ne giyineceğine kendisi karar verir. Kadın kapanacağına veya kapanmayacağına kendi özgür iradesiyle karar vermelidir. Kadının özgürlüğünü savunuyorsanız o zaman kadının siyaset yapmasını, milletvekili, belediye başkanı olmasını desteklemelisiniz. Kuru lafla özgürlük olmaz." ifadelerine yer verdi. KÜRTLERİN LOZAN'I TAMAMLANMALI Öcalan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Benim asıl söylemek istediğim şey, Kürtlerin Lozan'ıdır. Lozan'a gidilirken iki Kürt milletvekili götürülmüştü. Orada 'Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi olarak buradayız" denilmişti ama gereği yapılmadı. Türkler açısından Lozan tamamlanmıştır. Kürtler açısından bugün tamamlanması gerekiyor. Ben buna İkinci Lozan veya Lozan'ın Tamamlanması Süreci diyorum. Lozan'ın tamamlanması Cumhuriyet'in demokratikleşmesiyle olacaktır. Ben Konfederalizm derken yanlış yorumlayıp ulus-devletin, üniter devletin parçalanacağını düşünüyorlar. Cumhuriyete de karşı değilim. Konfederalizmden kastım Suriye, İran, Irak, Türkiye içindir. Suriye dâhil olmasa da Suriyeli Kürtler, İran da bu birlikteliğin içinde olabilir. Konfederalizm, Türkiye'deki Kürtlerin kendi demokratik örgütlenme biçimidir, ayrı bir devlet değildir. Lozan'la Cumhuriyet kuruldu. Konfederalizmle içi doldurulacak, Kürtlerin hakları tanınacak. Böylece Lozan tamamlanacak. Musul ve Kerkük'te misak-ı milliye dâhildi. Konfederalizmle bunları da dâhil ediyorum. Misak-ı Milli önemlidir. Burada Kürtlerin haklarına saygılı olunacağı belirtiliyor. Kürtler ayrılmak istemiyorlardı. Zorla ayırdılar. Benim kastım Kürtlerin haklarıdır. Osmanlı nasıl ki altı yüz yıl boyunca bu bölgede bir güç olarak yönettiyse, eğer böyle bir çözüm geliştirilirse Cumhuriyet de buna öncülük ederek bunu devam ettirebilir." TEMSİLCİ ARIYORLARSA BURADAYIM Öcalan, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Başbakan 9-10 DTP'li milletvekiliyle uğraşıyor, onlara tahammül edemiyor, Meclis'ten attırmaya çalışıyor. Temsilci arıyorlarsa DTP temsilcidir, ben buradayım temsilciyim. Ama burada yapılanların hepsi Başbakan'ın emriyle yapılıyor. Bana radyo vermişler, çalışmıyor. Ya hiç verme ya da vereceksen doğru düzgün çalışanını ver. Bir çay bile veriyorlar, yarı veriyorlar, diğer yarısı tortuyla dolu. Bunu bile pazarlık konusu yapmaya çalışıyorlar. Biraz ciddi olsunlar. Şantaj yapıyorlar. Bu şekilde benim üzerime gelmesinler. Ben bunu devlete de söylüyorum, PKK'ye de söylüyorum; ben, yaşam felsefesinin anlaşılmasıyla ilgileniyorum. Ben sorunun demokratik çözümü ve barış için üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum. Daha önceden Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı Gül'e mektup yazmıştım. İstirham ediyorum, bu sorunu çözelim diyorum." ANF NEWS AGENCY<<<

Konfederalizmin ilkeleri II-III Batý Avrupa'da Ulus-Devletin kuruluþuna, uluslaþma sürecine burjuvazi öncülük etmiþti. 1900'lerin -yani 20. yüzyýlýn- baþlarýnda, son feodal imparatorluklara ve yeni yayýlan sömürgeci kapitalist ülkelere karþý, ulusal kurtuluþ mücadelesi veren, iþgal altýndaki ülkelerde ise iþçi sýnýfý, emekçiler ön saftadýr. En azýndan öncü partileri program ve politik söylem olarak böyledir. Bu nedenle sömürgelerin baðýmsýzlýk mücadeleleri esas olarak demokratik bir jargonla yürütülmüþtür. Emperyalist devletlere karþý baðýmsýzlýk savaþý kazanan yeni ulus-devletler, öyle ya da deðil demokratik olarak adlandýrýlmýþ, öyle tanýmlanmýþlardýr. Burada demokrasiyi daha çok kaderlerini ortak belirleme manasýnda kabul etmek gerekir. Tarihin o kesitinde koþullar 'Kendi Kaderini Tayin Etmeyi' yani, 'baðýmsýzlýk' kavramýný ayrý ulus devlet kurmakla özdeþleþtiriyordu. Öncelikle klasik sömürge durumundaki, yani askeri iþgal altýndaki uluslarýn emperyalist boyunduruktan kurtuluþu, ancak ayrý devlet kurmakla mümkün olabiliyordu. Ayrýca Leninizm gevþek birliklere karþýydý ve Kendi Kaderini Tayin Hakkýný ayrý ulus-devlet olarak benimsiyordu. 'Demek ki, eðer biz, uluslarýn kendi kaderlerini tayin etmesi kavramýnýn anlamýný, (...) ulusal hareketlerin tarihsel ve iktisadi koþullarýný inceleyerek öðrenmek istiyorsak, varacaðýmýz sonuç, kaçýnýlmaz olarak, uluslarýn kendi kaderlerini tayin etmesinin o uluslarýn yabancý ulusal bütünlerden siyasal bakýmdan ayrýlma ve baðýmsýz bir ulusal devlet oluþturmalarý anlamýna geldiði sonucudur.' (V.Ý.Lenin. U.K.K.T.H.) Lenin teorik olarak devletin, kademeli söneceðini öngörse de, katý merkezi, bürokratik yapýsýyla ulus-devlet, teorinin aksine, giderek güçlenmiþ ve Kropotkinin yozlaþma konusundaki eleþtiri ve kaygýlarýný haklý çýkarmýþtýr. 20. yüzsyýlda yaþanan deðiþim, iktisadi, tarihsel, sosyal koþullarý farklýlaþtýrmýþtýr. Bir yandan Kapitalizmin 19. yüzyýlýn sonundan itibaren, ulusal sýnýrlarý aþarak, yayýlma yarýþýna girmesi, diðer yandan katý 'sýnýr' anlayýþýna dayalý statik ulus-devlet... Bu paradoks ulus-devleti, sermayenin uluslararasý çýkarlarýný savunan bir gangstere dönüþtürmüþtür. Yani ulus-devlet; ulusal sýnýrlarý aþan, giderek küreselleþen mali oligarþinin fedailiðini yaparken rolü gereði güçlenmektedir ama ayný zamanda küreselleþen ekonomik yaþama, bilimsel- teknolojik geliþime ters, engel bir yapý arz etmektedir. Bu nedenle ulus devlet 20 yüzyýl boyunca hep ciddi bir kriz sebebidir. Ýki dünya savaþý ardýndan, Birleþmiþ Milletler, Ulus-devletler arasýndaki sorunlarý çözmek amacýyla kurulmuþtur. Fakat egemen güçlerin güdümünde olmasý ve ulus-devletin model olarak pratikte giderek aþýlmasý BM'yi de iþlevsizleþtirmiþtir, hatta ABD'nin çýkarlarýna meþruluk kazandýran ilkesiz bir kurum haline gelmiþtir. Örneðin BM 'Medeni ve Siyasi Haklara' ve 'Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara' iliþkin sözleþmelerinin ilk maddesi; 'Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkýna sahiptirler. Bu hak gereðince halklar, kendi siyasal statülerini özgürce kararlaþtýrýrlar ve ekonomik, sosyal ve kültürel geliþmelerini özgürce saðlarlar' biçimindedir. Ne var ki, ayný BM'nin 1970'te aldýðý 2625 sayýlý karar aynen þöyledir; '...SD (self-determination, kendi kaderini tayin) ilkesine uyan ve ülkesinde yaþayan tüm halký soy, inanç ve renk ayrýmý yapmadan temsil eden bir yönetime sahip olan egemen ve baðýmsýz devletlerin teritoryal (toprak) bütünlüðünü ve siyasal birliðini kýsmen ya da tamamen ortadan kaldýracak ya da tehlikeye sokmaya izin verecek ya da bunu teþvik edecek biçimde yorumlanamaz'. Yani Türkiye gibi biçimsel demokratik bir ülkede, Kürtler Kendi Kaderini Tayin Hakkýný talep edemez, Kürtler toprak birliðine yönelik istemde bulunmuyor zaten, fakat madde, siyasi özgürlüklerine de kolaylýk ya da tolerans tanýmýyor. *** Baðýmsýzlýk, biçime, sýnýrlara indirgenmeyecek çok boyutlu ve derin bir anlama sahiptir. Günümüzde, uluslarýn, tarihsel, toplumsal dinamikleri üzerinde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel geliþmelerini kendi kimlikleriyle, hiç bir dýþ irade ve baský altýnda kalmadan yaþayabilmeleri, kendi deðerlerini koruyup geliþtirebilmelerine dayanan baðýmsýzlýk anlayýþý öne çýkacaktýr. Bu özgür eþit ortaklýklarýn yani konfederatif birliklerin manifestosu gibidir. Birlik tamamen gönülülük esasýna dayanmalýdýr. 'Uluslarýn Kendi Kaderini Tayin Hakký konusunda, ta öteden beri daha 1970'lerdeyken çok inceleme ve araþtýrma yaptým. O dönemdeki koþullarýn etkisiyle uluslarýn kendi kaderini tayin hakkýndan sadece devletleþmeyi anlýyorduk. Uluslarýn kendi kaderini tayin hakký eþittir devlettir diyorduk, bu þekilde yorumluyorduk. Fakat zamanla bunun tek doðru olmadýðýný gördük. Uluslarýn kendi kaderini tayin hakký mutlaka devletleþme tarzýnda olmaya bilir, deðiþik yöntemlerle mümkün olabilir. (...) Ulus-devletin, yol açtýðý bu krizlerden sonra bir çözüm olmadý ve sürekli kriz oluþturduðu algýlamasýndan sonra buna karþý Neo Liberalizm fikri geliþti. Neo Liberalizm biraz da bunun sonucudur. Neo Liberalizm bilhassa ulus-devletin doðurduðu toplumsal sorunlara çözüm olma anlayýþýyla geliþtirildi.' (A. Öcalan) *** 1929 genel bunalýmý, devlet müdahalesi olmadan kapitalist ekonominin ayakta kalamayacaðýný göstermiþti. Devlet, sosyal harcamalar yapýyor, geniþ çapta iþçi, memur istihdam ediyordu. Kamu Ýktisadi Teþekkülleri oluþturarak, özel þirketlere sipariþler vererek ekonomiye müdahale ediyordu. Böylece yüksek düzeyde talep güvence altýna alýnýyordu. Sermaye ile emekçi sýnýflar arasýnda, 'uzlaþtýrýcý' rol oynayan 'refah devleti' bu rolü önemli oranda baþardý. Geniþleme sürecinde emperyalist ülkelerdeki 'refah devleti'ne karþýlýk, sömürgelerde 'Kalkýnmacý Devlet' modeli uygulandý. 'Sosyalist Blok' tehlikesine karþý sömürgelerin kimi ulusal istemleri sineye çekiliyordu. Kapitalist geniþleme 1960 sonlarýnda sendelemeye baþladý. Ýlk kriz iþaretleri ABD'den geldi. ABD ekonomisinde verimlilik, kar oranlarý ve fiyatlar düþmeye baþladý. 1974-75'e gelindiðinde kriz, tüm emperyalist ülkeleri etkisine aldý; 'parlak 30 yýl'ýn sonuna gelinmiþti. 1974�75 krizi uzun sürmedi fakat ardýndan gelen 1979�82 krizi savaþ sonrasýnýn en büyük kriziydi. 1974-75'le 1980'lerin baþý arasýndaki dönem yapýsal bir kýrýlmayý iþaret eder ve Neo-liberalizmin baþlangýcýdýr. Chicago Üniversitesi, 1970'lerin ilk yarýsýnda neo-liberal ideolojik tezlerin mayalandýðý merkezdi. Yeni liberalizmin teorik, ideolojik söylemi, pratik önlemleri 1970'lerin ortalarýndan itibaren dünyayý kapladý. Önceden üretilmiþ, pratik deðeri olan fikirler araþtýrma merkezleri, enstitüler, vakýflar, strateji merkezleri oluþturularak aktif biçimde yayýlmaya, bir manipülasyon yaratýlmaya çalýþýldý. Kitaplar yayýnlandý, periyodik bülten, dergi vb. yayýný yapýldý. Söz konusu olan 'kutsal mülkiyet'in ve 'hür teþebbüs'ün geleceði idi. Tüm dünyaya 'piyasa kurallarýna uyulmasý' yani boyun eðilmesi emrediliyordu. Derinleþtirilmiþ ekonomik, ruhsal, kültürel sömürü, insan doðasýný ve ekolojik dengeyi tahrip ediyordu ama 'kutsal piyasa yasasý'nda bunlarýn önemi zaten yoktu. Psikolojik ve ideolojik saldýrý; 'tekelci hâkimiyetin önünde hiç bir gücün duramayacaðýný, irade ve deðiþtirme çabasýnýn beyhude bir uðraþ olduðunu' bilinçlere kazýmaya yönelikti. Medya, çok büyük bir rol oynuyordu. Gerçekte müdahale vardý, müdahale tekellerin kar hýrsýný tatmin, yok olmalarýnýn önüne geçmek için yapýlacaktý. Neo-liberal ekonomi politika esasta üç tez üzerine oturtuluyordu: Liberalizasyon: Çok-uluslu þirketlerin, serbestçe dünya pazarýný dolaþýmýnýn saðlanmasý. Baþta gümrük olmak üzere, her türlü korumacý önlemin Liberalizasyon adýna tasfiye edilmesi. Böylece 3. dünya ülkelerinde emperyalist sermaye hareketini zorlaþtýran, iç pazarý korumaya dayanan ithal ikameci ekonomi politikalarýn dönüþümü saðlanacaktý. Deregülasyon: Emekçiler lehine devlet müdahalesine son vermeyi içeriyordu. Özelleþtirme: Devletin iþletmeci olarak ekonomik alana girmesine son verilmesi. 'Hamleler yüzyýlýn son çeyreðinde, öncelikle kapitalizmin eski kalelerinde geliþtirildi. Kendi içini restore etti, ardýndan dalga dalga diðer kýtalara, Güney Amerika'ya, Afrika'ya, Asya'ya doðru kaydýrýldý.' (A.Öcalan). Avrupa'da, temel hak ve özgürlüklere aþýrý yüklenilmeden yapýldý. Restorasyonun emperyalizmi içten zorlamamasýna dikkat edildi. Ancak eski uzlaþma emek aleyhine bozuldu. 1995'te Fransa'da yaþananlar bunu bütün çýplaklýðýyla gösterdi. Yeni ekonomik politika, emperyalist merkezlerde 'refah devleti'nin aþýlmasýný öngörüyordu. Sosyal amaçlý harcamalar kýsýlacak, ücretler düþürülecek, devlet ekonomiden elini çekecek, bütçe denkliði saðlanacak, sermayeden alýnan vergiler düþürülecek, dar gelirli toplum kesimlerine ve tarýma yönelik sübvansiyonlar kalkacak, KÝT'ler özelleþtirilecek, korumacýlýða son verilecek, ihracat teþvik edilecek, yabancý sermayeye daha büyük kolaylýklar ve olanaklar saðlanacak. Tüm bunlarýn gerçekleþmesi için de iþçi örgütleri ve sendikalar ve duyarlý tüm kurumlar etkisizleþtirilecektir. Konsept özetle böyledir. Sömürgelerde de 'kalkýnmacý devlet modeli' terk ediliyordu. Kaynak sorununun çözümü için de 'kaydýrma ve parçalama' denilen yöntem ile bazý üretim birimlerinin üçüncü dünyanýn ucuz iþçi cennetlerine aktarýlmasý önemli bir rahatlama saðlayabilirdi. Bu amaçla çevre kirlenmesine neden olan, yoðun emek gerektiren bazý sanayi dallarý yeni sömürgelere kaydýrýldý. Böylece hem aþýnmýþ sanayinin verimlilik ömrü uzatýlmýþ oluyor, hem de sömürgelerin yoðun emek sömürüsü sayesinde kaynak transferi derinleþtiriliyordu. Bunun için Güney Amerika, Uzak Asya baþta olmak üzere 60'tan fazla ülkeye 'Dýþa Dönük Büyüme Modeli' uygulandý. Batý finans kurumlarýný kurtarmak için IMF ve Dünya Bankasý eliyle sömürgelere 'istikrar' ve 'yapýsal uyum programý' dikte ediliyordu. Bu, iþbirlikçi sömürge yönetimleri için bir 'kurtuluþ' olduðundan, isteyerek benimsenmiþti. Amaç, daralan Batý pazarýndan pay almak isteyen sömürgeler arasýnda rekabeti ve ihracat ürünlerini artýrmaktý. Bir diðer amaç, borç ödemelerini teminat altýna almak ve ayný zamanda sürekli borçlandýrmaktý. Tabii çok-uluslu þirketlerin ve bankalarýn hareket alanlarýný geniþletmek ve yayýlmalarýnýn önündeki engelleri kaldýrmak esastý. Bu ekonomik politika, aþýrý baskýcý siyasal yöntemleri kaçýnýlmaz kýlýyordu. Dünya Ticaret Örgütü (WTO), uluslararasý bankalar ve þirketler yararýna dünya ticaretini düzenliyor; IMF ve Dünya Bankasý ile iþbirliði içinde ulusal ticaret politikalarýný gözetim altýnda tutuyordu. Baðýmsýz devletlerin çoðu IMF ve Dünya Bankasý'nýn boyunduruðuna alýndý. Gerçekten de 'IMF, insanoðlunun 20. yüzyýldaki en büyük trajedisi, kölelik boyunduruðudur.' Trans nasyonal dev tekeller, dünyayý bir að gibi sarmýþlardý. Kar hesaplarýný küresel planda düþünüp planlýyorlardý. Dolayýsýyla, ürünün ne kadarýnýn ve hangi parçanýn nerede üretileceði, emeðin kalifiye düzeyi, vergi oranlarý ve mevzuatý, pazara yakýnlýk, çevre sorunlarýna duyarlýlýk vb. etkenler, malýn üretileceði ülkeyi belirlemede ölçü alýnýyordu. Ulaþým ve iletiþim teknolojisindeki geliþmeler, üretim tekniðinde büyük ilerlemeler, sermaye ve mallarýn dolaþýmýný sýnýrlayan geçmiþ engellerin ortadan kalkmasý, trans nasyonal þirketlerin küresel hareketini hýzlandýrýyordu. 'Sosyalist blok'un beklenenden hýzlý bir çöküþü 1980'lerin sonunda küresel kapitalizmin þaha kalkmasýný saðlayan bir geliþme oldu. Sovyetler Birliði baþta olmak üzere, dünyanýn büyük bir bölümünde 'duvarlar yýkýlmýþ', kapitalist sermayenin önündeki setler ortadan kalkmýþtý. Reel sosyalizmin daðýlýþý, neo-liberal ekonomik politikanýn dünya çapýnda bir pervasýzlýkla yayýlma ve yerleþmesinde, belirleyiciliðe yakýn bir faktör oldu. Eski sosyalist ülke topraklarýna neo-liberal yönelim '90'lardan itibaren derinleþerek sürdürüldü. '90'larla baþlayan Yeni Dünya Düzeni (YDD), bu ekonomi üzerine inþa edildi. Gümrük Tarifeleri Dünya Yasasý (GATT), 2006'da gümrük duvarlarýnýn yüzde 3'e indirilmesini daha o yýllarda öngörüyordu. Yalnýz baþýna MAI bile burjuvazinin 'dünya pazarý' düþünün en önemli belgesidir. Dev tekellerin hiyerarþik despotizmi altýnda bir dünya pazarý. Telekomünikasyon aðýyla örülmüþ bu dev pazar, uçurum düzeyinde eþitsizlik ve dengesizlikler üzerine kuruldu. 1970'lerin ortalarýndan itibaren bu güne dek geniþleyen finans pazarý, kontrolsüz bir finans hâkimiyetine dönüþmüþ durumdadýr. Bunun en önemli nedeni, büyük sanayi tekellerinin karlarýný yeniden yatýrýma yöneltmemeleri ve kaynaklarýný finans sektöründe deðerlendirmek istemeleridir. Neo-liberalizm kitlelerin alým gücünün düþmesini, pazarýn daralmasýný, kar oranlarýnýn düþüþünü, finans pazarýnýn büyümesini hýzlandýrdý. Yerleþik toplumsal deðerler, kültürler, gelenekler ve siyasal yapýlarýn direnci kýrýlarak, üstten dayatmayla yapýlmak istenen düzenlemenin sürekli istikrarsýzlýk doðurduðu görülmektedir. Her yerde, ekonomi, rantiye sermayesinin egemenliði altýna girdi ve üretici temeller aþýndý. Gündelik borsa iþlemlerinde dönen ve her geçen gün büyüyen devasa mali sermayenin yüzde 95'i spekülasyon amacýyla kullanýlýyor. Yani sadece yüzde 5'i üretimle direkt ilgilidir. Bunun adý kelimenin tam anlamýyla 'Kumar Ekonomisi'dir. Dünyamýz dayanýlmaz bir çürüme içinde. Açlýk, iþsizlik, ekonomik ve siyasi nedenlere dayalý göç, bozulan gelir daðýlýmý, üretimsizlik, ekolojik tahribat ve özellikle de küresel ýsýnma sistemin her gün derinleþtirdiði insanlýk sorunlarýdýr. 1980'lerde baþlayan 'daha az devlet, daha çok teþebbüs' ilkesi, özü itibariyle sermayeye gerekli alaný açmayý hedefliyordu. Kapitalist ulus-devletin iþlevinin bu küreselleþmeye hizmet olduðu bir gerçektir; buna karþýn krizin en önemli ayaklarýndan birinin ulus-devlete dayalý, sosyo-ekonomik, politik yapýlanma olduðu da en az o kadar gerçektir. Küreselleþen mali oligarþi, yeni bir üst-yapý organisazyonuna ihtiyaç duymaktadýr. Zira sermaye güvenliðe, savunmaya ihtiyaç duymaktadýr, ayrýca küresel ölçekte örgütlenen sermayenin ulus devletleri aþan sorunlarýna çözüm üretecek yeni mekanizmalara gereksinimi vardýr. BM 20. yüzyýl sisteminin eseri bir oluþumdur ve iþlevsizdir. Dünya ticaret örgütü ve uluslararasý Para Fonu gibi ABD'nin güdümündeki kurumlar ise bu rolü oynamaktan uzaktýr. Tartýþma konusu örgütün bir tür küresel devlet olmasý olasýlýk dýþýdýr. Tüm dünyayý istila etmiþ bir çaðdaþ Roma imparatorluðu tasavvur edebiliyor musunuz? Demokratik deðerlerin, birey ve kolektif hak ve özgürlüklerin, kadýn özgürlüðünün, ekolojik dengeyi koruma refleksinin yükselen deðer olduðu çaðýmýzda bu olasýlýk mümkün mü? Dolayýsýyla IMF, G�8 ve Dünya Ticaret Örgütü'nün tüm çabalarýna raðmen, küresel pazar mantýðýna uygun bir 'dünya devleti' oluþturulabilmiþ deðil. Günümüz küresel ekonomisini vahþi bir geliþmeye mahkûm eden nedenlerden biri de bu yapýsal çarpýklýktýr. Dolayýsýyla ulus-devlet, kapitalizm için merkezi bir rol oynamaya devam ediyor. ABD, tartýþmalý hale gelse de, emperyalist þef olma misyonu ile bu açýðý kapatmaya çalýþýyor. AB, ulus devletleri aþan, çaðýn geliþim yasallýðýna daha yatkýn bir 'model' gibi duruyor. Emperyalist ülkelerde de, geri kalmýþ ülkelerde de ulus-devlet bunalýmý yaþanmaktadýr. Bunalýmýn özü; ulus-devletlerin ve devletlerarasý iliþkilerin aþýnmasýndan, toplumsal ve bireysel geliþmenin vardýðý düzeyle, kapitalizmin sistem olarak buna yanýt olamamasýndan ve bu geliþmeyi engelleyen niteliðinden kaynaklanýyor. Yerel kültürlerin, deðerlerin küreselleþmesi yani küresel ortak kültürel deðerlerin oluþmasý bir süreçtir; bu süreçte kýrýlmalar, deðer yitimleri, sancýlar kaçýnýlmazdýr. Ve ileriye dönük olanýn, evrensel, insan doðasýna yatkýn olanýn öne çýkacaðý açýktýr. Oluþacak birlikler ya da ileride söz konusu birliklerin yakýnlaþmasý, iç içe geçmesi ve bütünleþmesi sonucu þekillenecek olan yeni sistemler, artýk yeni bir niteliktir. Ýþte bu demokratik birleþik siyasi yapýlara konfederasyon diyoruz. Ulusal, yerel kültür ve yapýlarýn birleþmesi basit birer ortaklýk ya da siyasi birlik olarak ele alýnýrsa yanýlgýya düþülür. Bu bakýmdan AB politik ve ekonomik yönü on planda olan ve daha çok gücü, egemenliði elinde bulunduran kesimlerce yürütüldüðünden bir model olmanýn ötesinde ilerlemenin yönünü göstermesi bakýmýndan bir örnek olarak incelenebilir. Biz uluslarýn, yerel yapýlarýn iç içe geçiþinden, karþýlýklý etkileþiminden, yakýnlaþmalarýndan ve ortak deðerlerini çoðaltmak suretiyle kaynaþmalarýndan söz ediyoruz. Halklarýn seçeneðinden yani... Toplumun tüm kesimlerinin, yaþamýn bütün parametrelerine iradeleriyle katýldýklarý, kendilerini ilgilendirdiði oranda, her karar sürecine katýldýklarý demokratik toplumun siyasi çerçevesine konfederasyon diyebiliriz. Demokratik deðerlerde ilerleme, çaðýn özelliklerinin þekillendireceði yeni bir üst-yapý kurumu oluþacaktýr. Tek sýnýfýn tamamen egemen olmadýðý, sýnýf iliþki ve çatýþmalarýnýn toplumsal kaosa yol açmadan, toplumsal geliþmeyi hýzlandýracaðý bir koordinasyon kurumu... Giderek daha fazla tabana yayýlan, egemenliðin halka dayanacaðý, konfederasyon yapýlanmasý yaygýnlaþacaktýr. Demokratik konfederalizm dediðimiz model, 21. yüzyýlda evrenselleþecektir. Not: Gelecek Bölüm. Konfederalizmin Ýlkeleri IV-V

Konfederalizmin ilkeleri IV '4. Bu durumda tek alternatif demokratik konfederalizmdir. Bu, piramit tarzý bir örgütlenme modelidir. Burada söz, tartýþma ve karar topluluklarýndýr. Tabandan en üste kadar delegeler seçimle gelir ve tepede bir koordinasyonu oluþturur. Delegeler halkýn bir yýllýk memurlarý gibi çalýþýr.' (A.Öcalan) Ekonomik kriz ve açmazlarýyla, alternatifsiz olduðu sürece, insanlýðý an be an tüketme pahasýna da olsa, küresel emperyalizm ayakta kalmayý sürdürüyor. Çaðdaþ Roma imparatorluðu rolünü oynayan ABD'nin sebebi olduðu ve çeliþkileri çeþitli biçimlerde yönlendirerek sonuçlarýný belirlemeye çalýþtýðý ulusal, dinsel, kültürel sorunlarýn yaþanma ve 'çözüm' yöntemlerinin, çaðýmýzýn dili olmadýðý, esas akýþý bozamayacaðý düþüncesindeyiz. Irak, Afganistan bu gerçeði büyük acýlar pahasýna yeterince açýk kanýtlamýþtýr. Küresel emperyalizmin aktörleri, iþgallerle, þiddetle, özgürlük hareketlerini 'terör' yaftasýyla öcüleþtirerek, elbette demokrasi getiremez, bunu beklemek çaðýmýzýn derin akýntýsýndan bihaber olmaktýr. Çaðýmýzda artýk metropol-sömürge iliþkisi deðiþmiþtir. Baðýmlýlýk ve sömürü sürse de, 'yeni sömürgeciliðin' belirlediði iliþki sistemi aþýlmýþtýr. Oluþmaya baþlayan yeni iliþki niteliklerinin anlam kapsamlarýný belirlemek, yani yeniden tanýmlamak gerekmektedir. Neo-liberalizmin þekilsizleþtirdiði, sýnýrlarýný muðlâklaþtýrdýðý sýnýflarýn, özgün kimlikleriyle örgütlenme olanaklarýný çoðaltacaklarý ve 'öz-yönetim' -M.Albert'in kullandýðý manada- gücüne kavuþacaklarý bir çaðdan söz ediyoruz. Demokratik ortam, emekçi ve emeðe yakýn sýnýflarýn hýzla geliþmesini, özgürleþmesini beraberinde getirecektir. Tek sýnýfýn hegemonyasýnýn geçerli olduðu diktatörlükler, oligarþik rejimler miadýný doldurmuþtur. Uluslararasý iliþkilerde tek yanlý baðýmlýlýða dayalý iliþkiler yerini daha dengeli, eþit, karþýlýklý etkileþim içinde demokratik iliþki ve birliklere býrakýyor. Özgürleþmek isteyen bireyin, demokratik taleplerde bulunan toplumun gereksinimlerine, arayýþýna yanýt olamayan tekçi, merkeziyetçi, 19. yüzyýlýn katý bürokratik sýnýr mantýðýna dayalý ulus-devlet ve örgüt biçimlerinin tümü aþýlmaya mahkûmdur. Bu noktada bir çözüm ve alternatif arayýþý kaçýnýlmazdýr. Demokratik Toplumcu Hareketi dünya genelinde evrensel, saðlam bir bakýþ açýsý, ideolojik-politik perspektife kavuþturmak, birlik halinde organizeli hareket etmesini saðlamak, günün öncelikli görevlerindendir. Ýþte Konfederalizm, tam da bu noktada, toplumun kendi demokrasisini kurmasýnýn toplumcu modelidir. Özgürlük Hareketi'ndeki arayýþlar, evrenselleþme eðilimi, potansiyel ve geliþme gücünü taþýyor. Yarým asra yaklaþan deneyim, teorik ve pratik birikim, demokratik konfederalizm gibi güçlü bir modelle Çözüm iddiasýný ortaya koymuþtur. Özgürlük Hareketi'ne saldýrmak yerine, doðru anlam verilirse bir modelin geliþtirildiði görülecektir. Son derece yüzeysel ve yer yer de kasýtlý yaklaþýmlarla 'ideolojik olarak silahsýzlanma' vb. yakýþtýrmalarda bulunmak yerine, gerçek ideolojik kavrayýþýn, bilimsel sosyalizmin özünün bu olduðu görülmelidir. Gerçekleri kendi ölçülerine uydurmaya çalýþanlar, çok geçmeden yaþamýn canlý gerçekliðince aþýlacaklardýr. *** Çözüm konusunda, toplumun geliþim yasallýðýna uygun perspektif, model ve program yaþamsal önemdedir. Geçmiþ genellikle model konusunda dayatýcýdýr, alýþkanlýklar gibi kolay aþýlamaz. Toplumsal ilerlemede, çözümleyicilik ve hýzlandýrýcýlýk manasýnda, katalizör rolü oynayan devrimci hareketlerin son halkasý bilimsel toplumculuktur. Ancak reel sosyalizm deneyimleri baþarýsýz olmuþ ve aþýlmýþtýr. Kapitalizmin Ulus-devlet modeli önceki bölümde geniþçe açýmladýðýmýz gibi paradoksal bir çýkmaza sebep olmaktadýr ve tasfiyesi kaçýnýlmazdýr. Küresel tekelci bir devlet modeli de oluþturulamamýþtýr, böylesi bir arayýþ gerçekçi de deðildir. Biz, çaðýmýzýn toplumcu çözüm modeli Demokratik Konfederalizmdir diyoruz. *** Küresel kapitalizmin günümüzdeki yol açtýðý çeliþkiler, toplumun tümünü hedeflemektedir. tekelciliðin geliþme düzeyi, iletiþim-biliþim teknolojisinin tüm olanaklarý kullanýlarak geliþtirilen bireysel ve toplumsal manipülasyon, yönetme teknikleri korkunç boyutlardadýr. Neredeyse toplumun tamamý teslim alýnmýþ durumda. 'Olaðanüstü medya kurumlarý ve diðer teknik olanaklarý birleþtirip, büyük yönetim gücüne ulaþan', mali oligarþinin, yani mali gücü elinde bulunduran tekelci bir azýnlýðýn, küresel saldýrýsý altýnda, onunla çeliþik konumda olan bütün bir toplumdur, insanlýktýr. Demokratik konfederasyon; Kadýn, gençlik hareketleri, baþta olmak üzere �emperyalizmin insanlýða ve canlý sosyal çevreye dayattýðý kiþiliksizlikten ve kirlilikten büyük rahatsýzlýk duyan, geniþ insanlýk cephesindeki meslek gruplarý, odalar, Sendikalar, insan haklarý savunucularý, savaþ karþýtlarý, çevreciler, hayvan severler, feministler, nükleer silahlanma karþýtlarý, barýþ dernekleri, vicdani retçiler, demokrat hekimler, hukukçular, akademisyenler, sanatçýlar, aydýnlar, yazarlar gibi dernekler, birlikler, kulüpler, partiler ve sayýsýz gruplarýn; özetle toplumu oluþturan bütün sosyal kesim ve kategorilerin kendi demokratik örgütlenmesini yaratmasýný, politikaya ve kendisini ilgilendiren tüm konu ve kararlara doðrudan ve özgür-eþit konfederasyon yurttaþlýðý temelinde, katýlmalarýný öngörür. Yerelde ve yerinde oluþan örgütlerin yakýnlaþma, dayanýþma, ortaklaþma, iç içe geçme ve esas olarak federasyonlar biçiminde örgütlenmeleri ve kendi özgür yurttaþlýk meclislerini oluþturmalarý sonucu kendin olabilen ve kendini gerçekleþtirme özgürlüðünü yakalayan, örgütlü, karar sahibi bir toplum oluþacaktýr. Demokratik konfederalizm dediðimiz sistem en alt oluþumun kararlarda belirleyici olacaðý bir tür genel koordinasyon sistemidir. Giriþteki alýntýdan da anlaþýlacaðý üzere, seçilmiþ delegelerin bir üst koordinasyonu yani daha kapsayýcý ya da daha geniþ ve geneli temsil eden koordinasyonlarý oluþturacaðý piramit tarzý bir sistemdir. Ancak bu sistemin merkezi, hiyerarþik, üstten belirlemeci yapýlarla karýþtýrýlmamasý gerekir. Tamamen demokratik iþleyiþe sahiptir ve seçilen delegeler temsil ettiði toplumsal kesimin yetkileri belli, görevlileri gibi iþlev görür. Demokratik konfederalizm bürokratikleþmeye, oligarþik kastlaþmaya, çeteleþmeye, diktatörlüðe ve istismara karþý önlem sistemidir. Dolayýsýyla öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanýr. Gücünü toplumun kendisinden, halktan alýr ve ekonomi de dâhil her alanda öz yeterliliðe ulaþmayý benimser. Yine 'toplum ile doða arasýnda çok büyük bir uçurum oluþmuþtur.' Ýstatistikler insanlýðýn, tarihinin en büyük doða tahribatýyla karþý karþýya olduðunu kanýtlýyor. Ekolojik dengenin bozulmasý, kuraklýk, yerkürenin ýsýnmasý, atmosfer kirliliði, bitki ve hayvan türlerinde azalma giderek daha tehlikeli boyutlara varýyor. Betonlaþma, insaný doðadan koparýyor. Dünyamýz yaþanmaz hale getiriliyor Demokratik konfederalizm buna karþý demokratik ekolojik toplum modelini esas alýyor. Ekonomi politikasý doðaya, çevreye uyumlu, sürdürülebilir bir politikadýr. Ýnsan doða iliþkisinde; Ýnsanýn toplumsal, kültürel olduðu kadar doðal bir varlýk olduðu gerçeðinden hareketle ekolojik dengeyi korumayý yaþamsal deðerde kabul ediyor. Yine Kadýn sorunu, çaðýmýzýn hayati sorunlarýndan biridir. 21. yüzyýla damgasýný vuracaðý kesin gibidir. Ekolojik toplum mücadelesi kadýn özgürlük mücadelesi ile birleþtiðinde toplumun demokratik özgürlükçü deðiþimi, geliþimi büyük ivme kazanacaktýr. Ýnsan, kültürel, ethik ve moral olarak korkunç boyutlarda bir çürümeyi yaþýyor. Tarih ve toplum bilinci çarpýtýlýyor. Ýnsan idealleri, deðerleri sürekli saldýrý altýndadýr. Ýletiþimin 'altýn çaðý'nda insan iliþkilerinde bir iletiþimsizlik; insanýn kendine, toplum ve doðaya yabancýlaþmasý, geleceksizleþmesi var; dengesizlik, hiçlik duygusunu hâkim kýlýyor. Depresyon ve stresin pençesinde kývranan bir insan yaratýlmýþtýr. 'Demokratik konfederalizm tüm kültürel varlýklarýn tanýnmasý, korunmasý ve kendini ifade özgürlüðünü esas alýr.' Ayrýca bireysel hak ve özgürlükleri geliþtirmeyi vazgeçilmez görür ve toplumsal demokrasinin geliþimiyle birleþtirir. Bireysel ve toplumsal özgürlükleri en ideal dengede yani optimum noktada buluþturmaya çalýþýr, bireysel özgürlükler ile toplumsal geliþmeyi karþý karþýya koymayý reddeder. 'Demokratik konfederalizm, toplumsal sorunlarýn zora ve þiddete baþvurulmadan çözülmesini esas alýr, yani barýþ politikasýna dayanýr.' Askeri sanayii dünya ekonomisinde en büyük kalemlerden biri. Ekonomisi askeri sanayiye dayanan bir güç savaþ ister, çünkü pazarý budur. Bu nedenle Barýþ aktivistlerinin eylemleri insani, ethik yönü kadar ekonomik olarak da son derece önemlidir. Eðer bir istatistik çýkarýlýrsa-ki yayýnlanýyor her yýl-askeri sanayiye, savaþa ayrýlan kaynaklar, insanlarýn geliþimi için kullanýlýrsa, saðlýk, eðitim açlýk gibi, çaðýmýzýn geliþim seviyesi dikkate alýndýðýnda, insanlýðýn yüzünü kýzartan birçok sorun ortadan kalkacaktýr. Demokratik konfederalizmin ekonomi politikasý önemli bir baþlýk ve mutlaka ele alýnmasý gerekir, uzmanlarýn katkýlarýyla. Merkezi planlama olmaz, katýlýmcý planlamanýn birçok yönü alýnabilir, alýnmalýdýr. Sadece kooperatiflere, atölyelere dayalý bir ekonomi de olmaz. Basit bir entegrasyon, küresel sermayeye teslimiyet asla olamaz. Bu konuda da yerel deðerler ile küresel deðerlerin etkileþimi, yakýnlaþmasý ve bütünleþmesine benzer bir program izlenebilir. Programýn uzun vadeli hedefleri olacaktýr tabii ki, ama kýsa vadede sermayeyi üretime yönlendiren, emek gücünü olabildiðince güçlendirerek denge saðlayan, çevre ile uyumlu ve öz-kaynaklarýna- kendine yeterlilik düzeyinde- dayanan, mali sermayenin mahkûmiyetinden kurtulan, kullaným deðerine öncelik veren bir ekonomi programý oluþturmak mümkündür. Böyle bir program eðitim, saðlýk, sosyal güvenceler gibi yaþamsal konularda, kamusal tam bir çözüm de içeriyorsa, uygulanabilir ve gerçekçi hedefler doðrultusunda dönemsel planlamalar yapýlarak hayata geçirilebilir. Baþarýlý olmamasý için de bir sebep yoktur. 'Demokratik konfederalizm, küresel emperyalizme karþý halklarýn küresel demokrasisinden yanadýr. 21. yüzyýlda tüm halklarýn ve insanlýðýn yaþamak durumunda olduðu bir sistemdir. Bu da küresel çapta demokratik konfederasyona doðru gidiþ ve yeni bir çaða yürüyüþ demektir.' Not: Gelecek bölüm: 5. madde kapsamýnda Ortadoðu çözümü. N.Mehmet Güler [email protected]

'5. Ortadoðu'nun aðýrlaþan tarihsel ve toplumsal sorunlarýnýn çözümü için de demokratik konfederalizm sistemi geçerlidir. Kapitalist sistem ve emperyal güçlerin dayatmalarý demokrasiyi geliþtiremez, ancak demokrasiyi istismar edebilir. Demokratik konfederal sistemde tabandan geliþen demokratik seçeneði egemen kýlmak esastýr. Bu sistem toplumsal temelde etnik, dini ve sýnýfsal farklýlýklarý gözeten bir sistemdir.' (A. Öcalan) Ortadoðu'nun sorunlarýnýn kaynaðýna inebilmek, doðru tanýmlamak için gerekli olduðu kadar, çözüm yöntemindeki farklýlýðýn nedenlerini açýklamak bakýmýndan da tarihsel arka planý iyi anlaþýlmalýdýr. Bu çalýþma kapsamýnda tarih anlatma olanaðýmýz yoktur, sadece kimi baðlantýlarý kurma amaçlý deðinmekle yetineceðiz. Mevcut veriler, uygarlýðýn Ortadoðu'da baþladýðýný göstermektedir. Burada ilk oluþan denklem önemlidir ve muhtemelen uygarlýk ekseninin hemen tüm parametrelerini içermektedir. Neolitik çaðýn binlerce yýlda ortaya çýkardýðý birikimler düþünce yapýsýnda, üretimde ve toplumsal örgütlenmede yeni bir aþamayý; kent kültürünü, sýnýflý sosyal iliþkileri ve devleti baþlatmýþtýr. Sümer ve Mýsýr'da bu devrimsel geliþme, tapýnaklar etrafýnda örülen organizasyonlar ile baþarýlmýþtýr. Kilit kavram kolektif yani toplu emek gücünün kontrol edilmesiyle oluþan devasa toplumsal enerjinin üretime uygulanmasýdýr. Bilinen en eski kent devleti olan Uruk ile baþlayan kent devletleri aþamasýnda ve Akad Kralý Sargon ile baþlayan ve içlerinde Medler gibi konfederal yapýlar da, Babil, Asur gibi merkezi, despotik, köleci imparatorluklar da bulunan dönemde ve sonrasýnda; Helen ve Roma iþgalleri, Moðol saldýrýlarý, Ýslamiyet'in, Türklerin ve Batýlý emperyalistlerin bölgeye giriþi ve sömürgeciliði sürerken de kalýcý olan yerleþik halkýn kominal özellikler taþýyan sosyalitesidir. Ana tanrýça kütlünden Sümer tanrý sistemine; Zerdüþtilik ve Manizm gibi çök önemli dinlerin ortaya çýkýp yaþadýðý ve Tüm Semavi dinlerin doðduðu bu topraklar mutlaka kendi özgünlüðü içinde anlaþýlmalýdýr. Batý gibi kategorize etmek ve Batý kökenli kavramlarla açýklamaya çalýþmak bir yöntem hatasý doðurur. Ortadoðu toplumu kominal özellikler taþýr; bu durum ilk tapýnak çevresindeki topluluk için de, -farklý özellikler edinse de- köleci Babil topraklarýnda yaþayan tebaa içinde geçerlidir. Doðuda, mitoloji, felsefe, bilim iç içedir ve hep öyle kalmýþtýr. Batý uygarlýðý doðunun ikincil türevi de olsa, felsefe ile baþlamýþtýr, rasyonalisttir ve bireyleþmeyi daha uygarlýðýn baþýnda geliþtirmiþtir. Ortaçaðda kesintiye uðrasa da Rönesans'la yeniden yaratmýþtýr. Ve kapitalizm ile neredeyse toplumsallýðý reddeden düzeye vardýrmýþtýr. Batý gömleðini Ortadoðu'ya giydirmek yanlýþtýr. Ortadoðu son beþ yüzyýlda geriledi, daraldý ve son yüzyýlda Batý'nýn basit kuklalarý eliyle yönetilen, sefalet, yoksulluk, kan ve kýyým coðrafyasý haline getirildi. Tahrik edilen, çözümsüzleþtirilerek kangren haline getirilen sorunlarý etrafýnda, enerjisini içine yönelterek, içine çökmüþ halde de olsa, çözüm; Batý'ya benzetmek, Batý toplumunun geçtiði aþamalardan geçmeye zorlamak deðildir. Demokratik konfederalizmin farký ve önemi burada ortaya çýkmaktadýr. Ortadoðu gerçeðine uygun çözüm budur. Kürdistan sorunu, Ýsrail Arap çeliþkisi, iþbirlikçi, despotik, Arap yönetimlerinin kaynaðý olduðu sorunlar, Emperyalist iþgal ve saldýrýlar, onlarýn yerel dayanaklarý, aþýrý uç fanatik yapýlar ve elbette ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarýn çözüm formülü demokratik konfederalizmdedir. *** Emperyalist dayatmalar Ortadoðu halklarýnýn sorunlarýný çözmez, son iki yüzyýlda yaþananlar bunu kanýtlamaktadýr: 19. yüzyýlda da Rusya, ardýndan Almanya ve Ýtalya'nýn ilgisi olsa da istila ve sömürgeleþtirmenin mimarý Ýngiltere'dir. Bu konuda Fransa ile çekiþmiþlerdir ancak Ortadoðu da emperyal lider Ýngiltere olmuþtur. I. Dünya Savaþý'nýn ardýndan ABD, özellikle petrol þirketleri aracýlýðýyla önce Arap Yarýmadasý'nda etkinliðini arttýrmýþ, klasik emperyalizmi ve temsil eden güçleri kademe kademe gerileterek bölge üzerindeki egemenliklerini zayýflatmýþtýr. Yerine de Wilson ilkeleri doðrultusunda daha dolaylý, daha gizli ve daha derin bir sömürgeleþtirme baþlatmýþtýr. Ortadoðu'da güncelliðini koruyan sorunlarýn çoðunun temeli bu dönemde atýlmýþtýr. Skyes-Picot Anlaþmasý (1916) ile Ortadoðu paylaþýlmýþ, Versailles Antlaþmasý (1919) ile Manda rejimleri tanýnmýþ ve Paylaþým resmileþmiþtir. Balfour Bildirgesi (2 Kasým 1917) ile de Filistin'de kurulacak bir Yahudi Devletinin temeli atýlmýþtýr. Dönemin en büyük kurbaný, dörde bölünen Kürtlerdir. II. Dünya Savaþý sonrasýnda, artýk bölgenin baþ sömürgeci aktörü ABD'dir. Soðuk savaþ döneminde bölge üzerinde SSCB ile çekiþmiþlerdir. Reel sosyalizmin çöküþü ardýndan, ABD, hâkim güç olma iddiasýyla, ilk müdahalesini Ortadoðu'ya gerçekleþtirmiþtir. Bilinen '91 körfez müdahalesi, 2003 Martý'nda Saddam'ýn devrilmesi ile sonuçlanan ve Irak'ý açýk bir mezbahaneye çeviren savaþ, güncelliðini koruyan bir trajedinin parçalarýdýr. ABD, Büyük Ortadoðu Projesi adýný verdiði ve Ortadoðu'yu daha derin sömürgeleþtirmenin ötesinde, teslim almaya dönük uygulamalarýný, yakýn palanda, Ýran ve Suriye'yi kapsamýna alarak geniþletme ve ilerletme çabasýndadýr. Etnik, toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlarýn bu tarzda çözümlenmesi düþünülemez. Bölgenin kökleri ile buluþmasýna ve yeniden doðuþa gereksinimi var; bunu da kendi gerçeðinin bilincine ulaþma manasýnda,, aydýnlanma ve özgürlük temeline dayalý tabandan geliþen demokratik hareketle yani gerçek bir demokratikleþme ile baþarabilir. Demokratik konfederalizm, bölgenin kangrenleþen tüm sorunlarýna çözüm içermektedir. Demokratik cumhuriyet projesiyle ekonomileri öz kaynaklarýna dayanan, küresel mali sermayenin boyunduruðundan çýkmýþ, elit iþbirlikçi diktatörleri aþmýþ bölge ülkelerinde, sorunlar karþýlýklý etkileþim içinde çözülecektir. Düðüm Kürt sorunudur. VI ve VII. bölümde kapsamlý ele alacaðýmýz konuya, Ortadoðu baðlamýnda kýsaca deðinmekle yetinelim. Öncelikle Ýran, Türkiye ve Suriye, mevcut halleriyle, emperyalist müdahaleye davetiye çýkaran pozisyonda, ciddi sorunlar yaþayan devletlerdir. Üçünde de esas problem Kürtler üzerinde uygulanan inkâr ve imha politikasýdýr. Bu devletlerde Kürtlerin kabulüne dayalý demokratik federal yapýlanma kendilerini yepyeni ufuklara taþýmanýn yolunu açacaktýr. Sürekli kanayan bu yaradan kaynaklý enerjilerini tükettikleri gibi büyük, diri Kürt gerçeðini de karþýlarýna almýþlardýr. Bu ters orantý geliþmeyi imkânsýz kýlmaktadýr. Demokratik Ortadoðu konfederasyonuna giden yolun buradan geçtiði çok açýk. Ýsrail Arap savaþý tarihin, beklide en uzun zamana yayýlan, vahþetine dönüþmüþtür. Çözümsüzlüðünün ana sebeplerinden biri, beklide ilki Küresel mali sermayenin müdahaleleridir. Bu durum Yahudilerin küresel etkinlikleri ile de baðlantýlýdýr. Demokratikleþen bölgede, tüm etnik, ulusal yapýlarýn halklarýn kendi kimlikleriyle kültürel varlýklarýný yaþamalarýna ve temsil etmelerine dayalý eþit özgür ortaklýk ön plana çýkacaktýr. Uygarlýk doðuran Ortadoðu, demokratik konfederalizm ile demokratik, toplumcu özgürlükler çaðýna öncülük edebilir, bu mümkündür ve baþarýlmalýdýr. N. Mehmet Güler

Varoluş koşullarına, zorluklarına, kurulu düzenin baskıcı sistemlerine,diktatörlüklerine karşı başkaldırmak insanlık tarihi boyunca yaşanan bir olgu oldu. Ölümlü bir dünyada kahramanca yaşamak, direnmek çok az sayıda düşünürün yaşam tarzı oldu. Başka bir değişle « düşünmeyi ve düşünüleni dile getirmeyi suç kapsamına yerleştirmek diktatöryel-tirani sistemlerine» karşı olduğu kadar «. Düşünceyi, düşünüleni ifade etmeyi yasaklayanlara » karşı da direndiler. Bu kurulu sistemde her zaman uşak , köle ruhlu, dalkavuk, hilebaz, putlara tapan yüzü silinmiş çakal zihniyetli,diktatörlere övgüler yazan, despotçu anlayışı savunan « mehmetçik gazeteciler » köşe yazarlığı için her tür yalan ve ifira atmayı kabul ettiler.Ç•niversite üyeleri, teknokratlar, valiler, milletvekilleri, sivil ve siyasi kuruluş temsilcileri, ulusal ve uluslararası banka sermayesinin önüne boyun eğdiler. Hitler partisinin on iki yıllık üyesi, Nuremberg Universitesi Rektörü Martın Heidegger, Hitleri « Almana Ulusunun iradesi olarak» selamladı, bütün yahudi bilim adamlarını Gestapo'ya şikâyet etti, onları kovdu ve 6000 000 yahudinin jenosidine doğrudan doğruya katıldı. Hitlerci sistemde olduğu kadar, kemalist sistemde ve onun taklitçilerinin yasaklama sistemini gündeme geitirdiler.Her dönem e doğrudan doğruya düşünceyi ve düşüncenin sahibi olanları birlikte ele alıp cezalandırdılar. Kurulu sistem her ikisini ortadan kaldırmayı amaçladı. Düşünen ve düşünceleri yayan vasıtalar yada eserler suç kapsamına alındı. Tarihte düşünürler kitaplarıyla birlikte yargılandı, cezalandırıldı hatta yakıldı.Bu yüzyılda da düşünenler, düşüncelerini dile getirenler işkence, hapis, yasaklama, sürgünde yaşamaya mahküm edildi. Kitaplarıyla, müzik aletleriyle, inançlarını simgeleyen giysileriyle yakıldılar. Roma'da Koçgiri'de, Dersim'de Amed'de ve Mahabad'da asıldılar. Sivas'da aydınlarımız devlet ve devlet tarafından faşizanlaştırılan linç kitleleri tarafından kitaplarıyla yakıldılar. Cağımızda Dr Ismail Besikçi bunlardan biridir. Bu konuda 8 Haziran 1999 tarihli Özgür Politika gazetesinde yayınlanan "21. Yuzyilin devrimi" yazımda " gerek felsedede, gerek edebiyat ve bilimlerde, insanoğlu hep başkaldırdı. Bu direniş hem bireysel hem de tarihsel, hem evrensel boyut kazandı.Her üç direniş çizgisinin diyalektik birligi, insan gerçekliinden ayrılmadi.Ister kişi planında, isterse sınfsal planda olsun baskaldirma Zerdüşt'den Prometheus'a, Sokrates'den Spartakus'a, Gallile'ye, August Blanqui' e Babeuf, Pir Sultan'dan Karl Marx, Sêx Said'e, Seyyid Riza'ya, Ali é Mirzali e Silemani'ye, Qazi Muhammed'e Dimitrov'a, Dr Ismet Besikçi'ye kadar butun insanlık teslimiyete karşı bir direniş ve özügürlük tarihidir."[1] [url=http://max6.hosteur.com/~kurdis99/index.php?option=com_content&view=article&id=545:dr-ismail-besikciye-saygi-dr-ali-kilic&catid=35:dosya&Itemid=57]***Yazinin tumunu okumak icin tiklayiniz***[/url]

Niyazi! Ocalanin son gorusmesi ile senin bu yazdiklarinin hic bir hukmu yoktur. Bosu bosuna bu kadar yordun kendini, yazik oldu. Son gorusmeden alinti.(Buyuk harf benim kendi yorumum.) KÜRTLERÝN LOZAN'I TAMAMLANMALI Öcalan, sözlerini þu þekilde sürdürdü: "Benim asýl söylemek istediðim þey, Kürtlerin Lozan'ýdýr. Lozan'a gidilirken iki Kürt milletvekili götürülmüþtü. Orada 'Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi olarak buradayýz" denilmiþti ama gereði yapýlmadý. Türkler açýsýndan Lozan tamamlanmýþtýr. Kürtler açýsýndan bugün tamamlanmasý gerekiyor. Ben buna Ýkinci Lozan veya Lozan'ýn Tamamlanmasý Süreci diyorum. Lozan'ýn tamamlanmasý Cumhuriyet'in demokratikleþmesiyle olacaktýr. Ben Konfederalizm derken yanlýþ yorumlayýp ulus-devletin, üniter devletin parçalanacaðýný düþünüyorlar. Cumhuriyete de karþý deðilim.(HANI TURKIYE CUMHURIYETI KIRLIYDI. BOYLE BIR KITAP YAZMISTI OCALAN, DEMEK OCALAN YALAN ATIYORDU. PEKI HALA YALAN ATMADIGINI NASIL BILELIM?) Konfederalizmden kastým Suriye, Ýran, Irak, Türkiye içindir. Suriye dâhil olmasa da Suriyeli Kürtler, Ýran da bu birlikteliðin içinde olabilir. Konfederalizm, Türkiye'deki Kürtlerin kendi demokratik örgütlenme biçimidir, ayrý bir devlet deðildir. Lozan'la Cumhuriyet kuruldu. Konfederalizmle içi doldurulacak, Kürtlerin haklarý tanýnacak. Böylece Lozan tamamlanacak. Musul ve Kerkük'te misak-ý milliye dâhildi.(NE ZAMAN MUSUL VE KERKUKUN, YADA GUNEYIN BU KADAR OZGURLUGE KAVUSTUGU BIR DONEMDE TURKIYEYE DAHIL EDILMEK ISTENIYOR. GUNEY TURKIYEYE DAHIL EDILMEDEN MUSUL VE KERKUK PRATIK OLARAK TURKIYEYE DAHIL EDILEMEYECEGINI BILMENIZI ISTERIM.) Konfederalizmle bunlarý da dâhil ediyorum. Misak-ý Milli önemlidir. Burada Kürtlerin haklarýna saygýlý olunacaðý belirtiliyor. Kürtler ayrýlmak istemiyorlardý. Zorla ayýrdýlar. Benim kastým Kürtlerin haklarýdýr. Osmanlý nasýl ki altý yüz yýl boyunca bu bölgede bir güç olarak yönettiyse, eðer böyle bir çözüm geliþtirilirse Cumhuriyet de buna öncülük ederek bunu devam ettirebilir."

Abdullah Öcalan'ın avukat görüşmelerinden bazı söylemlerini koyuyorum. Bazı insanların gözü açılır Demokratik cumhuriyet Atatürk'ün hediyesiydi. Bunu gelistirmek bizim görevimizdir. Türk Ordusuna da söyledim. Atatürk'ün 20'ler politikasi anti- emperyalist bir çizgiydi. Atatürk'de Kürtleri dislama yoktur. Ancak bizim ortaya koydugumuz Özgür birlik ile Mustafa Kemal'in politikasina sahip çikilir. Devlet Koçgiri isyanının çok güzel bir şekilde bastırdı. Aksi halde Kürt hareketinin yayılma durumu vardı. M. Kemal sanildigi kadar Kürt düsmani degildi. M. Kemal çizgisi demek Kürtlerle olan çatismayi bir an önce durdurmak demektir. Kemalist gelenege sahip çikin. Kemalist gelenek Kürt feodallerine el uzatmaz. Türkiye'ye gelince M. Kemal bilimsel temelde ortaya çikti bir seyler yapmak istedi ama yillarca milliyetçilik gelistirildi. Otonomi, federasyon ve benzeri istemler Türkiyenin birligini ve bütünlüğünü bozar. Çözüm demokratik Türkiye Cumhuriyetidir. Geçen haftalarda Orduya çagri yaptim. Atatürkçü çizgiye sahip çikin dedim. Ben yerel, bagimsizlikçi ve özgürlükçüyüm. Mustafa Kemal de yerel ve bagimsizlikçiydi. Aydinlara gidin, bol bol bunlari anlatin. M. Kemal'in 20'lerde yaptigini 2000'lerde ben yapiyorum. Eskiden Türkiyelilik diyordum. Vaz geçtim, artık Türkiye Ulusu diyorum. Biz Türkiye ulusundaniz. “Ne mutlu Türküm diyene“ ve benzeri söylemler Atatürkün kültürel milliyetçiliğini gösterir. Atatürk'ün ırkçı sözleri yok. 1920'li yillardaki Mustafa Kemalin izindeyim. Onu kendime örnek alıyorum. Türkiye beni yanlış anlamasın. Üniter devlete bir itirazım yok. Bayrağa saygılıyım. Bayrağa yaklaşımımı, saygılı olunmasını Şam'da da söylemiştim.

*Not: bu kisa yazim daha once Nasname ve FORUMA KURDISTANDA nesredilmisti. Guncelligi acisinda tekrarinda fayda buluyorum. Ozellikle hala pkk ve ozellikle abudllah ocalan'nin bokunda boncuk arama hevesli bazi buralara tunemis MASKELI BALO SARLATANLARINA atfolmasi ve ibret olmasi acisindan gerekli ve zorulu gorerek tekrardan okunmasi konusunda karar kildim ve yeniden asiyorum. MASKELI BALO SARLATANLRI kuru siki kardeslik, sehitler, degerler gibi pespaye laflarin arkasina siginarak demogoji yapacaklarina once MANKURTLASTIRILMIS ABDULLAH OCALAN VE SUREKASI'nin hangi dusunce ve acilimlarina karsi veya taraf olduklarini ACIKLAMAK ZORUNDADIRLAR! * Anlayana sivrisinek-saz, anlamayana (yada anlamak istemeyene) davul-zurna az! Kurd ve Kurdistan tarihini Mankurtlastirilmis Abdullah Ocalan ve onun surekasinina kabul ettiremezsiniz! Ne yaparsaniz yapin, cabalariniz bosunadir. Cunku mankurtlastirilmis Abdullah Ocalan hic bir sekilde Kurd tarihine her ulus gibi Kurd Ulusunun da bir bayraga devlete kendi kendisini yonetme taleplerine donmeyecektir, dondurmek isteyenlerede OLUM paye dusecektir. Kendi analarini bile oldururler bu mankurtlastirilmislar! sizi haydi haydi oldurur veya oldurturler. Asagidaki alinti Cengiz Aytmatov'un anlatimlaridir.. Hic bir sey, Kurdlerin ve Kurdistanin gunumuz kosullarindaki durumunu bu alinti kadar oz ve net anlatamaz! “ Eski zamanlarda Kalmuk- Kırgız savaşlarında,iki taraf biri birinden ganimet ve malla birlikte,eline geçirdikleri insanları da esir alıyorlardı. Esirler genelde hayvanları güderdi. Sabah akşam hayvan peşinde olan esir günlerden bir gün yolunu bulup kaçabilir. Birileriyle kendisi hakkında ülkesine haber gönderebilir, hatta oda insan, ya kızlarımıza gönül kaptırabilir. Genç yaşta ele geçirilen esir beş sene, belki on sene bir dediğini iki etmeden hizmet eder. Bir gün baş kaldırabilirde. Bütün bunlardan kurtulmanın yegâne çaresi, onu mankurta dönüştürmektir. İlk önce esirin saçları kazınıyor, kafasına yeni kesilmiş devenin veya sığırın bir parça derisi geçiriliyor. Kırgızlar bu deriye şire derler. İşte bu şireyi kenarından birkaç yerinden delip deriden bağ geçiriyorlar ve kulak hizasından sıkıca bağlıyorlar. Sonra esirin elini ayağını bağlayıp güneşin kavurucu sıcakları altında bırakıyorlar. Böylece esire edilen işkence çiftleşmiş oluyor. Yani, taze deri güneşin sıcağında kurudukça kafasını sıkarak kemiklerini sızlatıyor, ikinci yeni çıkan saç deriyi delip geçmediğinden tekrar kıvrılıp kafaya geçiyor ve iğne sokar gibi tüm duyu sinirlerini öldürüyor. Böylelikle insanda hafıza diye bir şey kalmıyor. Bir hafta, on gün sonra esir ölüyor veya tüm hayatını mankurt olarak yaşamaya mahkûm oluyor. Ölürse azaptan kurtulacak, hayatta kalırsa ismini, soyunu sopunu, geçmişini her şeyini unutup sadece ve sadece sahibinin dediğini yapan bir varlığa dönüşecek... İnsanoğlunun icat ettiği zulüm yöntemlerini düşündükçe, başımdan kaynar sular dökülüyor adeta. Yukarıda anlattığımda zulmün doruk noktası her halde. Nayman Ana; oğlu Coloman Juan, tarafından kaçırılarak mankurtlaştırılmış analardan biri. Yıllarca oğlunu arıyor ve tüccarların yardımıyla oğlunu buluyor. Nayman Ana Mankurtlaştırılarak hafızası silinmiş oğluna anasını, babası Dönen bay'ı, köyünü, yaşadıkları toprakları, soyunu sopunu hatırlaması için uğraşır. Ama nafile. Hiçbir şey hatırlamıyor Nayman Ana'nın mankurtlaştırılmış oğlu. Efendi mankurtu insanlaştırmaya çalışan Nayman Ana'nın bu çabalarında rahatsız olur ve mankurta Nayman Ana'yı öldürmesini emir eder. Nayman Ana'nın mankurtlaşmış oğlu efendisinin emirine uyarak anasını Nayman Anayı okla öldürür. Nayman Ana'nın oğlu okuyla anısını öldürdüğü anda Nayman ananın başında duran beyaz yazma rüzgârda havalanarak uçar ve Dönenbay Kuşuna dönüşür. Bu kuş ne zaman biri yanlız yolla düşse, yolda ne zaman bir yolcu görünse “Senin baban Dönen bay, senin baban Dönen bay diye sesleniyor“ (Cengiz Aytmatov-Huhtar Şahanov Şafak sancısı yayıncılık 163-164)

Şîroveyeke nû binivisêne

Plain text

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.