Konfederalizmin ilkeleri I
'1. insanlýk Zagros eko-sisteminde gerçekleþen tarým devrimi temelinde 19. yüzyýl baþlarýna kadar gelmiþtir. 19. yüzyýl baþlarýnda ikinci büyük devrim olan sanayi devrimi gerçekleþmiþtir. Bu ikinci devrim ulus-devletin oluþmasýnda önemli rol oynamýþtýr. Ulus-devlet sistemi ise 20. yüzyýlýn sonlarýna doðru toplumsal geliþmenin, demokrasi ve özgürlüklerin önünde en ciddi engel durumuna gelmiþtir.' (Abdullah Öcalan)
Batý merkezli düþünceler, tarih felsefeleri, Grek yarýmadasýný uygarlýðýn doðuþ kaynaðý olarak iþledi, iþlemeye de devam ediyor. Ne var ki, arkeolojik kazýlardan elde edilen veriler, çözümlenen belgeler uygarlýðýn filizlendiði topraklar olarak Mezopotamya'yý gösteriyor. M.Ö 3500 yýllarýna tekabül eden ilk þehir devleti Mezopotamya'da kuruluyor. Geriye dönük, bilim yöntemi ýþýðýnda baktýðýmýzda, kültürel birikimin üretim ve ona dayalý toplumsal iliþki biçimi olarak bütünlüklü bir sisteme dönüþmesi; yani uygarlýðýn oluþmasý binlerce yýl gerektirir.
Ayný topraklarda uygarlýðýn doðuþunu hazýrlayan verimli neolitik çaðdýr, onun büyük birikimleridir. Neolitik çað bir uygarlýk deðildir ama uygarlýðýn oluþmasýný saðlayan büyük kültürel birikim çaðýdýr.
Neolitik çaðýn birikimleri, tarým devrimini ve ilk kent devletlerini doðurdu. Kent devletleri uygarlýðýn dölyataðý, kozasý sayýlabilir. Uygarlýðýn tözü orada gizlidir denebilir. Zira sonraki geliþim, oluþumun forma kavuþmasý gibidir. Ýlk bilim, felsefe, iktisat, politika, sanat, spor ve þehir kültürünün birçok parametresi bu kent devletçiklerinde ortaya çýkmýþtýr. Demokrasiyi sadece iktidarý kullanma araçlarýyla sýnýrlamadýðýmýzda, bir rejim olarak deðil de sistem olarak baktýðýmýzda, ilk uygulama alanýnýn Mezopotamya olduðu daha iyi anlaþýlýr. Rahiplerin etkili olduðu bu ilk oluþumlarýn neolitiðin bir nevi devamý sayýlabilecek özellikler taþýdýðý açýktýr. Mitolojiye bakýldýðýnda -ki toplumsal yaþam ve iliþkilerin dev bir aynada metaforu olarak bakýlabilir-yönetimde demokrasiden oligarþiye doðru bir seyir izlendiði görülüyor. Kadýnýn, özgür kabile neferlerinin katýlýmý, köleliðin henüz tanýmlanabilir nitelikte oluþmamasý; Bu aþamada toplumsal yaþam ve yönetimde demokrasinin ilkel halini yaþadýðý rahatlýkla söylenebilir.
Ýlk oluþumlar, kabilelerin aþiretleri, aþiretlerin aþiret birliklerini, yani ilkel konfederasyonlarý oluþturmasý biçimindedir, bu organizasyonlarda bir tür basit doðrudan demokrasi uygulanmýþtýr. Sistem dýþý kalan çevre kabileleri, aþiretler ve çeþitli sosyal topluluklarda kominal yaþam süregelen bir Doðu toplumlarý özelliðidir. Demokrasinin bu primitif hali kominal-kolektif katýlýma dayalý geliþiyor. Devam eden süreçte merkezi köleci krallýklarýn yayýlma ve saldýrýlarýna karþý gevþek birlikler olarak örgütlenen aþiret yapýlarýnda da doðrudan demokrasi örneklerine rastlýyoruz. Bu konuda en somut yazýlý bilgi Asur imparatorluðuna karþý direnen Med organizasyonlarýnda bulunmaktadýr. Batý kaynaklarýnda 'Asyatik üretim' denilen sistemin sosyal niteliklerinden en önemlisi; kominal iliþki biçiminin korunmasý ve sürdürülmesini saðlamasýdýr. Medler hiçbir dönem tek merkezli katý bir devlet yapýlanmasýna dönüþmeden aþiret konfederasyonlarý olarak kalýr. Kominal, kolektif grupsal aidiyet Ortadoðu toplumunun binlerce yýl süren güçlü bir kök damarýdýr.
Özetle: Zagros yamaçlarýndan Mezopotamya ovasýna doðru akan kaynak sularýnýn biriktirdiði verimli aluvyal topraklarda uygarlýk nehri oluþtu ve akmaya baþladý. Uygarlýða dair arkaik köklerin tümü orada saklý. Uygarlýðýn tözü, yani cevheri ilk Mezopotamya kentleridir. Biraz gecikme ile Nil Ülkesi Mýsýr'dadýr. Ardýndan, eþ zamanlý, Doðu Akdeniz ve Anadolu'dadýr. Devamýnda, üçüncü türev de olsa Girit'te, Grek yarýmadasýnda yeni bir form kazanan uygarlýk nehri, o bitek topraklarda, baþ döndürücü bir görkeme ulaþýr.
Ayný zamanda ilk büyük küreselleþme dalgasýnýn gerçekleþtiði çaðdýr. Ve tarým devrimi ile baþlayan bu ilk uygarlýk salýnýmý 19.yüzyýlda Sanayii Devrimi'ne kadar sürmüþtür.
Hýristiyanlýk, kilise kültürü Doðunun Avrupa'ya son büyük aþýsýdýr. Ortaçaðýn tümden karanlýk olduðu iddiasý büyük bir inkârdýr. Rönesans ve muhteþem klasik çað sanat ve mimarisi kilise kültürünün koynunda þekillenmiþtir, ondan beslenmiþtir.
Rönesans bir kýrýlma ve yeni yükseliþler çaðýný baþlatýr. Uygarlýðýn, güneþin doðduðu Doðu bir yýldýz gibi en parlak zamanýnda içine çökmeye baþlar. Felsefe ve sanatta Rönesans'ý besleyen kaynaklarýn cevheri onda gizli olsa da artýk yeni maceralara atýlacak enerjisi kalmamýþtýr. Kendi karanlýðýnda boðulmaya baþlamýþtýr çoktan.
***
Ulus devletin oluþumu üç yüz yýllýk bir süreçtir; Rönesans, reformasyon ve 17-18. yüzyýlý saran Aydýnlanma Hareketi, Avrupa'da, uluslaþmanýn düþünsel, politik boyutunu hazýrlamýþtýr.
Uluslaþma, etnik, siyasal, ekonomik, ideolojik, askeri ve kültürel yönleri olan kombine bir sistemin oluþumunu ifade eder. Tek uluslu üniter devletlerde etnik olarak, tarih, dil, kültür birliði önemli þartlardýr. Ýdeolojik olarak milliyetçilik neredeyse din düzeyinde abartýlmýþtýr. Liberalizm önemli oranda geliþse de, esas ideolojik format milliyetçiliktir. Ulusun oluþumu için pazarýn ve ulusal burjuvazinin çýkarlarýnýn korunmasý gerektiðinden; 'Vatan' kavramý ulusal topraklar manasýnda kutsanmýþ, sýnýrlar, 'vatanýn bölünmez bütünlüðü' tartýþmasýz ilkeler olarak yerleþmiþtir. Ortaçaðýn parçalý derebeylik yapýsýný ve ondan kaynaklý sýnýrlarý paramparça eden burjuvazi, ulusal pazarý oluþturarak iktisadi birliði saðlamýþtýr. Ulus devlet böyle bir sistemin en önemli bileþeni olarak þekillenmiþtir. Ulusal hukuk sistemiyle, vatandaþlýk yasalarýyla bireyler, dar feodal, cemaat aidiyetlerinden koparak ulus devletin hukuk karþýsýnda eþit vatandaþlarý haline getirilmiþler. Yani ulus devletler ayný zamanda laiktirler. Milliyetçilik, esas olarak burjuva sýnýfýn çýkarlarýný, tüm ulusun çýkarlarý olarak lanse etme örtüsü rolü oynamýþtýr. Tabii ki bu teorik çerçeve bir plan olarak her yerde uygulanmamýþtýr. En geliþmiþ modeli Fransa'da þekillenen ulus devlet, doðu Avrupa da ve daha sonra sömürge ülkelerde ulusal kurtuluþ savaþlarýyla kazanýlan baðýmsýzlýk sonucu inþa edilmiþtir.
Ulus devlet sanayi devriminin sonucu olan üretim iliþkilerinin dolayýsý ile toplumsal iliþkilerin ürünüdür. Sanayi devrimi fabrikasyon yani seri ve standart ama ayný zamanda merkezi ve bürokratik üretim sisteminin; fabrika sisteminin topluma uyarlanmasý ile sonuçlanmýþtýr. Merkezi bürokratik tekleþtirici yani standartlaþtýran sistem eðitim, idari yapý ve üretim baþta olmak üzere yaþamýn bütün alanlarýnda genelleþmiþ hâkim hale gelmiþtir. Modernizm de aydýnlanma ve Sanayii devriminin eseri olan bu sistemin adý oluyor.
***
19. yüzyýlýn sonlarýnda ulusal pazar doyuma ulaþýnca kâr hýrsýnýn motive ettiði kapitalist sermaye dýþa açýlýyor. Ýktisat yasalarý gereði sermaye daha küçüðünü yutarak tekelleþme sürecine giriyor.
Emperyalizm denilen bu aþamadan itibaren ulus devlet aþýnmaya baþlamýþtýr ve 20.yy.ýn sonunda ortaçaðýn derebeyliklerine benzer bir rol oynar hale gelmiþtir. Bu noktadayýz.
Bundan sonraki bölüm; konfederalizm II-III
'2. 20. yüzyýlýn baþýnda geliþtirilen uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakký ilkesi, devlet kurma hakký olarak anlaþýlmýþtýr. Bu temelde oluþan ulus-devletler günümüzde geliþme önünde ciddi engel durumundadýrlar. Ulus-devlete dayalý birleþmiþ milletler modeli yürümemektedir. Körfez Savaþý ve Irak'taki durum bunun kanýtý olmaktadýr.'
'3. Bundan çýkýþýn temel yolu, ulus-devlete göre geliþen küresellik deðil, tamamen halka dayanan ve gücünü tabandan alan demokratik konfederatif sistemdir. Ýnsanlýk tarihinde devlet olgusu ezeli olmadýðý gibi, ulus-devlet de ebedi deðildir. Günümüzde küreselleþme ile ulus-devlet aþýlmaktadýr. Ancak bu süreçte emperyalizm ciddi bir yeni sistem modeli geliþtiremediði için, mevcut sistemin krizi derinleþmiþ ve kaosa dönüþmüþtür.'
Bagimsiz Kurdistan !