Direkt zum Inhalt

YANAŞMACILIK (Klientalizm) / Ömer Özmen

Klientale, veya (clienale) sözcüğü Latin kökenlidir. Eski Roma da Pleplerin, mutlak hakim konumundaki Patriklerden birinin himayesine girerek kendisine yer ve makam elde etmek için, onun önünde eğilmesi ve ona itiat etmesi durumudur.

Kelime karşılığı, yanaşmacılık demektir. Antik Romadan günümüze kadar, siyaset literatüründe, “klientalizm” olarak kullanılagelen bir kavramdır.
Roma döneminde , Partik ile Plep arasında var olan bu iğrenç ilişki; günümüzde demokrasi kültürü ve özgür birey kavramının gelişmediği otoriter ve totaliter toplumlarda süregeliyor. Sömürge kürdistanda da özellikle okumuş kesim arasında hıza yaygınlık kazanıyor..
Milletvekili pazarının açılmış olduğu bugünlerde , Türkiye ve Kuzey kürdistanda yanaşmaclılık olayı; Toplumun hayati sorunları ile ilgili olarak hazırlanan politik projelerin hayatiyet bulmasının önünde ciddi bir engel teşkil ediyor.
İşte bu vahim hastalıktan sadece bir görünüm.
Yer : Kürdistanın başkenti Diyarbakır.
Konu: Güney Kürdistan ve Avrupada yayınlanan Bas Haber gazetesinin düzenlediği
Kokteyl.
Tartışılan konu : Kürdistanın bölüşülmesi ve sömürgeleştirilmesine kaynaklık eden Sykes-Picot haritası.
Katılımcılar : İsimlerinin başında “prof” sıfatı olan veya verilen, kelli felli 3 kişi.
Sunucu : Yalçın Küçük ün uzun zaman yönettiği bir televizyonda yetişmiş veya yetiştirilmiş bir gazeteci.
Katılımcıların tamamı Kuzey Kürdistanda moda haline getirilen ulus devlet döneminin bittiğinden bahisle, Kürt halkının devletleşmesinin gerekmediğini ileri sürüyorlar.
Koktelylde hazır bulunan hukukçu ve siyasetçi İbrahim Güçlü, ulus devlet döneminin bittiğinden bahsedilemiyeceğini ve üstelik dunyada ulus devlet olmayan, değişik milliyet ve etnisitelerden oluşmuş konfedere ve federe devletlerin de var olduğunu belirtiyor.Bu devletlerin demokratik devletler olduğunu hatırlatarak can alıcı soruyu soruyor:
“Siz Kuzey Kürdistanda Kürt halkının konfederal,federal veya bağımsız bir demokratik devletten yana mısınız değil misiniz?
Önlerine konulan milletvekilliği ve makam avantajlarından feragat etmek istemiyen her üç katılımcı da “Hayır biz kuzey kürdistanda bağımsız,federe veya konfedere bir statuden taraf değiliz” şeklinde cevap veriyorlar.
Üstelik Kokteyl düzenleyen gazetenin genel yayın yönetmeni olan sunucu kişi; tartışmanın bir yerinde yetiştiği geleneğin haşerliğiyle sayın Güçlü ye; “beğenmiyorsanız çeker gidebilirsiniz.” deme pervasızlığını ve görgüsüzlüğünü gösterebiliyor.
Burada fikir ve düşünce özgürlüğü bazında bakıldığında, bu arkadaşların “ulus devlet döneminin bittiği” düşüncesine sahip olmaları doğaldır.(Eğer düşünce de kendilerine ait ise)
Bu düşünceyi kendileri üretmedikleri halde, İmralıda tutsak olan Abdullah Öcalan söylediği için,ona olan inançlarından dolayı,bu düşünceyi savunmaları da inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirildiğine yine doğal diyelim.Bu kelli felli “prof” unvanlı kişiler, Federe, konfedere veya bağımsız Kürdistan olayına da karşı olabilirler.
Ancak; Sykes Picok Antlaşması gibi Kürtler açısından hayati bir konuda, bulunulan yer ve katılımcıların temsil ettikleri kariyer açısından bakıldığında, sorun tam bir felakettir.Ciddi bir kişillik sorunu nu ortaya çıkarıyor.
Şöyleki;
Mademki, siz Kürtlerin kuzey kürdistanda demokratik bir federayon ,konfederasyon veya bağımsızlık statusunu doğru bulmuyorsunuz.O zaman Parçalanan kürdistanın başkentinde ne işiniz vardır?
Kürdistanı Parçalayan Sykes Picok antlaşması gibi hayati bir konuyu tartışmak size mi kalmıştır?
Sizler parçalayan tarafları mı, yoksa parçalanan tarafı mı savunuyorsunuz?
Sizin Buradaki gerçek misyonunuz nedir?
Kürdistanın başkentine, kürt halkına neyi kabul ettirmek istiyorsunuz?
Akademisyen misiniz?
Misyoner misiniz?
Yoksa tesir ajanları mısınız?
Madem ki, bu kadar akademik uzmanlığınız vardır, lutfen buyurun batı Anadolunun bir kentinde, herhangi bir ihtilaf ile ilgili panel düzenleyin. Bakalım buralarda size beş paralık bir değer verilebilinir mi?
Sizleri dinleyenler olabilecek midir?
Devlet size bu konularda bir ihtiyaç duyabilecek mi?
Madem ki “ulus devlet” olgusuna karşısınız.Kürt hakının kuzey kürdistanda federe, konfedere veya bağımsız devlet kurma hakkına karşısınız, O zaman 31 yıldır bu idealler uğruna bu halkın yaklaşık 60 bin evladını dağa çıkarıp öldürten siyasi aktörlere bir eleştiriniz olması gerekmiyor mu?
”Sizler bu çocukları boşuna imha ettiniz. Milyonlarca insanı boşuna yerlerinden yurtlarından göç ettirdiniz.Kürtlerin devletleşmesi iyi bir şey değildi.Türkiyeyi demokratikleştirmek lazımdı .Neden bu trajedilere yol açtınız?” diye eleştiri yapmanız gerekmiyor mu?
Sizde böylesi bir akademiya ahlakı, böylesi bir yürek ve böylesi bir dürüstlük var mıdır?
Üstelik, eğer siz doğru söylüyorsanız o zaman doğruluğuna inanmadığınız savunmadığınız böylesi bir dava uğruna onbinlerce insanın ölümüne sebebiyet veren bunca yıkım ve felaket getiren bir siyasi hareketin gölgesinde Parlamento adayı olmak sizin vijdanınızı sızlatmıyor mu? Akademik cüppeyi bırakıp bu trajedinin suç ortağı olmuyor musunuz?
Bugün olmazsa bile yarın çocuklarınız bu gerçekleri kavradığında sizin bu yanaşmacı tutumunzdan nasıl bir intiba duyacaklardır?
Bunu hiç düşünebiliyor musunuz?
Son bir soru;
Sizler bu tutumunuzdan hiç utanmıyor musunuz?

03.03.2015

Neuen Kommentar schreiben

Der Inhalt dieses Feldes wird nicht öffentlich zugänglich angezeigt.
CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.