Direkt zum Inhalt
Submitted by Anonymous (nicht überprüft) on 16 March 2009

Anakaragaha 4.kongre için Cuma tarafından Seyfi arkadaşın kampından getirilişimin ikinci günüydü. Komuta kademesinin olduğu çadırdan uzak olmayan çadırımda Aziz, Dr.Baran, Botan, Kara Ömer, Bilge, Dikil Yusuf ve botan bölgesinden birkaç arkadaşla ben vardım.

Bunca komutanları aynı çadırda ilk gördüğümde kendimi şanslı hiss etmiştim ne de olsa isimleri bol bol ulu önderimizin çözümlemelerinde başarısızlıkları ile hep başarısız destanları yaratmışlardılar. Bu nedenden dolayı hemen hemen hepsini tanıyordum ama içlerinde en çok tanıdığım Botan arkadaştı. Botan arkadaşın bendeki yeri bambaşkadır onu daha Diyarbakırdan tanıyordum.

Anakarargahtaki komuta kademesinde olan 4.kongre için hazırlıklar hızla sürüyor delegelerin gelişleri birbiri ardına gerçekleşiyordu. Nihayet Xakürkeden komutanım Baran ve gurubuda gelmek üzere olduklarını duyduğumda elbetteki sevindim. Ama Dersim gurubunun birkaç saat sonra anakarargahta olacağını duyduğumda içime binbir güneş doğmuştu.

Her ne kadar hava çok soğuk olsada bu sevinçlerimden dolayı üşümuyordum. Botan bölgesinden gerilla saflarına katılan ’'Portatifler Gurubundan'' birkaç çocuk savaşçı olan birkaç arkadaşla ağaçlıklara tırmanmış gurubların gelişini izliyorduk. Gurubların tümü tek sıra halinde peşpeşi ardına geliyordu her yönden anakarargaha doğru. Gurubların gelişi anakarargahta bulunan savaşçı yapıyı sevindiriyor uzun yıllar birbirlerini görmeyen arkadaşlar topluluğu hasret gideriyorduk.Çadırdan bir ara Dr.Baran çıkarak yanımıza ağaca tırmanarak oda bizimle gurubları izledi ve bir ara ’'Gelenlerden acaba kaç kişi tasfiyeci kaç kişi komuta kademesine kurbanlık olarak görevlendirilecek'' diye kendi kendine afalandı. Bana bakarak şuan senin yaşadığın duyguları bir zamanlar bende yaşamıştım gurubları heyecanla bekler bir duruma bende düşmüştüm ama şimdi o heyecanı yaşıyamıyorum diyerek gel seninle batı tepesine gidelim orada daha iyi gurubların gelişi görünür diyerek, onunla beraber ağaçtan inip batı tepesine doğru yola koyulduk.

Yolda ilk defa onun duygusal konuşmasına şahit olmuştum bir bıtkınlığın bir yıldırılışın izlenimleri herhalinden belliydi. Tepenin en uç yerine gelip yolda kendimizle topladığımız çalı-çırpıları yakarak ateşin sıcaklığı ile bir yandan ısınıyor bir yandan da gurubların gelişine bakıyorduk. Cezaevi konusunu konuştuğumuzda bana hala cezaevindeki arkadaşları diğer arkadaşlardan farklı görüşümden ve onlara olan bağlılığımın abimin cezaevinden kaynaklandığına dair konuşmalarda Ahmet arkadaş ’Mehmet Şener' abini içerden tanıyormu? hiç abini onunla konuştunmu dediğinde onların sadece içerde aynı koğuşlardan kaldığını zaten biliyordum ama ayrıca abimi Şener yoldaş ile hiç konuşmadım dediğim zaman gurubları izlemeye geldiğimiz tepeye yaklaşan Jiyan arkadaştan Mardin gurubunun geldiğini, Dersim gurubununda 1-2 saat sonra geleceğini söylediğinde Dr.Barana acaba oda o gurubla gelecekmi diye sorduğumda bana onunda o gurubta olduğunu ve delege olarak geleceğini söylediğinde nihayet onu görebilecem ve ilk olarak ona olan sorularım neler olabileceği konusunda biraz düşündükten sonra Dr.Barana aşağı inip onun geldiğinde anakarargaha girişine yakın olmak istediğimi belirttikten sonra, bir tutam nefeste kendimi koşar adımlarla aşağıda buluvermiştim.

Aşağı indiğimde mutfak önünden geçtiğimde Ali yoldaşımın bana bakan gözlerine gelişimle öyle bir merak salmıştımki hamurlu elleri ile silahını kaptığı gibi yanıma geldi, birşeymi oldu diye sordu bende ona birazdan Dersim gurubunun geleceğini ve gelişlerinde onları karşılamak için aşağılara gideceğimi söyledim. Oda bana bende geliyorum diyerek mutfak nöbetini bırakarak benimle aşağıya geldi. Bir süre bekledikten sonra nihayet gurubun gelişi göründu çok uzun bir gurub tek sıra halinde geliyordu Ali arkadaşta olan dürübünü ondan alarak gurubta olan arkadaşları görmek için onlara dürübünle baktım birçok bayan arkadaş vardı o gurubta ama o kimdi ve nasıl biriydi ve o sırada kaçıncı kişiydi soruları beynime hüküm vurmuş bir hükümsüzlük dalgası yayıyordu. Gurub yaklaştıkça bendeki heyecan daha da artıyordu. O artik gelen o gurubun içindeydi onun anakarargaha gelişi demek bende adetta zindandaki bütün yoldaşların gelişi demekti. Onun gelişi direnişin en ender gurularından biri demekti bende. Onun gelişi demek bana Mazlumların, Hayrilerin, Kemallerin kokusu geliyor demekti. Ulu önderimizi şamda gördüğümde yaşadığım heyecanının bin kat fazlasını yaşıyordum. Ama o kimdi bildiğim tek şey ve ona ait gördüğüm tek fotoğraf iki bayanın mahkeme salonunda çekilmiş çok eski bir fotoğraftan ibaretti. Kafamda o resmi ile gurubta yer alan bayan arkadaşların simalarını karşılaştırıken hiç kimse o resime benzemiyor, o resimde gurubta yer alan hiçbir bayan arkadaşı andırmıyordu sadece o eski bir fotoğraftı ve karşımdaki bu insanlar direnişlerimizingururu olan yoldaşlarımız bacılarımız analarımız gibi kadınlardılar.

Tanımak ne kelime olabilirdiki. İçimdeki sorulardan bir kurt gibi içime düşen soru ’'O bu gurubta değil'' belki yarın gelir diye onunla tanışma heyecanımı yarınlara sakladım. Bütün gurub ile tek sıra halinde selamlaşarak onlar anakarargaha dogru üste çıkarak ben ve Ali yoldaşım onların ardından bakarak bir küskünlüğe daldım. Ali yoldaşım onun adını belki ya duymuştu yada hiç duymamıştı ona bir şey demedim sesizce bizde anakarargaha doğru çıktık.

Ana komuta kademesinin yer aldığı çadırdan çıkan Idban arkadaş bana tanıştınmı diye sorduğunda içimdeki denizlerden fırtınalar koptu. Kiminle diye sorduğumda sen kimi görmeye aşağı kaçtınki diye söylediğinde ama o gelmemişti sanırsam dediğimde konuşmamı kesip tam tersine sıradaki 6. Kişi oydu dediği an sevinçlerden yüreğimde alaylar yakıp beynimde bayramlar yaşadım. Ya tanıyamadım nasıl biri bana biraz tarif edermisin diye sordum. Gurubtaki bayan arkadaşlardan kimin saçında bir kara tel yoksa o oydu dediğinde bir yolunu bulmalı o çadıra girmeliyim ama nasıl o çadıra girecem hangi bahaneyle? Kendi kendime düşünürken hızır gibi imdadıma Cahide arkadaş yetişti. Bana bir yazı vardı bitirdim dur onu çadırdan çıkarayım sende peşimden gel yazıyı Cumaya verecem dedi o zaman görürsün onu dediğinde ruhumda çengiler gibi kah zıplıyor kah gülüyor kah ta hele şükürleri dilime dualar edip heceleyip durdum.

Cahide ile çadıra doğru gittiğimde fıkır fıkırdım botana yalnız değil ne zamana nede dünyaya sığabiliyordum. Çadırdan içeri girdik gözlerim bütün gurubla beraber komuta kademesi ile bayan arkadaşların olduğu köşeye doğru hemen ilişti. O en arkada başı öne eğik bütün gurubla beraber Cumanın konuşmasını dinliyordu.

Çok uzak yollardan koptu gelmişti özgürlük yollarına, içinde yanan hasreti ile rüzgarlara bakardı, haykırışları göklere çıkandı ve sadece direnme savaşlarıydı onun yüzünü güldüren ve yaşadığı özgürlük ruhunda bir kıyametti . Ne derin izler vardı onda direnşilerden kalan. Dedelerinden mirası ve yegane emanetiydi ona direnmek, direnirken özgürleşmek. Ne şamlarda bir saltanatlık kurmuş ulu önderimizin komutanlık kontesleri, ne de hayali tarihlerde hükümdarlık kuran Balamidhükümdarlıkları bile onun gibi direnebilmişti. Onu hiç kimse ile kıyaslamak gelmiyor içimden onun yeri bambaşka bir kutsal abidedir her zaman yanımda. Çok kez onu yazmak geldi içimden yazacak cesaretim yoktu onu anlatabilecek kudretim olmamıştı.

Yazıyı Cumaya verdikten sonra çadırdan çıktığımızda Cahide arkadaşla yolda hiçbirşey konuşmadım. Çadırıma geldim. Akşam iştimasında Sidar arkadaş nöbet listesini Cumaya onaylatmak için onun çadırına doğru gittiğinde ona seslenerek beklemesini söyledim. Ona veya gurubla gelen hiçbir kimseye nöbet yazıp yazmadığını sordum. O'da bana hayır cevabını verdi. Ali yoldaşımın çadırına giderken bayanlar mangası önünden geçiyordum. Onu Cahide arkadaşla çadırın önünde gördüğümde onlara doğru herne kadar gitmek istesemde gidemeyeceğimi biliyordum. Cahide arkadaşın bana Dara arkadaş gel gel demesi ile ben koştum.

Merhaba Dara senmiydin aşağıda bizi bekleyen dediğinde elimi uzattım benim demek istediğimde dilim düğümlenmiş içimde kaos fırtınaları beni yakıp yıkıyordu. Gözlerim dolmuştu ama sevinç gözyaşlarıydı gözümden akan. Bana uzattığı o elinde bana Amed zindanlarında yaşanan direnişleri orada nice yoldaşların haykırışlarını ve kanlar ile yazılan tarihten bir tutam ve isyanlarını verir gibiydi. Cahide arkadaş işte Mahirin kardeşi olan Dara bu diyerek yaşanan bu duygusal selamlaşmayı bölmüştü.

Onunla olan bu konuşmamdan başka bir daha onunla konuşamadım. Kongrede onu dinledim. Ve o kongrede konuştuğunda bende var olan sadece bir Aysel Çürükkaya değidi konuşan bir Mazlumun öğrencisi, bir Kemalin direnişi, bir Hayrinin sesi, bir Seyid Rızanın isyanındaki alevdi gördüğüm.

Bir ona baktım birde yanımda oturan insanlara baktım onda var olan direniş sularına onları bıraktım.

O bir kadın ve o direnişlerimizin kalesi olan Amed zindanlarından kalan kadın direnişçilerin yegane örneği. O orda da direndi, o dağlarda da direndi o şimdi yine direniyor ama bu kez direnişi daha kutsal daha bir derin. Zindanlarda saldırılan o, dağlarda ölüm mevzilerinde ölüme meydan okuyan o, bir diktatörlüğe karşı nihai zaferler ile sonuçlandıracağı direnişlerde pusuya yatan yine o ve o bir ana, bir kadın ve o kadın Aysel Çürükkaya. Yüreğinde alevler bir kor yanıyor yıldız yıldız, her tutam alevi bir isyan gibi figanlara değip yakıp yıkıyor. Başındaki dağlarda karlar bin yaldız acıdan bezmeden,umutla ve hasretle ölümüne sevdiği ülkenin dağlarına akmıştı ve deli rüzgarlarda koştuğu ovalar onaorada bir o kadar dardı.

Hayatın ona vereceği gerçekliğe doğru yürürken gecelerin günlerine yenilmeden özgürlük yolunda hep yürüdü düşece. Oysaki masumca yazılan o özgürlük şiirleriyle yanlız değil, o ölümüne sevişmişti özgürlüğü. Doğanın Dört mevsiminde hep ilkbahar vardır onun benliğindeki direnişlerde,

Çıktığı dağlarda karlar bin yaldız başında yüreğindeki acılarına dem vurup deli mayınlarla ovalarda özgürlüğe koşup düşman güçlerine korkuyu salarken yoktu hiç deli ruhunda teslimiyette ait bir kaide. O bir beden de binlerce canı kendisine esas almış ve tuzak dolu yollarında direnişlerden başka ne kolu, ne başka bir ayağı vardı. Yol arkadaşı bir esarethanede prangalanmış, zincirlenmiş bedende kim görebildiki bugüne dek o ruhun esaretini. O bedene yakılan aba ne kudretliydiki bedeni ile yakmıştı esir olmanın eserini ve yakılan eserde direniş tarihiydi yazılan ılgıt-ılgıt feryatlarda.

Kitaplarda okuduğum halk savaşlarındaki kadınları direnişleriyle okumak onları tanımak anlamına gelirdi bende, Aysel Çürükkaya ile tanıştığımda bunun ne kadar yanlış olduğunuda anladım. O insanları okumak onları tanımak değildir onlar hakkında bilgi edinmektir. O halk savaşlarında direnen kadınlar olduğunu bilirim ama tanımam. Onları okurken oysaki tanımam gereken bizim direnişlerimizdeki kadın yoldaşlar olmalıydı.

Halk savaşı veren mücadelede düşman güçlerine esir düşen kaç kadın savaşçı bizim kadın savaşçılarımız kadar işkencelere maruz kaldı. Kaç kadın Esat Oktay Yıldıran faşistinin işkencelerini gördü. Parti içindeyken halk savaşlarında ezilen ve esir düşen kadınları okunmamız istenirken neden bizim esir düşen kadın savaşçılarımız bizlere okutulmuyordu. Neden o esir düşen yoldaşlarımız insanlarımıza kavratılmıyordu..??

Neden hep bir Sakine Cansız her zaman konuşuluyordu Sakinenin gösterdiği direnişe bende hep saygı gösterdim ve hala saygım var onun o dönemdeki direnişlerine ama Sakinenin yanı sıra orada direnen bir Aysel Çürükkaya vardı, bir Gönül Atay vardı, neden bunlardan söz edilmedi. Gönül Atay kaçarken neden bu konu derinleştirilmedi. Neden başta zindandaki yoldaşlarımız Gönül hakkında ''TESLİMİYETÇİ'' damgasını yapıştırdılar...??? Gönül şamdaki TC konsolosluğuna sığındığında ona başka yolmu bıraktıkki ona ''ALÇAK TESLİMİYETÇİ'' dedik. Niye onun söylediklerini hep TC'nin sözleri olarak algılayıp kabul ettik ve hemen ''zindanda da aslında direnemedi'' yalanlarını bu arkadaşa yapıştırdık. Ve bunu ne acıdırki onun zindandaki yoldaşları onlar uğruna ölümü göze alan yoldaşları söyledik. Oysaki o kürd halkının en büyük düşmanı olan ulu önderimize karşı amansızca direnmiş ve bu direnişinde son çareyi TC konsolosluğuna sığınmaktan başka ne yaptıki..???

Avrupa merkez komite üyelerine düşüncelerini açıklayan ya Sakine Kadah'ın vahşice öldürülmesine ne demeli. O Sakine değilmiydi avrupalarda kitle faalyetlerinde mücadele eden. O Sakine değimiydi savaşımızın kalbi olan Botan eyaletinde mücadele etmek isteyen..??? Ve o Sakine değilmiydi kadın olmadan savaş olmaz diyen..??? Suçu neydi sadece düşüncelerini söyledi ve teslimiyetçidir provakatör diye suçlanıp kara Ömer (Haydar Altun) tarafından Hollanda da boğularak öldürülüp cesedi ormanlarda yakıldı.

Ve Aysel Çürükkaya değilmiydi zindandan sonra dağlarda savaşan..??? Gönül Atay değilmiydi zindandan sonra mücadele saflarındaki yerini alan. Sakine Kadah degilmiydi avrupada mücadele eden...???

Ben ne Veronicaları tanıdım ne Gladys Baez ne Nora Astorgayı nede diğer Sandinonun kızı olan Amada Pinedayı. Ben onu tanıdım onun kişiliğinde kürd kadının direnişteki yerini ve onlarda onlar olmadan devrimlerin olamayacağını anladım. Tanımadığım bu insanları hep okudum. Ama ben Aysel, Gönül ve Sakineyi tanıdım.

Ve,Aysel yoldaşımın geçtiği denizlere baktım demir attığı iskelelerinde ondan bin yıldız kaptım. Ne çok yazmak istemiştim onu ne çok konuşmak istemiştim onunla ne çok. Heyecan olarak beklediğim anıyı nihayet şimdi yazabildim.

Dara BOTAN

Neuen Kommentar schreiben

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.