Ana içeriğe atla
Submitted by Anonymous (doğrulanmadı) on 22 September 2008

Dış Politika Uzmanı Ahmet Davutoğlu, ABD'nin Irak'taki durumla ilgili iyimserliğinden kaygılı
Irak'taki durumla ilgili asılsız iyimserlik, Ahmet Davutoğlu'nu kaygılandırıyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu, Irak konusunda ABD'deki iyimser havanın, çözümsüz kalmış mühim ve vahim sorunların gözden kaçmasına sebep olacağından korktuğunu söylüyor.

Amerikan Dış İlişkiler Konseyi'nden (CFR) Greg Bruno ve diğer Amerikalı gazetecilerle yaptığı bir toplantıda, Irak liderliğinin kendi içindeki etnik ve dini farklılıklarının tekrar palazlanmaya mahkum olduğunu söylüyor.

Rusya, önemli bir ticaret ortağı olduğundan dolayı Moskova yahut diğer komşuları tecrit politikasını, Türkiye'nin taşıyamayacağını da belirtiyor.

Belirlediğiniz dış politika gündemi - Rusya'yla ekonomik ilişkiler bakımından- yol ayrımına geliyor olabilir. Türkiye, ya Doğu ya Batı şeklinde birini diğerine tercih etmek durumunda kalabilir mi?

Hayır, yerimizi çoktan seçtik. Buna benzer bir kimlik / aidiyet sorunumuz yok. Türkiye NATO üyesidir. Türkiye, AB üyeliğine adaydır. Dolayısıyla, dış politika yönelimimizdeki yerimiz açıktır. Farklılık, bu sorunlarla nasıl başa çıkılacağına gelindiğinde baş gösteriyor. Örneğin, Türkiye-Rusya ilişkileri: Türkiye, NATO üyesidir. AB üyeliğine adaydır yani Batı blokunun parçasıdır ki bunda şüphe yoktur. Ancak Türkiye-Rusya ilişkilerinin Danimarka-Rusya veya Norveç-Rusya yahut da Kanada-Rusya ilişkilerine benzer olabileceğini söyleyemezsiniz...başka herhangi bir Avrupa ülkesi, Rusya'ya karşı bazı belirli tecrit politikaları izleyebilir. Türkiye bunu yapabilir mi? Türkiye'nin coğrafi şartlarını anlamanızı isteyeceğim. İlke olarak, tecrite karşıyız. Suriye'nin tecritine karşıydık. Irak'ın tecritine karşıydık zira tecrit, iktisâdi durgunluk yaratır. Tecrit, engel yaratır.

Bir aralar hem İran'ı hem de Suriye'yi aynı anda tecrit etme yönünde kesin talepler vardı. Şayet biz, Türkiye, aynı anda Suriye ve İranı tecrit edersek, sınırlarımızı kapatacağız demektir bu...Açık tek sınırımız Gürcistan sınırı olacak...Rusya'yı ekonomik olarak tecrit ederseniz Türkiye bunu taşıyabilir mi?... Bu gerçeği maalesef kabul etmek durumundayız. Türkiye, neredeyse yüzde 75-80 oranında Rusya [enerjisine] bağımlıdır. Rusya-Amerika veya Rusya-NATO arasında karşılaşma görmek istemiyoruz. Stratejik hataların veya Rusya yahut Gürcistan'ın yanlış hesaplarının faturasını ödemek istemiyoruz.

Irak'ın geleceğiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Çok iyimser bir resim çizemem. Pek çok problem mevcut. Tüm etnik ve dini gruplarla çok yakın ilişkilerimiz var. Türkiye'nin Sünni gruplarla özel ilişkisi, 2005 yılı seçimlerine katılmalarını sağlamıştı. Aracılık yapmamızın ardından Tarık Haşimi [Sünni siyasi lider] ve Zalmay Halilzad [ABD'nin BM elçisi] İstanbul'da buluştular ve Irak Sünnilerinin temsilcisi Haşimi şu an Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı. Onları bir araya getirmek için çok çalıştık. Ne ki, kesin ve hayâti meseleler var. İlki, örneğin, ulusal kimliğin şekillenmesidir. Ülkede güvenlik ve istikrarı sağlamak için bir ulusal kimliğe ihtiyacınız var. Bir ordu ve kolluk gücü, güvenlik kuvvetleri, hizbi bir kimliği taşıyamaz...

Bugün Irak'ta bir ordu var ve Sünniler kendilerini güvende hissetmiyorlar çünkü ordu esas itibariyle Şii. Kürt peşmergeleri var, onlar da silahlanıyor. Anbar ve diğer bölgeleri el Kaide'ye karşı savunan Sünni milisler var. Şii milis gücü Bedir Tugayları var ve bunların hepsi de yasal hüviyete sahiptir. Hayal edebiliyor musunuz? Güvenliği sağlayamazsanız düzeni nasıl tesis edeceksiniz?... Amerika, ulusal bir ordu tesis etmeden Irak'tan çekildiğinde bunun mâliyetleri olacaktır. Fakat meşrû bir yetki olmaksızın kalmayı sürdürmeleri, Amerikalıların ve Irak halkının başka bir baş ağrısı olacaktır. O halde Irak'ta yeni bir güvenlik düzenlemesine gidilmelidir. Bu çok önemlidir.

İkincisi, ekonomidir. Irak'ın ekonomik kaynaklarını bilhassa petrol ve doğal gazı nasıl kullanacaksınız? Hidrokarbon kanunu Mecliste halen tasarı halinde bekliyor. Suriye, Yemen, Ürdün yahut Mısır'da bile böylesine çok problemlerimiz yokken Irak'ta niçin var? Çünkü Irak, petrol ve enerji zengini ve herkes bundan hisse almak istiyor. Ve bugün, söz konusu bu kaynakların nasıl paylaşılacağına dair hiçbir yasal düzenleme mevcut değil. Bir başka büyük risk de budur.

Üçüncüsü, Irak anayasası, siyasi yapıdır...Niçin? Irak anayasası Irak'ta hazırlanmamıştır ve akademik bir metin gibi bazı uzmanlar tarafından yazılmıştır. Biz Türkler, Irak'ı 400 yıldan fazla bir süre yönettik. Irak toplumunu iyi biliriz ve Irak anayasasındaki ana problem, farklı etnikleri, farklı mezhepleri tanımlamasıdır. Irak anayasasında Iraklı yok. Şiiler var, Sünniler var, Kürtler var, Türkmenler var... Irak anayasası Şiilere, Sünnilere, Araplara, Kürtlere tekrar tekrar atıf yapıyor ve kendi ikilemini yaratıyor. Haklara sahip olurken yani kültürel hakları, etnik hakları kastediyorum, öte yandan bu etnikler, bu kimlikler ve diğer farklılıklar üzerine bir düzen tesis etmek. Yugoslavya bu yüzden çöktü ama Yugoslavya'dan hiçbir ders almadan Ortadoğu'da bir başka Yugoslavya yaratmaya çalışıyoruz. Siyasi yapıdan dolayı Lübnanlılar yirmi yıl iç savaş yaşadılar. Etnik kökene ve mezhebe dayalı tanımlardan dolayı Irak, ikinci bir Lübnan oldu.

Bunun alarm veren göstergeleri Kerkük'te mevcuttur. Irak, küçük Ortadoğu'dur. Ortadoğudaki tüm etnikleri Irak'ta görebilirsiniz. Ve Kerkük, küçük Irak'tır. Kerkük küçük bir şehirdir, Bağdat veya Musul gibi büyük değildir ancak Irak'taki tüm etnikler burada yan yana yaşamaktadırlar. Araplar, Kürtler, Türkmenler, Hıristiyanlar, Şiiler, Sünniler; daha ziyade Sünniler yaşamaktadır ancak Şiiler de vardır. Ve 2005 yılında, anayasada yine bir başka hata yapılmıştı, Sünniler o zamanki siyaseti protesto ederlerken Şiiler ve Kürtler bir antlaşma yaptılar. Kerkük'ün hangi federal yapıda yer alacağına 2007 yılını sonuna kadar karar verilecekti. Bombadan farksızdı bu. Bir bomba hazırlayıp insanlara vermek gibi bir şeydi. Bombanın mühleti bile belliydi: 31 Aralık 2007.

Amerikan kuvvetleri ve ortak müttefikler sayesinde şükür ki bunu ertelemeyi başarabildik fakat geçen hafta Irak Meclisinde Kerkük sorunuyla ilgili bir başka toplantı yapıldı. Kerkük niçin önemlidir? Çünkü birden fazla etnik yapının yaşadağı bir eyalettir ve petrol zenginidir. Bundan dolayı herkes Kerkük'e tâlip. Kürt gruplar, Özerk Kürt Yönetiminin bir parçası yapmak için referandum düzenlemek istiyorlar. Kerkük bölgesindeki nüfusları yaklaşık yüzde 45-55 civarlarında. Ancak son seçimde tüm Sünni ve Türkmen gruplar seçimi protesto etmişlerdi ve böylelikle 2005 yılındaki seçimde, oyların yüzde 55'ini almışlardı. Sadece evet ya da hayır diyebileceğinizden dolayı referandum, siyasette en tehlikeli araçlardan biridir. Gri alan yoktur. Böyle bir kararın alındığını, Kerkük'ün Özerk Kürt Yönetimine verildiğini farzedin, nüfusun yarısı bu duruma karşı çıkacak ve bu durum, [soruna] sebebiyet verecektir. Kerkük, Irak sisteminin etnik ve mezhep özelliklerinin bir arazıdır.

Bu durumda gelecekle ilgili ne düşünüyorum? Pek çok problem mevcut. Ortadoğu ve Irak'taki sorunlarla ilgili olarak yapabileceğimiz tek şey, Türkiye olarak, sahip olduğumuz dört ilkemizi hayata geçirmektir: Kerkük ve Irak'ta - herkes için güvenlik, ihtilafların siyasi diyalogla çözümü, ekonomik bağımlılık ve kültürlerin bir arada yaşaması. Bundan dolayı Irak'taki tüm bu etnik grupları bir araya getirmek için çok çalışıyor ve komşu ülkeler vâsıtasıyla söz konusu krizleri kuşatmaya çalışıyoruz. Irak'ın birliği ve istikrarı adına uluslararası kararlılık gerekmektedir. Irak'a komşu ülkelerin kararlılığı gerekmektedir. Ve Irak vatandaşlığı adına, Irak'taki müstakbel siyasi düzen adına, Irak'lı grupların kararlılığı gerekmektedir. Bu üçü olmadığı takdirde Irak'ı istikrara kavuşturmak çok güç olacaktır. Sadece Amerikalılar için değil Türkiye için de, hepimiz için baş ağrısı olacaktır. Bundan dolayı Birleşik Devletler ve Türkiye arasında her daim kapsamlı istişareler yürütülmesinden yanayız. Irak sorunlarıyla ilgili istişareler çok iyi gidiyor.

CFR editörünün notu: Greg Bruno, Johns Hopkins Üniversitesi School of Advanced International Studies bünyesindeki International Reporting Project tarafından düzenlenen bir seyahat programı çerçevesinde Türkiye'de bulunmaktadır. Bu söyleşi, IRP Gatekeeper Editörleriyle yapılan basın toplantısının bir parçasıdır. Bu söyleşinin daha önce yayınlanan ilk dökümünde, kayıtların yazıya aktarılması sırasında yapılan iki hata bulunmaktaydı.

Dünya Bülteni için çeviren: Ertuğrul Aydın

Yeni Yorum yaz

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.