Ana içeriğe atla

Şeyh Ubeydullah Nehri, Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri(22)

Daha öncede vurguladığım gibi Şeyh Ubeydullah önderliğinde gelişen ve 1880 Devrimi olarak bilinen Kürdistan Devrimi ilk etapta 1879 yılının sonralarına Osmanlı devletine karşı başlıyor.

Yüzbaşı Clayton 2 Eylül 1979 tarihinde hazırladığı raporda „ Paşa aralarından Şeyh Abdullah’ın (Ubeydullah) da bulunduğu bazı Kürt şeflerinin isyan halinde olduklarını bana haber verdi. Onlara karşı saldırıya geçmesi için İstanbulda telgrafla emir aldığını söylüyor“( Bilal N. Şimşir, age sayfa 186)

Yine Clayton 6 Eylül 1879 tarihinde verdiği raporda Herki aşiretine bağlı Kürdlerin Ağustos ayında Gever’deki bir köye saldırılarını gündeme getiriyor ve 6 Ağustos’da 400 askerin bölgeye gönderildiğini bir çok Kürdün öldürüldüğünü haberini veriyor.

Binbaşı Clayton raporunun devamında „ iki yıldan beri isyan hazırlığı içinde olan Nara’daki(Nehri olacak) Şeyh Abdullah(Ubeydullah) bu haberleri alınca Beridçen’deki Şeyh Mahmud’a ve diğer reislere haber göndererek onları ayaklandırmaya çağırdı. Çağırırken artık bir Türk hükümetinin olmadığını, bir haftada Amadia üzerine yürüyeceğini söyledi. Şeyh Mahmud hemen Musul vilayetine haber verdi ve beş gün sonra vergi toplamak üzere Diyarbakır’dan 200 asker geldi. Şeyh Abdullah(Ubeydullah) 900 Kürt topladı ve bunları oğlu Abdulkadir komutasında Türk askerlerinin üzerine saldırttı. Türk komutan tedbirli davrandığı ve önceden tertibat aldığı için 15 Ağustos günü saldıran Kürdleri yenilgiye uğrattı. Abdulkadir durumu babasına haber verdi ve takviye istedi. Olup bitenden haberi olmayan Başkale Mutasarrıfı, vergi toplamak için Şeyh Abdullah’a(Ubeydullah) resmi bir yazı göndermiştir. Şeyh Mutasarrıfı tutuklamış, fakat bir kaç gün sonra, Gevvar’da tutuklu bulunan Herekli(Herki olmalı Aso) Kürtlerinin serbest bırakılması koşuluyla onu serbest bırakmıştır. Mutasarrıf, tutuklu Kürdleri serbest bırakmaya yetkilileri ikna edemeyince, halktan bir çok kişiyle birlikte Başkale’ye kaçmıştır.“(Bilal N. Şimşir, age, sayfa 188)

Binbaşı Clayton raporlarının devamında Şeyh Ubeydullah’ın 5000 adamı Başkale ve Gever’de 3000 Türk askerin olduğu , askerlerin „Şeyh’i kutsal bir kişi“ olarak gördüklerini yazıyor. Ayrıca yine aynı dönemde İngiltere Tebriz Konsolosu W. Abbott’a çeşitli raporları hazırlıyor ve İngiltere yetkililerine gönderiyor.

W. Abbott 25 Eylül 1879 tarihinde yazdığı raporda „Şeyh Obeidoollah’ın(Ubeydullah) oğlu Amadiya’dadır(Musul Vilayetinde) ve bu adı taşıyan kale asilerin eline geçmişsede Türkler tarafından geri alınmıştır. Türklerin Kürd müttefikleriyle asi Kürdler arasında bir çok çatışma olmuş ve asiler yenilgiye uğratılmıştır.“(Bilal N. Şimşir, age sayfa 193)

Görüldüğü Şeyh Ubeydullah önderliğinde Kürdler hem bugün Kuzey Kürdistan ve hemde Güney Kürdistan’da çok geniş bir alanda Osmanlı devletinin askeri güçleriyle çatışma halindeler. Bu arada Osmanlı devleti farklı kanallarla Şeyh Ubeydullah ile görüşmeler yapıyor. Mesela İngiltere’nin Erzurum Konsolosu Binbaşı Trotter 27 Eylül 1879 tarihli raporunda „ Ekselans Semih Paşa 23 Eylül’de buraya(Erzurum) gelmiş ve bugün Van’a hareket etmektedir. Paşa Kürd ayaklanmasını bastırmak üzere Babiali tarafından alelacele buraya gönderilmiştir. Bu işin kolayca halledileceğini düşünmektedir. Semih Paşa Şeyh Ubeydullah’a haber salarak görüşmek için Van’a çağırdı............. Paşa Haydaran aşireti reisi Musa Ağa’yı da Van’a çağırdı“(B.N. Şimşir, age sayfa 194)
Daha önce de vurguladığım gibi Osmanlı devleti Van Müftüsünü aracı olarak Şeyh Ubeydullah’a gönderiyor. Yanılmıyorsam o dönem Van Müftüsü Seyyid Fehimi Arvasi’nin oğlu Muhammed Emindir. Seyyid Fehimi Arvasi, Şeyh Ubeydullah Nehri’nin babası Seyyid Taha’nın Halifesiydi. Seyyid Fehimi Arvasi, Şeyh Ubeydullah’ın Hacc seferi sırasında kendisine refakatlı eden Kürd şahsiyetlerinden biriydi. Osmanlı devleti bu ilişkileri kullanarak Şeyh Ubeydullah’ı „ikna“ etmeye çalıştı. Şeyh Ubeydullah Van valisine 22 Ramazan 1879’da gönderdiği mektubunda eleştirileriyle beraber Sultan’a bağlılığını bildiriyor:

“Mektubunuzu aldım. Çok Müteşekkirim. Oğlum Abdulkadir’i aşiretlere gönderdim. İmparatorluk kuvvetlerinin Amadia’da(Musul Vilayeti) köyleri yakıp yıktıklarını, birçok köylüyü öldürdüklerini ve kadınlara tecavüz ettiklerini söyledi. Oğluma, oraya varınca karşıt tarafları barıştırması için talimat verdim. Ama imparatorluk askerleri onu dinlemediler, aşiretler ise çarpışmaları bırakıp çekildiler. Kürtler tarafından tutuklanan askerlerden bazılarını oğlum serbest bıraktırdı. Hükümet o askerleri sorgularsa oğlum Abdulkadir’in davranışı doğru olarak anlaşılır. Kötü niyetli kimseler durumu Hükümet-i Şahane’ye başka türlü anlatmışlar. Bu uydurmaları dinlememenizi rica ederim. Tam tersine, gerçek durumu Babıâli’ye anlattıktan sonra, o kötü niyetli kişileri tutuklatıp hapse atacaksınız. Her zamankinden daha fazla sadık olduğumu Hükümet’e arz ederim. Benim bu beyanımın Zatıâliniz tarafından ciddi olarak dikkate alınacağına inanıyorum. Huzur ve sükunetin sağlanması için kendimi feda etmeye ve Hükümet’in emrini yerini getirmeye hazırım. Teslim olduğumu ve tam olarak boyun eğdiğimi ispat için oğlum Seyit Muhammed Sıddıq’ı size gönderiyorum. Entrikacıların hakkımdaki asılsız iftiralarına kulak verilmeyeceğini umuyorum. Sizin gönderdiğiniz elçi Abdulkadir Efendi size söylediklerimin hepsini doğrulayacaktır. Sizin emirleriniz uyarınca, karşıt tarafları barıştırmak için gönderilmiş olan oğlum Abdulkadir’i geri çağırmak üzere bir haberci gönderdim. Bundan böyle benzer olayların tekrar çıkmayacağını ve huzurunuzun kaçırılmayacağını umuyorum.”(B.N. Şimşir, age, sayfa 191)

Semih Paşa ile Şeyh Ubeydullah’ın arasında yapılan görüşme var. Bu görüşmede Osmanlılar Şeyh Ubeydullah’a ne gibi sözler verdiler? Van Müftüsü Şeyh Ubeydullah’a giderken beraberinden götürdüğü Sadrazam’ın mektubu var. Bu mektupta Osmanlılar Şeyh Ubeydullah’a hangı vaadlerde bulundular? Ayrıca Van Müftüsü sözlü olarak Osmanlı devleti adına Şeyh Ubeydullah’a hangi sözleri verdi? Bedirxanilerin Şeyh Ubeydullah ile görüşmeleri var. Doğrudan Sultan tarafından göndiriliyorlar. Ne konuşuldu?

Tüm bu soruların cevapları olmalıdır.

Bu tarihi dönemece ilişkin İngiliz belgelerine bakıldığı zaman, büyük oranda Osmanlı yetkilileri ve gelişmeleri takip eden üçüncü yada dörtüncü kaynaklardan alınıyor. Fakat, görüşmelere katılan tarafların doğrudan verdikleri bilgi ve belge yoktur.

Şeyh Ubeydullah gibi Kürdlerin “Ulusal Avukatı” konumunda olan bir şahıs nasıl oluyorda hiç bir güvence almadan çatışmalara son veriyor.

Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetine ve hatta günümüze kadar Türkiye devleti Kürdlerle yapılan görüşmeleri ve verdikleri sözleri tek taraflı ve çıkarları doğrultusunda çarpıtarak sunuyor. Kürdlerin lehine olabilecek tüm belgeleri ya yok ediyor yada gizliyor. Buna karşılık, Kürdlerin teslim olduğuna dair “belgeleri” sunuyor.
Mesela yabancı kaynaklara da yansıyan Kemalistlerin 1922’de Kürdlere verdikleri “Otonomi sözü”, yada Kemalistlerin Sovyetler Birliğinin belgelerine de yansıyan ve daha önce Newroz.Com’da yayınlanan Kürdistan Kralı Şeyh Mahmud ile yaptıkları antlaşma ………… https://www.newroz.com/tr/politics/344564/sovyet-ar-iv-belgelerinde-k-rd-sovyet-ili-kileri-ve-1925-devrimi-29 Daha önce Newroz.Com’da yayınladığım “Türkiye’ye Geri Dönen Xoybûn Üyeleri Üzerine Notlar(1)” uzun bir yazı serisinde Kemalistlerin çeşitli Kürd liderleriyle yaptıkları gizli görüşmeler var. Bu görüşmelerin ikisi Celadet ve Kamuran Bedirxan ile yapılıyor. Bedirxan kardeşler Fransızları bilgisi ve gözetimi altında görüşmeleri yaptıklarında belgeler günümüze kadar ulaştılar. Ama, Türk cephesinde hiç bir belge yok. Zaten o yazı serisinde de bir dizi soru sormuştum. Devam edecek

sizler ve sizin gibi uyduruk araştırılmamış kaynaklardan bilgi alanlar yanılıyorlar. seyyid fehim arvasi ve şeyh seyyid ubeydullah kürt değillerdir. isimlerinin de başından anlaşılacağı üzere seyyid demek peygamber efendimizin neslinden olanlara denir. dolayısıyla onlar arap kökenlidir. hazreti hüseyinden gelenlere seyyid hazreti hasan'dan gelenlere şerif denir. onların kürtlerle akrabalıkları vardır kız alıp vermişlerdir ancak kürt değiller arap kökenli peygamberimizin neslidirler.

 Eğer  Kürdistan'ı biraz   tanıma  imkanız  olsaydı,    böyle  uyduruk iddialardan   bulunmazdınız.  Çünkü,  Kürdistan'da   kendilerini       Ehli beyte  bağlamayan      Mir  yada  Şeyh  ailesi yoktur.  Yani   ya   Şerif   ya  Seyyidler.  Eğer  bu tezler  doğru  olsaydı,   Hz  Hüseyin ve  Hasan'ın   tüm  aileleri  Kürdistan dağlarına   sığınması  gerekiyordu.   Siz  biraz  cehalet  çağında  yaşıyorsunuz.  Çünkü,    İslam  alimleri     Hz. Ali'nin ailesini  tümden  mercek altına almışlar.  Bu  Kürdistan dağlarına   sığınma  meselesi  uyduruk.  Bir de  Şeyh Ubeydullah'ın   Kürd ve Kürdistan üzerine  şiirlerini  okuyun.

Yeni Yorum yaz

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.