Ana içeriğe atla

PKK Diktatörlüğü ve BAAS Partisi Türü Seçim Ulufesi…İbrahim GÜÇLÜ

Seçimler güncel hale gelmeye başladıktan sonra, PKK, kendi tekçiliğini korumak, Kürtlerin tek temsilcisi olduğunu Türkiye ve dünya kamuoyuna göstermek, diktatörlüğünü devam ettirmek, tartışmalı olan meşruiyetini inşa etmek ve tabanını genişletmek için seçim taktiklerini yoğun bir şekilde gündeme sokmaya başladı. PKK’nın, Türk sol parti ve siyasi grupları, Türk sol aydınları yanında KADEP ve HAK-PAR’a da öneri götürdüğüne dair haberler yaygınlaşmaya başladı. Bu öneriye karşılık KADEP ve HAK-PAR’ın karşı cevapları belli olmadan, milletvekili olma zaafından dolayı PKK’ya yanaşacaklarını düşündüğümden, “PKK’nın ‘gri alanları’/’muhalifleri’ yok etme stratejisi-seçim önerileri-ölüm tehditleri” başlıklı bir yazıyı Rizgarî’de yazdım.

Kısa süre içinde, HAK-PAR ve KADEP’in, PKK’nın önerisini olumlu bulduğu kesinlik kazandı. HAK-PAR ve KADEP, PKK ile “pazarlığa” girdiler. Oysa PKK tarafından konuyla kesin sınırlar belirlenmiş haldeydi. Yapılan öneriler, Erbakan’ın deyimiyle “fasa-fiso” niteliğindeydi.

Bu tartışmaların ve görüşmelerin, HAK-PAR açısından olumsuz sonuçlandığı dün geç vakitlerde açıklandı. KADEP’in tezgaha dahil olduğu kesine yakın olarak açıklanmakta. Ama HAK-PAR’ın kendi önerilerine olumlu yanıt bulmamasından dolayı, güreş meydanından ayrılmasıyla, KADEP’in durumunun da tehlikeye düştüğünü düşünüyorum. PKK, muhalif olarak tanımladığı tüm aktörleri, yok etmek, absorbe ve entegre etmek istiyor. Görünen o ki, PKK’ın seçim atılımında, hangi nedenden olursa olsun, Kürt cephesinde bir gedik açılmış oldu. Bu nedenle, KADEP ilgili önerisi üzerinde de düşünmek durumunda olduğunu düşünüyorum.

Ama tartışmasız bir gerçek var ki, sonuç ne olursa olsun, KADEP ve HAK-PAR, PKK ‘nın seçim önerisini kabul etmiş gibi değerlendirilmeye tabi tutulması gerekir. Bundan böyle de ben de bu gerçek doğru üzerinden yorumlar yapmaya ve görüşler sunmaya çalışacağım.

*****

Rizgarî’deki yazımda şunları yazmıştım. Uzun olmasına rağmen bu yazımı da almayı yararlı görüyorum.

“Türk Devleti, kuruluşundan bir dönem sonra, Kürtleri yok saydı. Bu yok sayma paradigması, gerçeklere dayanmadığı için, Kürtleri Türkleştirme stratejisi tehlikeli bir şekilde hayata geçirildi ve Kürtlerin bütün ulusal hakları gasp edildi.

“Kürtler, Türk Devletinin bu siyasetine karşı, 1919 yılından itibaren bağımsızlıklarını kazanmak, kendi devletlerini kurmak, sömürgeciliğe son vermek için: Başka mücadele yöntemlerini kullanma özgürlüğüne sahip olmadıkları için, silahlı olarak Türk Devletine karşı direndiler.

“Kürtlerin bu silahlı hak arayış hareketleri kanla bastırıldı: Kürt liderleri öldürüldü ve idam edildi. Kürtler jenoside tabi tutuldu. Toplu tutuklamalar, yargılamalar, cezalandırmalar ve sürgünler gerçekleştirildi. Kürdistan’ın insansızlaştırılması stratejisi hayata geçirildi. Türk Devleti’nin bu stratejisi, 1959 yılına kadar başarıyla sürdürüldü.

“Kürtler, 1959 yılından itibaren adım-adım ulusal haklarını kazanmak için uyanmaya, dirilmeye, canlanmaya, kıpırdanmaya, örgütlenmeye başladılar. Kürtlerin bu uyanışı ve hareketi, 1965 yılının ortalarından itibaren daha organizeli olma yoluna girdi. 1970 yıllarından kitlesel bir karakter yapısını kazanmaya başladı.

“1971 Askeri Darbe sonrası toplu tutuklamalar ve yargılamalar döneminde: Kürtlerin toplu yargılamalarda Türk Devletini doğrudan karşı almaları ve sorgulamaya başlamalarıyla daha güçlü, daha kararlı bir örgütlenme ve ulusal hareketi geliştirme sürecine girmeye başlayacaklarının saptanması, Devleti, Kürtleri yok etme stratejisi yanında, başka bir strateji benimsemesi yoluna soktu.

“Türk Devleti, o aşamada, Kürt Ulusal Hareketini içerden kuşatma ve teslim alma stratejisini açıkça benimsedi. Bu strateji gereği, Kürt ulusal hareketi içinde hem kapsamlı bir örgütlenme yolunu seçti, hem de Kürt örgütlerinde etkinlik sağlamak için, içine adamlarını sokmaya başladı.

“PKK örgütlenmesi, Türk Devleti’nin bu stratejisinin ve kapsamlı projesinin ürünüdür. Bu stratejiyi de, şiddet ve terörle gerçekleştirmesi dışında başka bir yolu yoktu. Bu nedenle de, PKK’yı kurduğu günden itibaren, silahlandırmaya başladı. Kürt Ulusal Hareketini hem provoke etmeye, hem de Kürtleri zamansız silahlı hareket ve kalkışmaya sürüklemeye çalıştı.

“Türk Devleti, bu stratejisinde de başarı sağladı. PKK eliyle Kürt halkına karşı Siverek, Hilvan, Nusaybin’de savaş ilan etti. Kürdistan’daki bütün toplumsal kesimler ve aktörlerin fiziki olarak yok edilmesi yoluna gidildi. Kürtlerin ulusal siyasi örgütleri düşman ilan edildi ve Kürt ulusal örgütlerine karşı savaş başlatıldı. Yüzlerce Kürt yurtseveri katledildi.

“PKK eliyle yapılan provokasyonlar sonucu, 12 Eylül Askeri Diktatörlüğünün koşulları hazırlandı.

“Askeri Diktatörlüğün tesisiyle birlikte, Kürdistan’daki toplumsal ve siyasal aktörler, kanaat önderleri, aydınlar, Kürdistan siyasi parti ve örgütleri tasfiye sürrecine sokuldu. Belli bir tarihten sonra, jakoben, otoriter, demokrasi düşmanı, halka karşı olan, tek ideoloji, tek parti, tek lider diktatörlüğünü sağlayan PKK’nın kesin egemenliği sağlandı.

“Devlet, 1984 yılından sonra, 1919’lardan sonra sürekli hale getirdiği jenosid hareketini, PKK eliyle gerçekleştirdi. Bu tarihten sonra, 100.000 Kürt katledildi, milyonlarca Kürt Kürdistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Binlerce köy boşaltıldı. Kürt nüfus demografisi değiştirildi.

*****

“Bu tarihten sonra PKK, kendisine biat etmeyen toplumsal ve siyasal aktörleri, zayıfta olsa Kürdistan’daki siyasi parti ve örgütleri, kendisi için tehlike kabul etti; bunları kendi meşruiyetinin sorgulanmasının enstrümanları olarak değerlendirdi. Bunları yok etmek için de, sopa ve havuç politikasını sürdürdü. Bazen fiziki olarak yok etme yöntemiyle, bazen de onlarla yan-yana gelerek, onları kimliksizleştirerek kendi mutlak egemenliğini sağladı, kendi meşruiyetini sorgulayan aktörleri yok derekesine düşürdü.

“PKK, Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kuruluşuna şiddetle karşı olmasına rağmen. HEP kurulduktan sonra, devlet desteğiyle HEP’te egemen hale geldi. Kendisinden bağımsız ve özerk siyaset alanını, kapattı.

“Son Anayasa değişikliği referandumunda PKK’nın dışında, Kürdistan’daki sivil toplum örgütlerinin, aydınların, kanaat önderlerinin, toplumda etkin olmamalarına, siyasi bir aktör olarak karşılıkları güçlü olmamalarına rağmen, Anayasa Referandumunda PKK’ya rağmen evet oyu kullanmalarıyla, PKK’nın meşruiyet sorunu daha fazla sorgulanır oldu, Kürdistan’da PKK dışındaki gri alanlar ve muhalif enstrüman daha belirgin hale gelmeye başladı.

“PKK, gri alanları ortadan kaldırmak, “muhalif” aktörleri yok derekesine düşürmek, kendi yana çekmekle kendi meşruiyetini yeniden sağlamaya çalışıyor. Bu nedenle, HAK-PAR, KADEP, sivil toplum örgütlerini seçimde yanına alma siyasetini devreye sokuyor. Kendi dışındaki gri alanda yol alan unsurlardan bir-ikisini de milletvekili göstererek kendisine meşruiyet sağlamakla kalmıyor, onları şahsiyetsiz, bağımlı, Apo’nun adamları haline getirmek de istiyor.

“PKK’nın bu oyununa şiddetle karşı durulmalı.”

Yeni alternatif örgütlenmeyi engelleme…
PKK, içinde yaşadığımız zaman diliminde, yeni ve alternatif ulusal bir örgütlenmenin yaratılması için çalışmaların yapıldığının da farkında. PKK, aynı zamanda bu süreci de engellemek, likide etmek istediği görülmekte. PKK’nın bu konularda usta olduğu, tecrübeyle sabitlenmiştir.

Ne yazık ki, HAK-PAR ve KADEP bu oyunu görmediler, bu oyunun birer basit figüranları haline geldiler. Özellikle KADEP’in ve Şerafettin Elçi’nin bunu görmemesi, dikkate şayan olarak ele alınacak bir tutum. Gerçi Şerafettin Elçi’nin geçmiş seçim deneylerine bakıldığı zaman, aslında durumun anlaşılır olduğu ortada. Bilindiği gibi, Şerafettin Elçi’nin, geçmiş seçim dönemlerinde de, sadece PKK’dan değil, Türk siyasi partilerinden de, CHP’den, AK Parti, Refah Partisi’nden de milletvekili olmak için çaba gösterdiği bilinmekte. Üstelik bunu yaparken de, hep birlikte olduğu arkadaşları hiçe sayma ve terk etmek durumunda kalmıştır.

Elbette HAK-PAR’a göre KADEP tutumu bize özgülde daha önemlidir. Çünkü KADEP’in önerisi ile yeni bir “Kürt”, “Kürdistani”, “Demokrat” partinin kurulması için, beş taraf bir çalışma yürütmeyi prensiplere ve protokollere bağlamış durumda. Bu çalışmaya katılan taraflar, Kürdistan Parti Hareketi, Demokrat Kürtler Arayışı, Kürt Devrimci Demokrat Hareketi, Dicle-Fırat Diyalog Grubu, KADEP’tir.

KADEP, bu çalışma sürdürülmesine rağmen, platforma herhangi bir öneri getirmemiştir. Bütün toplantılarda, seçim konusunda yapılan açıklamalar, KADEP temsilcilerine sorulduğu zaman da, hep yalanlanmıştır.

KADEP’in platforma öneri getirmesi halinde red edileceği biliniyordu. Çünkü her ne kadar genel prensiplerin saptaması aşamasında PKK ile tanımların yazılmasına Kürdistan Parti Hareketi dışındaki çevreler karşı çıkmışlarsa da, “PKK’nın bir devlet projesi olduğu, ittifak edilir bir güç olmadığı”, benimsenen bir yaklaşımdı.

Ayrıca, PKK’nın, Şerafettin Elçi, DKP, HAK-PAR Onursal Başkanı, HAK-PAR içindeki Özgürlük Yolu Grubunun lideri Kemal Burkay hakkında söyledikleri/yazdıkları; onların PKK hakkındaki görüşleri de kamuoyu tarafından yakından bilinmekte.

Bu konulara önümüzdeki günlerde girmeye çalışacağım.

Ne yazık ki, HAK-PAR’ın PKK ile seçim çalışmaları devam ederken, HAK-PAR Onursal Başkanı A. Melik Fırat’ın kemiklerinin sızladığını, ruhunun çekildiğini hep düşündüm.

PKK, Baas’ın öğrencisidir ve ondan dersler almıştır. Seçim ulufesi de Baas taktiğidir…
Suriye Baas Partisi her ne kadar ilk iktidar dönemlerinde, kendi dışındaki tüm muhalif güçleri red etmiş ve onları fiziki olarak yok etmek istemişse de, bir dönem sonra bu tarzın çok tehlikeli ve sonuç alıcı olmadığını görmüş, yeni taktiklere başvurmuştur. Son 20 yılda, “iktidarı paylaşımı” adı altında kendi dışındaki siyasi partilere milletvekilini tayin usulü ile ulufe olarak dağıtmaktadır.

Bir dönem de Kürtler bu oyunun içine girdiler. Ama kısa sürede bu yolun çıkmaz bir yol olduğunu, Kürtlerin ulusal çıkarlarına uygun olmadığını saptadılar. Hemen Baas’ın bu oyununun dışına çıktılar.

Suriye’de ayaklanmaların devam ettiği günümüzde de, Baas Partisindeki Sol ve Komünist Partiler 14 milletvekili sahibidirler. Baas, her partiye bir-iki milletvekili vekili vererek, bir maaş ödeyerek, bir araba vererek, muhalefeti teslim almış durumda. Bağımsız denilen 70 milletvekili de Baas’ın tayin ettiği yakın adamlarıdırlar.

PKK da hem devletçi Kemalist sol muhaliflere ve hem de “muhalif” Kürtlere, Baas türü bir seçim ulufesi dağıtmak istemektedir.

PKK seçim ulufesi, Kürtlerin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Daha önce yazdığım satırlarda belirttiğim gibi, muhalifleri teslim alma, kendi diktatörlüğünü ve tekçiliğini devam ettirme, meşruiyet sınırlarını genişletme taktiğidir.

Bu tehlikeli bir oyun ve taktiktir. Kürt yurtseverlerinin bu oyuna gelmemesi gerekir. PKK’nın bu oyununa gelen herkes, Kürt halkının büyük kötülük yapmış olacaktır.

Avrupa’daki bazı aydınların seçime ilişkin talihsiz tutumları…
Bazı Kürt aydınları Almanya’da toplanarak, PKK’nın seçim taktiğine arka çıkmışlardır. Bu konudaki geniş değerlendirmemi daha sonraya bırakarak, içinde birçok yakın dostumun ve PKK’nın yaman muhalifi de olan aydınların bu tutumunu yanlış bulduğumu; bu tutumun Kürt ulusal çıkarlarına aykırı olduğunu ifade etmekle yetiniyorum.

Özgür Bireyler Topluluğu önemli bir iş yapıyor: Kutluyorum…
Nasname’de Özgür Bireyler Topluluğu’nun, PKK’nın seçim siyaseti ve taktikleri; PKK’nın KADEP, HAK-PAR’a yaptıkları öneriler; HAK-PAR ve KADEP’in yaklaşımları hakkındaki görüş ve tutumlarını takdire şayan bulduğum gibi, katıldığım görüşlerdir de. Onları içtenlikle hem destekliyor ve hem de kutluyorum.

İbrahim GÜÇLÜ
([email protected])

Amed, 09. 04. 2011

Yeni Yorum yaz

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.