Ana içeriğe atla

Öcalan “başöğretmen” olursa ve seçimler…İbrahim GÜÇLÜ

Çağdaş, çoğulcu, katılımcı, federal demokrasilerde, meclis, hükümet, siyasi partiler, seçim süreçleri, seçimlerde milletvekili adaylarının tespiti uyumlu, demokrasinin genel yapısına bağlı olarak halkın iradesi ile şekillenen ve saptanan mekanizmalardır. Gerçek demokrasilerde, siyasi partilerin tespit ettiği milletvekili adayları, parti kademelerinde çalışan kişiler arasından belirli aşamalardan geçen seçimlerle, belirli etik kriterlere tabi tutularak saptanırlar.

Türkiye gibi kırma, bohçalı ve yarı-otoriter demokrasiyi benimseyen ve yaşayan toplumlarda, meclis, hükümet, yargı, siyasi partiler, diğer mekanizmalar ucube bir konuma sahiptirler.

Bu nedenle Türkiye’de milletvekili adaylılarının saptanması, demokratik mekanizmalarla tespit edilen bir durum değildir. Milletvekili adaylarının tespiti, siyasi parti genel başkanlarının iki dudağı arasındadır. Genel başkanlar, istediklerini milletvekili adayı olarak tespit ederler, istemediklerini tespit etmezler. Liyakat, emek, beceri, partideki deney, siyasi etik, benzeri demokratik ve insani değerler milletvekili adaylarının seçiminde hiçbir ölçü olamazlar. Bundan dolayı, genel seçimler yaklaştığı zaman, milletvekili adayı olmak isteyenler, göze girmek, dikkat çekmek için, olmadık şaklabanlıklar gösterirler. Adaylık uğruna, insan olmaktan çıkarlar ve gülünç hale gelmeye başlarlar.

Genel seçim dönemleri, insani değerlerinin pazarlandığı, insan manzaralarının karakter sınavında tabi tutulduğu dönemler olur.

Bu kişilik erozyonuna uğrayan kişiler seçilip meclise gittikleri zaman da, mecliste de şahsiyetli davranmazlar, genel başkanlarına, ya da partinin birinci derecedeki yöneticilerinin işaretlerine göre elleri kaldıran insanlar olurlar. Böyle olunca da kendisine oy verenlerin temsilcisi değil, genel başkanların ve parti yöneticilerinin kuklaları ve uşakları haline gelirler. Kuklalar ve uşaklardan oluşan bir meclisin de, halkın meclisi olmayacağı, genel başkanların meclisi olacağı tartışmasız.

Kürt mahallesinde, bu işleyiş, yani milletvekili adaylarının tespiti, daha trajik, komik, hatta trajik-komiktir. Türkiye Cumhuriyeti’nin parametrelerine göre, daha uygunsuz ve anti-demokratik bir işleyiş ve mekanizma içinde yürütülmektedir.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’nin desteklediği bağımsız milletvekili adaylarının tespiti, BDP genel başkanının isteğiyle de tespit edilmiyor. Görünmeyen liderler ve mekanizmalar tarafından tespit ediliyorlar. Bu liderler, başta Öcalan olmak üzere PKK liderleridir. Mekanizmalar, PKK, KCK, BDP, hiç kimsenin bilmediği ve ismini duymadığı gizli mekanizmalardır. Bu nedenle, BDP’de bağımsız milletvekili adayı olmak isteyenler, sadece parti genel başkanına değil, görünmeyen liderlere ve mekanizmalara da yaranmak için olmadık işler yapıyorlar.

Ayrıca, kimin son dakikaya kadar milletvekili olacağı konusunda da kuşkular ve belirsizlikler devam eder. Tespit edilmiş bir milletvekili adayı, son dakikada, “tanrılara” uygun olmayan bir küçük davranış içine girdiği ve söz sarf ettiği zaman, köküne kibrit suyu dökülür, sittin sene milletvekili adayı olamaz.

Bugün BDP, dün DTP-DEHAP-HADEP’in de, parti olarak mı, bağımsız adaylarla mı seçime girip-girmeyeceği her zaman belirsizlik taşımıştır. Son ana kadar, parti genel başkanları ve yöneticileri bile seçime katılıp katılmayacakları, ne şekilde katılacakları konusunda görüş sahibi değildirler. Tanrılardan ve görünmez mekanizmalardan gelen “ayetleri” bekleme içinde olurlar.

Bu Haziran Genel Seçimleri sürecinde aynı şeyler yaşandı. Hiç kimse son dakikaya kadar, BDP’nin seçime katılıp katılmayacağı konusunda bir görüş belirtmedi, belirtemedi. Milletvekili adaylarının kimler olacağı konusunda da, son dakikaya kadar bir belirlilik olmadı. Bundan dolayı insanların, aday olmak için ahlâk kurallarını, etik değerleri, gelenekleri ayaklar altına alarak yaptıklarına tüm kamuoyu tanıklık yaptı.

Bunun yanında “atama usulü” öyle bir uç noktadan değerlendiriliyor ki, herhangi bir şehre ait olmayan ve orada tanınmayan kişi milletvekili adayı yapılabiliyor.

*****

Kürt mahallesinde, partinin seçime katılıp katılmayacağı, hangi model içinde katılacağı konusunun neticelenmesine; milletvekili adayları tespit edilmesine rağmen, tanımladığım olağanüstü ve kişilik erozyonunu yaratan süreç son bulmaz.

BDP bağımsız milletvekili adayları, BDP’nin yukarıdan ve görünmez mekanizmalardan gelecek bir emirle seçimden çekilmeleri korkusu taşımaya devam ediyorlar. Bu korkunun baskısı altında hareket ederken, gizli liderlere ve mekanizmalara nasıl yaranacaklarının hesabı içinde hareket ediyorlar. Kendilerini görünmeyen liderlere ve mekanizmalara ispat etmek için, akıl almaz davranışlar gösteriyorlar ve açıklamalar yapıyorlar.

BDP bağımsız milletvekili adaylarından PKK’li olanların dışında olanların durumu daha kötü. Onlar ölçüleri alt-üst ediyorlar, “içine veriyorlar”, tam bir “akıl tutulması” yaşıyorlar. Şerafettin Elçi, Altan Tan, solcu adaylar bu davranışlarını çeşitli ve garip renklerden sergiliyorlar ve sergilemeye devam ediyorlar. Bu nedenle, bu adayların geçmişleri göz önüne alındığı zaman, onları tanımak ve eski yapılarıyla yan-yana koymak olanaklı olmuyor.

Bunun yanında, BDP bağımsız milletvekili adaylarının tümü, seçim alanlarında, kahvelerde, seçim bürolarının açılışında, aklına geleni, ölçüp biçmeden dile getiriyorlar. Bu söylediklerimiz, ne kadar parti programımıza, Öcalan’ın görüşlerine uygundur değildir düşünmüyorlar. Ama hepsi de Atatürkçüler gibi her şeyi dile getiriyorlar ve nasıl ki Atatürkçüler Atatürk’ü aştığı zaman, hazır ola durup kendilerine çekidüzen veriyorlar; BDP bağımsız milletvekili adayları da, Öcalan ismi geçtiği zaman kendilerine hemen çeki-düzen verip, süt dökmüş kediye dönüyorlar.

BDP bağımsız milletvekili adayları ne derlerse desinler, sonuçta Öcalan barikatına, üniter devlet paradigmasına, “demokratik özerklik” ucubesine, PKK tekçiliğine ve otoriterliğine dayanıp, duruyorlar.

Leyla Zana da, 24 Mayıs günü Hazro’nun bir köyünde açıklamalarda bulundu. Açıklamasında, “Bu süreç artık kendi kaymakamımızı, valimizi, kendi içimizde seçme sürecidir. Süreç artık önderliğimizin (Abdullah Öcalan) aramızda olma sürecidir. Gerillalarımızın artık aramızda, kendi içimizde görme sürecidir. Biz hükümete ortak olmak istiyoruz. Kabul ediyorlarsa, birlikte yaşamaya hazırız. Kabul etmiyorlarsa kendimiz bunları yaratacağız” diyor.

Zana hızını almıyor, Öcalan’la ilgili bir eksik bıraktığını ve bu eksiğin biat için de büyük bir eksiklik olduğunu gördüğünde açıklamasına, “gün gelecek, Öcalan kendi halkının arasında bu halkın çocuklarına öğretmen olacak” demekten geri kalmıyor. (Taraf Gazetesi, 25. Sayfa)

“Demokratik Türkiye Cumhuriyeti” ve “Demokratik Özerklik projesinde”, “valilerin, kaymakamların halk tarafından seçilmesi” söz konusu değil. Türk üniter devlet savunuculuğu da bu tür önermeleri red eden bir pozisyondur. Bugüne kadar da, Leyla Zana ve arkadaşları bu tür savlara sahip değillerdi. Bu tür savlara sahip olmak için, derin devletten, Öcalan’dan, üniter devletten kopmak lazım. En azından federal bir sistemi savunmak, valilerin ve kaymakamların seçimi için elverişli, rasyonel ve mekanizmaları elverişli bir istemdir.

Leyla Zana, eğer bugünkü savunuları, seçim ve meclise bakış açılarıyla, parlamentonun sayısal konumunu takılırsa, hükümete ortak olmaları da olanaklı değildir. Çünkü her zaman çok alt düzeyde bir azınlıkta kalmaları kaçınılmazdır. Eğer Kürtlerin, genel iktidara ortak olması ve kendi ülkeleri Kürdistan’da iktidar olmaları isteniyorsa, en azından federal sistemi paradigma olarak benimsemek gerekir. Öcalan ve BDP de federal sisteme karşı olduklarına göre, Leyla Zana’nın söyledikleri “havanda su dövmekten” öteye bir şey değildir.

*****

Leyla Zana’nın konuşmasında asıl takındığım konu ve görüş, Öcalan’ın Kürt çocuklarının öğretmeni, Kemalist deyimle “başöğretmeni” olmasını istemesidir.

Leyla Zana, bu yaklaşımı ve tanımlamasıyla, bir toplum ve rejim senaryosu benimsiyor. Bu rejim, Kemalist otoriter, totaliter, faşizan bir toplum ve rejim senaryosudur.

Leyla Zana’ya göre, Kemalistlere özenerek bir kavramlaştırmaya gidiyor. O da Öcalan’ı, Atatürk gibi tahta başında çocuklara ders verirken hayal ediyor. Öcalan, Kürtlerin Atakürd’ü, PKK Kürtlerin İttihat Terakkisi ya da CHP’si, Apoizm de benimsediği ve oluşturulmak istenen toplum projesinin resmi ideolojisidir. Bu siyasi rejim, tek lideri, tek partiyi, tek ideolojiyi kutsayan ve yapılandıran bir rejimdir.

Leyla Zana bu sözleriyle peşinen bir diktatörlüğü Kürtlerin başına sarmak istiyor. Bir yanda demokrasiyi savunmak, bir yanda diktatörlüğü savunmak, bir paradoks olmasına rağmen, hâkim eğilimin diktatörlük olduğunu Öcalan ve PKK’ya olan bağlılığıyla ortaya koymuş durumda.

Öcalan’ın “başöğretmen” olması halinde:

*Kürt ulusunu ve toplumunu köklerine, tarihine, kültürüne yabancılaştırır. Zaten PKK ve Öcalan başından beri tarihi kendisi ile başlatmıyor mu?

*Kürt liderlerine ve Kürt ulusal hareketlerine düşmanlığı çocuklara öğretir ve zihnine yerleştirir. Öcalan ve PKK, yıllardır Molla Mustafa Barzani’ye, Şeyh Sait Efendiye, Qadi Muhamemed’e, İhsan Nuri’ye, diğer Kürt liderlerine düşmanlık yapmıyor mu?

*Hukukun üstünlüğünü değil, kendisinin ve düşüncelerinin üstünlüğünü çocuklara aşılar. Kendisine tapınmanın devam etmesi için şartları olgunlaştırır.

*Tek lider, tek parti, tek ideoloji sistematiğini çocuklara benimsetir. Diktatörlüğün kurumlaşmasını sağlar.

*Kendi otoriter davranışlarını demokrasiymiş gibi, yanlış bir algılamanın yaratılmasının temellerini oluşturur. Kendisinden sonra da, diktatörlüğün devam etmesi için yapısal bir kurumlaşma için çaba sarf eder.

*Muhalefetin kanla bastırılmasını meşru hale getirtir. O güne kadar, kendisis gibi düşünmeyen ve davranmayan Kürtleri öldürmesinden dolayı kendisini sorumluluktan ve yargılamaktan kurtarır.

Sonuç olarak diyebilirim ki Leyla Zana Kürtler için demokrasiyi ve bağımsızlığı değil, diktatörlüğü savunuyor ve öneriyor.

İbrahim GÜÇLÜ
([email protected])

Amed, 28. 05. 2011

Yeni Yorum yaz

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.