Ana içeriğe atla

Kürdistanlı Aleviler azınlık mıdır ve ‘Lerzan Jandîl’in yazısı’ - Z. Azew

Sayın Lerzan Jandîl,

Tarafıma yönelik http://tr.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=39948 adresindeki yazınızı okudum, ama neden bu kadar kızdığınızı anlayamadım. Yazdıklarınızdan ve hiddetinizden Hormek ya da Lolan aşiretlerinden birine mensup olduğunuzu ve bu mensubiyetinizin sizin için oldukça önemli olduğunu düşünmedim desem yalan olur. Bu babda yanılmayı ve kişisel değil, toplumsal bir tartışma zemininde olduğumuzu umuyorum.

Darı meselenizden başlarsak eğer, Kürdistan’da horoz tarafından darı niyetine yenecek bir azınlık olduğunu sanmıyorum; kaldı ki azınlıklara baskı-zulüm konusunda en büyük engel ve garantör bizzat ulusal kurtuluş hareketinin kendisidir. Kürdistan’ın diğer parçalarında da bu böyle olmuştur; Güney Kürdistan örneği çok uzakta değil. Tepkinizi oluşturan ana satırlar Martin van Bruinessen’den yaptığım alıntı ise, Bruinessen’in Ağa, Şeyh, Devlet kitabı bildiğim kadarıyla ilk 1992’de basıldı. Buradaki tespiti eleştirmek ve karşı çıkmak için 21 yıl benim yazımı beklediyseniz, sabrınıza hayranlık duymamak elde değil. Azadi örgütünce organize edilen ama koşulların liderliğini Şeyh Said’in omuzuna yıktığı 1925 ayaklanmasına ilişkin rahatsız olduğunuz tespit:

“Şeyh Said Hormek aşiretinin reislerine bir mektup yazarak onları diğer Kürt aşiretleriyle birlikte Ankara Hükümeti’ne karşı cihada çağırdı. Ancak Hormekler Alevi olduklarından şeyhin çağrısı pek bir yankı yapmadı ve ayaklanmaya katılmalarını sağlamadığı gibi Cibranlılarla aralarındaki husumetin son bulmasına bile yol açmadı. Ayaklanma başlar başlamaz bu iki aşiret birbirlerine saldırdılar. Hormek ve Lolanlar jandarma ve ordudan daha etkin bir biçimde ayaklanmacılara karşı savaştılar.” (Martin van Bruinessen, Ağa,Şeyh,Devlet,sf.420)

ise burada olgulardan bahsediliyor. Eğer itirazınız benim bunu ihanet olarak nitelendirmeme ise, yine olgusal olarak hangi dinsel inançtan olursa olsun, Kürdlerin sömürgeci Türk devletine karşı isyanında sömürgeci devletin yanında savaşanları nasıl nitelemek gerekir, anlatırsanız sevinirim. Verdiğiniz örneklere, dönemin Alevi Kürd-Sünni Kürd ilişkilerine bakarak pek çok yorum yapılabilir, ya da sizin alttan alta dilediğiniz gibi bir “mazur görme” de mümkün olabilir ama Nazım Hikmet’in dediği gibi:

Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
zarurî neticesi bu!
deme, bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
o, bu dilden anlamaz pek.
O, «hey gidi kambur felek,
hey gidi kahbe devran hey,»
der.
Ve teker teker,
bir an içinde,
omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,
yüzleri kan içinde
geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak
geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları..”

Ve şüphesizdir ki bahsettiğiniz Lolanlı Wusên ve Qemer Ağalar da çıplak ayaklarıyla yüreğimize basarak Kürdistan’dan geçenlerdendir. Hormekli olarak bildiğim Dr.Şivan gibi “Cıvrak ile Qumri arasında, Amed ile Mehabad arasında, Kızılkilise ile Qamişlo arasında tüm sınır ve çitlere rağmen bir fark ve ayrılık görmeyecek kadar bütünlüklü bir yurtsever” olmak aşiret, dinsel inanç ya da etnik köken kavramlarının ötesinde bir bilinç gerektirir. http://www.yekbunawelat.com/dr-sivan-dr-sait-kirmizitoprak-kimdir.html

Kürdistan davasına inanmışsanız, yapabileceğiniz en büyük hata, hatta en büyük ihanet Kürdistan halkını dinsel inançlarına, etnik kökenlerine, aşiret bağlarına göre ayırmaktır. Örneğin PKK’ye karşı savaşta en önde yer alan aşiretlerden Jirkilerden bile yüzlerce genç Ulusal Kurtuluş yolunda aşiretinin değil, PKK’nin yanında saf tutmuştur. Ulusal Birlik dediğimiz şey öylesine birşeydir ki, sosyolojik zemin oluşmaya başladığında Jirki aşiretinin 'Mala Hüseyin' kolunun lideri olduğunu söyleyen korucubaşı Cemil Öter’e bile:

“Ben kendi aşiretim adına konuşuyorum. Eski davaları, kini unutup bir vücut gibi birbirimize sarılmaya hazırız. Geçmişi değil yarını düşünüyoruz. PKK'yla çok çatıştık, savaştık, operasyonlara çıktık. Bizim adamlarımız öldü. Ancak o gün ayrı, bugün ise ayrı. Biz onları unutup birbirimizle kucaklaşmaya hazırız. Bizim aşiretimizden belki kaç kişi içlerinde vardır. Bu iş bittikten sonra onlar yanıma geldiğinde kin ve nefretle mi bakacağım. Benim kardeşlerim, yeğenlerimdir bunlar." dedirtir.

Ayrıca anlattığınız gibi ayaklanma Şeyh Said tarafından zamansız başlatılmamış, Türk devletinin provokasyonları neticesinde erken başlamak durumunda kalmıştır. Kaldı ki, öngörülen zamanda başlasaydı bile başarıya ulaşacağı şüphelidir, zira Alevi-Kürd, Sünni-Kürd birliği sağlanamamış olduğu gibi, Kurmanjlardan çok Zazaların isyana katıldığı da bir vakadır.

Tarihi, olgulardan yola çıkarak değil, algılardan yola çıkarak yorumlarsanız varacağınız sonuçlar ne kabileniz, ne aşiretiniz, ne de milletiniz için hayırlı olmaz. 1938’de Kemalistler tarafından yapılan soykırımı “unutup”, 400 yıl önceki Qızılbaş katliamlarını toplumsal hafızada ana bileşen olarak tutuyorsanız burada çözülmesi gereken bir problem vardır. Yalnız rica ederim bu yazdıklarımdan tekrar “aba altından sopa gösterilmesi” sonucuna ulaşmayın, zira “üzerime vazife olmayan konuları” araştırmaya ve öğrenmeye olan merakıma rağmen, ne abam ne de sopam var. Bizimkisi “kimin tarafında olduğu belli olsun diye Hz. İbrahim’in yakıldığı ateşe gagasıyla su taşıyan güçsüz kuş misali tarafını belli etme çabasıdır. Bu taraf da Ortadoğu'nun göbeğinde büyük jeopolitik, jeostratejik ve ekonomik olanakların üstünde tüm yoksulluk ve yoksunluğuyla oturan sömürge Kürdistan’ın tarafıdır.”

Tespit buyurduğunuz ve “İslam Kardeşliği” olarak formüle edilen Sünni Kürd-Sünni Türk işbirliğinin Kürdistan için ne anlama geldiğini iyi biliyorum. “İslam Kardeşliği” retoriğinin Alevi-Qızılbaş Kürdleri bu önemli dönemeçte Sünni ve diğer inançlardaki Kürdlerden ayırma hedefine dönük olduğu konusunda derin şüphelerim var. Hatta bir adım öteye geçerek 1993 Sivas Katliamının TC sınırları içerisinde yaşayan Kürd-Türk veya diğer milletlerden tüm Alevi, Qızılbaş, Bektaşi, Tahtacı, Nusayri’lerin Alevi şemsiyesi altında TC kontrolüne alınma projesi doğrultusunda gerçekleştirilmiş olduğunu ve bunun gelişen Kürd mücadelesini zayıflatma perspektifli olduğunu savlayabilirim.

Ancak tüm bunlar Alevi Kürdler deyince öne çıkan ve seçilerek gelmiş 3 politikacının:

-“bizim dedelerimiz “biz ne Türk ne Kürt'üz, Aleviyiz' derler. Aleviler bir ulustur" diyen Hüseyin Aygün;

-“Biz Dersimliler Kürt değiliz! Çünkü Kürtler Şafii olur. Biz Şafii miyiz? Biz Türk oğlu, Türk’üz!” diyen Kamer Genç ve

-“Kureyşan, aynı zamanda, Aleviliğin en önemli ocaklarından biri. Ailemin Horasan’dan geldiği söyleniyor. Konya Akşehir’e yerleşiyorlar. Türkmen boyu bunlar.” diyen Kemal Kılıçdaroğlu olduğu gerçeğini görmemi engellemiyor.

Olgu buyken sizce de Alevi Kürdlerin şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekmiyor mu? Burada Alevi Kürdler özelinde ulusal kurtuluş hareketinin bir bütün olarak taktik ve stratejik hataları sözkonusu olabilir. Hatta gönül ister ki “Bağımsız Kürdistan” sloganının yanına “Özerk Dersim” de eklensin. Kürdistan bağımsızlık mücadelesine katılmış değil, onu örgütlemiş, ona canını katmış binlerce Alevi Kürdün, ”Kürd bağımsızlık mücadelesine katılmış ve tarihten silinmiş bir çok Qızılbaş aile” nin varolduğunu da yakinen biliyorum. ”Dersim’i Unutmadık!” boşa söylenmiş bir laf değildir. Kürdistan yurtseverliği Kürdistan’ı ve Kürdistan toprakları üzerinde yaşayan tüm Kürdistanlıları sevme sanatıdır: Alevi-Sünni-Ezidi-Ehl-i Hak, Kurmanj, Zaza, Soran, Çerkes, Türkmen, Ermeni, Arab ayırdetmeden. Kürdistan yurtseverliğini, Kürd milliyetçiliğini diğer işgalci/yayılmacı milliyetçiliklerden ayıran ve onu ilerici kılan şey, işgalciye karşı savaşmasının dışında bu olgusal durumdur. Burada Kürdistanlı Alevilerin azınlık olup olmadığını da tartışmak gerekiyor. Koçgiri’den bu yana Kürdistan’ın kurtuluşu mücadelesine can, mal, emek koyanların hiçbiri Alevi-Qızılbaş Kürdleri bir azınlık olarak görmediler, buna Şeyh Said de dahildir. Alişer, Nuri Dersimi ya da Dr.Şivan da bir azınlık mensubu olarak katılmadılar ulusal harekete. Çünkü Kürdistan sömürge zincirlerinden kurtulmadıkça gerçek anlamda dinsel özgürlük dahil hiç bir özgürlükten bahsedilemeyeceğinin bilincindeydiler. Aynı bilinci 21.yy’da tüm Kürdistanlılardan beklemeye hakkımız olduğunu düşünüyorum.

Oturup Alevi Kürdlere, Süryanilere, Ermenilere, Keldanilere, Ezidilere yapılan tarihsel haksızlıkları ve hatta o haksızlıkların günümüze yansıyanlarını konuşabiliriz. Ancak “Dünün ve bugünün haksızlıklarının tamamının tasfiyesi bugün ulusal birlikten ve hakimiyetin hukuk aracılığıyla ulusun tamamına ait kılınmasından geçmektedir. Hakimiyetin ulusun tamamına ait kılınması süreci de devletleşmeden başka birşey değildir.”

Söyleyeceksek artık buna dair bir şeyler söyleyelim.

19.05.2013

Zulkuf Azew
**********************************************************************************************************
Sayın Zulkuf Azew*e

Lerzan Jandîl

Nereden düştüyse bir e-mailiniz adresime gelmiş, iyi de olmuş.

Önce bir anekdot:
Vatandaşın biri kendisini darı zannediyormuş ve dolayısıyla horzlardan çok korkuyormuş. Arkadaşlarının da yardımıyla tedavi olmuş. Tedaviden sonra arkadaşlarıyla gezerken karşıdan bir horoz gelmiş. Adam Horozu gören tedirgin olmaya başlamış. Arkadaşlarının „Ne oldu, niye tedirgin oldun?“ sorusu üzerine, „Görmüyormusunuz, karşıdan horoz geliyor“ demiş, adam. Arkadaşları „Ama sen tedavi oldun. Sen artık darı değilsin ki“ derler.

El cevap „Doğru! ben artık darı değilim. Ama ya horoz beni hala darı zannedip, yemeye kalkarsa ne olacağım!“

Bu anekdottaki gibi ben de kendimi darı zannetmiyorum.

Ancak:

1) Birilerinin horoz gibi bizi sürekli darı gibi görmesine çalıştıkları için,

2) Kendilerini, -hangi sebeplerle olursa olsun, ihanet, ajanlık, reaksiyon, bilmemezlik, cehalet vs.- Kürt olarak kabul etmeyen, bunun yerine kendilerini Zaza, Alevi, hata Türk görenleri bahane ederek, bir bütün olarak bizleri töhmet altında bırakma çalışmalarına, bize aba altından sopa gösterilmesine, varolan önyargıları pekiştirme, yaygınlaştırma çabalarına artık sessiz kalmamaya karar verdim ve bundan dolayı da size, emriniz üzere, şapkamı önüme koyup, ana başlıklar halinde, yazınıza binaen kısaca bir kaç şey yazmak istiyorum.

Tarihi tespitler yaparken veya tarihi olayları yorumlarken:

- Bilineni tekrardan ziyade araştırmanız, soruşturmanız, temiz bilgi sahibi olmanız lazım.
- Yazılmamışı bulmaya, bilinmeyeni bilince çıkarmaya çalışmanız lazım.
- Egemen edasıyla, çoğunluğun algısıyla tarihi olaylaları yorumlamamanız lazım.
- Resmi ideolojiyle, Kemalizmin kalemşörlerinin iddialarıyla tarihi yorumlamamanız lazım.
- Kürdistanî azınlıklar konusunda ve eğer samimi iseniz, „resmi kürt tarihi algısıyla değil“ herkesten daha fazla araştırıp incelemeniz lazım,.
- Bunları yapamıyorsanız, o zaman da üzerinize vazife olmayan ve hiç bilmediğiniz konulara girmemeniz lazım.

Gelelim meselemize!

Diyorsunuz ki „Kürdistan’ın iç birliği açısından önemli fırsatlar ve aynı zamanda riskler içeren PKK’nin yeni çizgisinin Kuzey Kürdistanlı Alevileri ciddi şekilde rahatsız ettiğini farketmemek imkansız. Özellikle Öcalan’ın 2013 Newroz’unda okunan mesajındaki “İslam Kardeşliği” vurgusunun Alevi ve Ezidi Kürdistanlıları tarihsel hafızanın ışığında endişelendirmiş olduğu ortada.“

Burası doğru.

Acak bu sizin bir tespitiniz değil, somut bir olgu. Ve Abdhullah Öcalan´ın bu açıklaması Qızılbaş, Êzdî, Ermeni, Süryani, Ateist, seküler, solcu yani Müslüman olmayan tüm kesim ve bireyleri endişelendirmiştir.

Ve devam ediyorsunuz „Bu endişenin / korkunun ardında Kerbela katliamı menkıbelerini,Kuyucu Murat Paşa’ya neden kuyucu dendiğinin kollektif bilgisini bulmak pek de zor değil.“

Tam doğru değil.

Doğru olan Selçuklu-Kürt, Osmanlı-Kürt, Cumhuriyetin ilk yılları-Kürt ilişkilerinin „İslam kardeşliği“ temelinde geliştiği ve bu kardeşliğin Müslüman olmayan, Kürt de olsa dini ve ulusal azınlıkların hep zarar gördüğü, onlara pahalıya mal olduğu, onların hep katledildiğidir.

Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Îdrîs-î Bîdlîsî ve Yavuz; Kanunî, ll. Selim ve Şeyhülislamı Ebussuûd Efendi.

Hiç uzağa gitmeyin „Kürtlerin babası“ Abdulhamit ve Alayları ve bu alayların katlettikleri ve mallarına el koydukları Ermeniler. Ve yine bu alayların kendinden olmayanlara uyguladıkları terör ve talan!

Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Türklerin Milli Mücadele dedikleri yıllar, M. Kemal ve Kürt ağa ve şeyhleri; Erzurum Kongresi.

Hiç uzaga gitmeyin, Koçgiri ve diğer Kürtler /Dersim‘deki bir çok aşiret te dahil olmak üzere.

Hiç uzağa gitmeyin, yurtsever Bedirxan ailesi ve katlettikeri Êzidiler.

Hiç uzağa gitmeyin, Simko ve ödürdüğü Süryani-Keldaniler.

Sanırım yetiyor.

Yine diyorsunuz „….katliamın ana odağı Dersim’de katliamı gerçekleştiren CHP aynı argümanlarla bugün bile birinci parti oluyorsa, Kürd Alevilerin bir önceki kuşağında bu kadar Kemal ve İsmet ismine rastlanıyorsa..“

Buraya kadar doğur. Araştırılıp incelenmesi gereken önemli bir konu.

Ancak bilgi eksikliğiniz var.

Dersimliler daha doğrusu Qızılbaşlar da tek parti döneminde Müslülman kürtler gibi CHP‘ye oy verdiler. Ancak ilk umut ışığı göründüğünde DP‘ye de oy verdiler. Ve bir Qızılbaş pirinin deyimiyle „biz DP‘nin atını Xızır´ın atı zanettik, ancak DP‘nin atı bize öyle bir çifte atti ki, kendimize zor geldik.“ diyerek Alevilerin DP aşkının acıyla bittiğini beyan ediyordu.

Dêrsimliler Qızılbaşlar TİP‘e de oy verdiler. Sonuç bir bütün olarak yenilmiş bir sol.

Dêrsimliler daha doğrusu Qızılbaşlar Solcu bağımsız adaylara da oy verdiler. Elleri boş kaldı.

Ancak Dêrsimliler Qızılbaşlar Kürdistanî partilere de oy verdiler. Sonucu belli.

PKK‘nin ilk örgütlendiği yerlerin başında Mamıki´nin gelmesi her halde tesadüf olmasa gerek.

Urfa‘da belediye başkanlığını bağımsız, daha sonrada AKP‘ye geçen biri kazanırken, örneğin Mamıkiye‘de, Varto‘da BDP adayının kazanması her halde hile ile olmadı.

Seçimlerde kazanma şansı olmayan birini Mamıkiye‘de aday gösterip, kazanamayınca da faturayı Dersimli Qızılbaşlara çıkarmak ta pek doğru olmasa gerek.

Belki bilmezsiniz Kürt bağımsızlık mücadelesine katılmış ve tarihten silinmiş bir çok Qızılbaş aile var.

Ve devam ediyorsunuz:
„bu yeni konjonktürde Kürd Alevilerin şapkalarını önlerine koyup bir kez daha düşünmelerinin zamanı gelmiş demektir.“

İşte bütün mesele bu! Olmak veya olmamak!!!!

Bizim şapkamızı önümüze koyup düşümemız lazım. Amenna! Ama bu defa siz istediğiniz için değil!
Sanki bizler, adına kürt ulusal kurtuluş mücadelesi denilen bu mücadelenin –farklı her boyutta- hiç uzağından yakınından geçmemişiz, ondan hiç haberimiz bile olmamış.

Sanki bizim gençlerimiz dağlarda, zindanlarda, işkenceyle değil, adeta at hısızlığına giderken kazayla ölmüşler.

Sanki köylerimizi, oyun olsun diye, biz kendimiz yerle bir etmişiz!

Sanki ormanlarımızı kuzu kepap pişirmeye giderken yanlışlıkla yakmışız!

Hatta ne dersin, Sakine, Fidan ve Leyla´yı da biz vurmuş olmayalım mı?

Tabii ki bize „şapkanızı önünüze koyup düşünmeniz lazım“ dersiniz, diyebiliyorsunuz.

Çünkü sizde „Hey siz Müslüman Kürtler şapkanızı önünüze koyup düşünün, ulusal birlik ümmet inancıyla sağlanamaz. Adınızı hep Abdulvahap, Abdurrahman, Abdulvakkas koyuyorsunuz, bu Araplıktır, bu Kürtlük değildir diyemezsiniz. Veya siz „Biz seyidiz peygamber soyundanız, kurmanc falan değiliz“ diyenlere, „hoop siz katilinize aşık olmuşsunuz, Stockholm Sendromu yaşıyorsunuz“ diyemezsiniz. ‚Ez fileyê bavê temê lawo‘ demeyin, diyemezsiniz. Êzdiye, Süryaniye, Qızıbaşa, Ehli Haqçıya hakaret edemezsiniz, etmemelisin. Bedirxanileri, Sımkoları, din Mücahidlerini geri getiremezsiniz. Oruç tutmuyor diye Asuri bir baba ve oğlunu 200 kişiyle linç edip evini yakamazsınız. İçki satıyor diye adamların dükkanlarını ve evlerini ateşe veremezsiniz, vermemelisiniz, bu ihanettir diyemezsiniz!“ diyecek güç ve düzey yok.

Azınlığı hırpalamak, azınlık üzerinden ahkam kesmek, ders vermek, tarihçilik, efendilik yapmak kolaydır. Ancak marifet, zor olanı çoğunluğa karşı, resmi olana karşı söyleyebilmektir.

Kaldı ki sizin söyleklerinizi tersinden Osman Öcalan da söylüyor. Hazret de devleti alinin dikkatini PKK deki „Alevilere“ çekiyor. „PKK yurtsever olmaktan çıkmış, pirlerin, alevilerin partisi olmuştur“ diyor. Ve bununla PKK‘ye, oradaki, alevilere iftira atarak geleceğe yatırım yapıyor. Çünkü dönem Alevi düşmanlığı, Alevi karşıtlığı, Aleviliği hırpalama ve azarlama üzerinden terfi, makam, rütbe, iş almanın dönemidir.

Şimdi 1925e gelelim.

Şeyh Said isyanı/direnişi denilen olayı, Azadi örgütünün örgütlediğini, ancak liderleri tutuklandıkları için, başına Şeyh Said´in geldiğini, getirildiğini ve Şeyh Said´in de hareketi zamansız başlattığını dünya alem biliyor. Dolayısıyla da yenilginin nedenlerinde biri budur. Ama rahatlalıyacaksanız eğer Piran‘daki provakasyonu da Lolan ve Hormek „alçaklarına“ maledebilirsiniz.

Yine dünya alem, hareketin içinde önemli bir yer alan Şeyh Said´in bacanağı Binbaşı Kasım(Ataç)ın başından beri hareket hakkında devlete bilgi verdiğini (hatta kendi iddasına göre M. Kemal Erzurum‘a gelince bizatihi kendisine direk bilgi verdiğini söylüyor) biliyor. Kuşkuşuz yenilginin en büyük nedeni iç ihanettir. Ama siz, dünya alemin söyledikerine inanmayın. Olur ya, bu ihbarları Lolan ve Hormek „ihbarcıları“ yapmış olabilirler.

Yine dünya alem Diyarbakır kuşatmasının başarısız olduğunu biliyor. Belli olmaz, belki bu yalanı da Lolan, Hormek „kalleşleri“ yaymış olabilirler.

Yine dünya alem Elazığ‘da olanları biliyor. Ama siz Dêrsimliler´in yaptığını rivayet edebilirsiniz.

Ve yine Kürtlere, Kürt tarihine birazıcık ilgi duyanların Şeyh Said´i bacanağı Binbaşı Kasım ile damadı Şeyh Abdullah´ın tuzağa düşürüp Gımgım/Varto yakınlarındaki Murat Paşa köprüsünde –ve işin en acısı çok az bir jandarma kuvvetine- yakalattıklarını bilir. Ama siz böyle diyen Kürtlere filan inanmayın. Bunu söyleyen Kürler Lolan ve Hormek „ajanları“ olabilirer.

Ve devam ediyorsunuz:

„Zira Alevi Kürd-Sünni Kürd ayrışmasının Kürdistan'a ödettiği bedel ciddidir ve Kürdistan bu bedeli tekrar ödemek zorunda kalmamalıdır. 1925 ayaklanmasında Alevi "Hormek ve Lolanlar jandarma ve ordudan daha etkin biçimde ayaklanmacılara karşı savaştılar." (Martin van Bruinessen, Ağa,Şeyh,Devlet,sf.420).Bu ihanetin öncesine gittiğimizde….“

Şimdi biraz derse ihtiyacınız var.

Rivayet edilir: Lolanlı Selim Ağa´nın oğlu İbrahim ve Lolanlı Mehemed Ağa´nın oğlu Şükrü Feranlı Romi´nın tuzağa düşürmesiyle Cıbıriyanli Ahmet Bey ile Leyleykli Hasan Ağa ve adamaları tarafından öldürülürler. Yine ileride Elazığ‘da idam edilecek olan Hüseyin Ağa´yı yakalamak için askerler Qerecêr köyüne baskın yaparlar. Çatışmada Hüseyin Ağa´nın oğulları Yusuf û Hesan bacaklarından yaralanırlar. İyileştirilmeleri için Feranlara gönderilirler. Ancak rivayet edilir, Feranlar yaralıları evlerine bile almamışlar. Birkaç gün sonra Lolanlılar gidip her iki cenazeyi de köydeki bir harabeden alıp getirmişler.

Şimdi de bir hikaya:

İsmail Ağa, Cıbıriyanlı Halit Bey‘in amcasıdır. Cıbıriyanlılar şu hikayeyi bilirler. İsmail Ağa Erzurum‘da bulunan Halit Bey‘e sonbarda yağ, peynir ve benzeri kışlık yiyecekler gönderir. Halit Bey „Sen fakir fukarayı sömürerek elde ettiklerini bana gönderemezsin; kabul etmiyorum. Bunlar haramdır“ diye geri çevirir.

Peki nedir İsmail Ağa‘nın haramı? Yine rivayet edilir İsmail Ağa Cıbıriyanlı olmayan komşuları Sünni Kürleri ve Alevi köylüleri işlerinde çalıştırıyormuş. Akşam olunca bütün ırgatları toplayıp soruyormuş: (Sansüsüz veriyorum. Umarım Kurdî biliyorsunuzdur.)

„ Kuro hun sibe jî tên?“
„Erê Axa em tên?“
„Ma hun xwarina xwe, cixarê xwe jî bi xwe ra tinîn?“
„Erê Axa, em xwarina xwe jî çixarê xwe jî bi xwe ra tînîn!“
„De hun bêjin, em di dîya xwe nin, em sibê tên, nan cixarê xwe jî bi xwe re tînîn.“
„Erê Axa, em dîya xwenin, em sibê tên, nan û cixarê xwe jî bi xwe re tînîn!“

Şimdi Efendi siz bilmezsiniz ama, bu İsmail Ağa Şeyh Said direnişinin önemi isimlerindendir. Ve siz yine bilmezsiniz ama, orada ulustan, ulus devletden, ulusal dilden, ulusal birlikten bihaber ırgatlar yaşıyor. Bu ırgatlar sadece Kurmanc-Ağa, Qızılbaş-Sünni ve aşiret farklarının/ayrılıklarını biliyorlar ve siz onlardan İsmail Ağa‘nın komutası altında kurulacak bir Kürdistan için savaşmalarını talep ediyorsunuz. Onlar da sizin bu talebinizi yerine getirmedikleri için hain oluyorlar!

Ama işin ilginci ordakiler hem azınlık ve hem de ırgat; hata bu sünni Kürtlerin, yani Muxulîlerin Dêrsim‘den gittikeri ve sonradan Müslümalaştıkları da rivatet edilir!

Binbaşı Kasım diğer bazı aşiretlerin ileri gelenleri ile birlikte batı Lolanların ileri gelenleriyle Mişko ve Qerecêr köylerinde toplandıkları rivayet edilir. Ve bu toplantılara katılan Lolan ileri gelenleri ile anlaştıları, uzlaştıkları söylenir. Ancak bunların Kasım‘dan da şüphelendikleri, ona güvenmedikeri de rivayet edilir.

Buna karşılık doğu Lolanlılar (Lolanê dotî) devletten yana tavır alıyorlar. Ancak Lolanlı Hüseyin Ağa: „Bunun sonunda Kurmanclar da kazansa, devlet te kazansa biz Kurmanclarla komşuyuz. Her ne kadar biz devetten yana isek de komşularımıza –Kurmanclara- hakaret ve zülüm etmeyin. Biz cîranız!“ dediği söylenir. Bunu o bölgede yaşayanlar bilir. Ve bundan dolayı da yöredeki kurmanc köyler ile Hüseyin Ağa´nın torunları arsında ki ilişkiler hala bir çok aşiretin ilişkisinden daha da iyidir.

Ancak Uğur Mumcu ve benzerleri dünya alemin bildiğinin tersine Şeyh Said´i Lolanlı Hüseyin Ağa´nın yakaladığını/yakalattığını söyler. Martin de bunu tekrar eder, siz de buna inanmak istersiniz.

Ancak koca bir yalan!

Son bir tarih bilgisi: Yıl 1925, yer Elazığ. Kasım‘la görüşen batı Lolanlıların ileri gelenlerinin her ikisi de, Wusên ve Qemer Ağalar idam edilirler! Akrabaları da sügüne göderilir.

Siz yurtsever, İsmail Ağa yurtsever, ama Wusên ve Qemer Ağalar, onların sürgüne göderilen akrabaları da hain ve ihanentçi!

Ne kadar güzel değil mi?
Kendin çal kendin oyna!
Veya kendin pişir kendin ye!
Kürt gerçekliklerini araştıramanız ve dogruları öğrenmeniz umudu ile.

Berlin, 18.05.2013

Sayın Lerzan Jandîl’ ın makalesi, Rizgari. com’ dan akt.

Rojhat Badiki

Yeni Yorum yaz

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.