Skip to main content

BUSH’UN IRAK SAVASI 2

 5,5 yıl önce yapılan tespit ve analizlerin gerçekleşmesi ve/veya gerçekleşmekte olması, o dönemde yapılan temennilerin halen geçerli olduğunu ve Kürtlerin birliği için zamanın geç olmadığının göstergesidir. Bush’un Silahları Amerika’lılar bu stratejilerini uygulayabilmek için 4 yeni silah gelistirmişlerdir. Öncelik, hava sahasını ve haberleşmeyi tamamen kontrol altına almak için; daha önce Kosova’da denenen GRAPHITE (Karbon) bombası, elektrik üretim tesislerini yıkmadan paralize etmekte ve haberleşme kanallarında iletişimi imkansız hale getirmektedir. Vietnam savaşında kullanılan bombaların dahada geliştirilmiş ve sağlam hali olan, PLASMA bombası patladığı andaki ortamdaki oksijeni absorbe ederek oksijensiz bırakmaktadır. Bu bombada, BLU-82b adlı bombanın geliştirilmiş bir versiyonudur. 7,5 ton ağırlığında olan bu bomba Hiroşima’daki bombanın binde biri gücündedir ve bu bomba büyük çapta ölümlere sebep olmakta ve patladığı düzeye göre, ölümcül ışınlar yayan ve çok uzakta duyulabilen ve görülebilen özellikte bir bombadır. Kullanılması planlanan bir başka bombada, batı basınında son aylarda bir çok makaleye konu olan, ünlü E bombasıdır. Bu bomba patladığı anda, yaydığı güçlü elektromanyetik dalgalar, bilgisayar donanımlarıyla, elektronik araçları (radarlar, savaşlarda kullanılan iletişim sistemleri) bozmakta işlem yapamaz hala getirmektedir. Nükleer bombalar yerden 50 kilometre yukarda patladığı anda, 3000 kilometre çapıdandaki bir alandaki elektronik araçlar ile bilgisayar sistemlerini çalışmaz hale getirmektedir. Yalnız, bu kadar güçlü bir bombanın etkisi yalnızca Irak’la sınırlı olmayıp, etkisi Avrupa’da da görüleceği için bu boyutta kullanımı söz konusu olmayacaktır. Bu sorunu, bombanın etki alanının çapını 300-500 metreye düşürerek, çözen ABD’li silah üreticileri bombayı Irak’taki müdahalede kullanilabir hale getirmişlerdir. Dolayısıyla, 2’inci Körfez savaşında Irak’ın savunma sistemi E bombasıyla çalısmaz hale getirilecektir. Irak’ta kullanilacak son yeni tip silah ise MINI-NUKE olarak adlandırılan mini atom bombasıdır. 1 ile 5 kiloton güçlerinde olan, bu bombalar atılan hedefe (sığınağın çatısına) 6 ile 10 metre arasında saplandıktan sonra patlamaktadır. Mini-Nuke’lerin amacı yalnızca sığınağı tahrip etmek olmayıp, patlamanın şiddetinin yaratacağı birbirini takip eden dalgaların kazamatlardaki ve sığınaklardaki askerlerin buraları terk etmelerini sağlamaktadır. Önümüzdeki savaşta Irak’ın nükleer programının ısrarla Bush ve ekibi tarafinda dile getirilmesinin en önemi nedeni, savaş sırasında kullanılacak silahlardan dolayı artacak radoktivitenin Irak’ın nükleer rezevleri ile tesislerinden kaynaklandığını söyleyebilmektir. Bu bomba ile aynı zamanda Irak Cumhuriyet muhafızları ile Saddam Hüseyin’in yakın çevresinin güvenlikli sığınakları terk etmelerini ve dağılmalarını sağlamak amaçlanmaktadır. Bunun sonucunda, hali hazırda Irak’a sızdırılan 4 Amerikan-Ingiliz özel birliği, daha müdahalenin başında Irak devlet başkanına tam bağlı olan Cumhuriyet Muhafızlarını teslim almaktır. Tüm bu hazırlıklar, savaşın fiili olarak baslamış olduğunu göstermektedir. Uluslararası düzeyde BM Güvenlik Konseyi’ninden karar çıkartılması ve halen yapılmakta olan silah kontrollerini, bu savaşı meşrulaştırma çabaları olmak görmek gerekir. Londra’daki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün Eylül 2002 yayınladığı bir rapora göre, Irak hala uzun menzilli ve faal durumda füze sistemlerine sahiptir. Bu raporda Saddam’ın bu güne kadar hiç kullanmadığı 900 km menzilli AL-ALLAS, 200 km menzilli AL-SAMOUD ve Sovyetler Birligi’nin SCUD B füzelerinden hareketle Irak tarafindan üretilen AL-HÜSEYIN füzelerinden 50-70 adet civarinda kullanilabir halde olduğu rapor edilmiştir. Bu Enstitü, Saddam rejiminin kısa bir sürede atom bambası üreteme kapasitesine sahip olmadığını belirterek, Bush yönetimiyle ayni fikirde olmadığını söylerken, Irak’ın binlerce litrelik Antraks (Charbon bacile) ve Toxine boutilque viruslerini stoklamış olabileceğini rapor etmiştir. Bunun yanında, firigorofik (soğutuculu) kamyonların hareketli labaratuvarlar şeklinde düzenlenerek çalısmaların buralarda yürütülmüş olabileceğide belirtilmektedir. Diğer bir konu ise, Irak’ın biyolojik silahları SCUD füzelerine başlık şeklinde takabileceği, yada savaş uçaklarındaki 30 km menzilli obus toplarından atabileceği söylenirken, intihar komandoları kanalıyla biyolojik silah kullanılmasının mümkün olabileceğide belirtilmiştir. Raporun üzerinde durduğu diğer bir konu ise, Irak’ın 1982 ile 1988 yılları arasında büyük bir Kimya endüstrisi kurduğunu ve yüzbinlerce tonluk hardal gazı ve sarin gazı (Halepçe katliamında bunlardan Hardal gazı kullanılmış idi) ile sinir sistemini felç eden VX gazınından stoklanmış olabilecegi de belirtilmiştir. Amerika Irak’a yapacagi müdahaleyi gerekçelendirirken bu tür sözde bağımsız enstitülerin raporlarınıda kullanmaktadır. ABD’nin korumasında Israil Israil’e gelince, Amerika’nın SCUD füzelerini erken tespit etmesine kesin gözüyle bakılıyor. Ama, 1991’de SCUD’lara karşı kullanılan Patriot’ların yeterince etkili olmadıkları görülmüştür. Özellikle, Irak ile Israil arasındaki mesafenin kısalığı Israil topraklarının geniş olmamasıyla birleşince, SCUD füzelerinin Israil toprakları üzerinde vurulması durumunda bile Israil halkının hayatının tehlikeye gireceği sanılmaktadır. Israil Başbakanı Ariel Şaron, Saddam’ın 1991’deki gibi Israil’e SCUD’larla saldırıda bulunduğu durumda, mukabelelerinin çok yıkıcı olacağini açıkladı. Israil’in atom bombasına sahip olması ve bunun ABD’yi kaygılandırdığını gören, Şaron açıklamasına mukabele öncesinde Amerikayla görüşüleceğini eklemiştir. 1991’de Israil SCUD saldırılarına ABD’nin diplomatik ve finansal baskıları sonucu mukabelede bulunmayarak, Saddam karşıtı uluslararası ittifaktaki Arap ülkelerinin, ittifakı terk ederek Saddam’ın yanında yer almalarını engellemiştir. Günümüzde, durum çok farklıdır Filistin’lilerle sıcak çatısma hali ile Israil’de radikal bir hükümetin varlığı, ABD’ye fazla marj bırakmamaktadır. Can kaybına yol açacak ilk SCUD saldırısı sonrası Israil mukabelesi acımasız olacaktır, buda savaşı tüm Orta-Doğu’ya yayabilecektir. ABD bölgede bir felakete engel olabilmek için Irak füzelerini yerinde ve/veya Israil’e ulaşmadan yok etmeyi planlamaktadır. Savaş planlarında öncelikli hedeflerden biride Nükleer, Biyolojik ve Kimyasal tehdite karşı önlem almaktır. Şu anda, Amerika’lı ve Israil’li uzmanlar Irak’ın batısında SCUD füzelerinin atılabileceği hareketli platformlar ile römörklerin yerlerinin tespiti için yoğun bir çalısma içerisindedir. ABD ve Israil’in bu çalısmaya çok büyük önem vermelerinin nedeni, mevcut füze-savar sistemlerden hiç birisinin, Israil’e atılacak SCUD’ların tamamını vurabileceğini garanti etmemesidir. Çünkü, balistik füzelerin vuruş gücü ve süratları, uçaklar ile gemilerden atılan füzelerden çok daha fazla olduğundan füze-savarlar tarafindan vurulmasını zorlaştırmaktadır. Yine 1991’in sonuçları durumu aydınlatmaktadır. Baba Bush 1991’de Israil’e atılan 42 SCUD füzesinden 41’nin Patriot’lar tarafindan vuruldugunu söylerken doğruyu söylemiyordu. Gerçekte, Patriot’lar 4 tane SCUD başlığı vurabilmişti, geriye kalanlar Israil’deki hedeflerini vurarak 2 kişinin ölümüne ve çok fazla miktarda zarar ve tahribat yaratmış idi. 1’inci Körfez savaşından sonra, MIT profesörlerinden Theodore Postol’un yönetiminde yapılan araştırmalarda, SCUD (Al-Hüseyin) füzelerinde ciddi istikrarsizlik (instabilite) tespit etmiştir. Araştırmalar, SCUD’ların projesinin iyi yapılmadığını ve özellikle SCUD’ların iniş aşamasında takla atması ve burgu yapmasından dolayı bu aşamada vurulmalarının güç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hataları, Irak’lı mühendisler orjinal SCUD’ları Al-Hüseyin’e dönüştürürken (Irak’lılar Rus SCUD B füzelerinin menzilini 600 km’ye çıkarmak için yakıt miktarını % 20 artırırken, başlığın ağırlığınıda 300 kg’dan 1000 kg’a çıkartmıştır) istemeden yapmışlardır. Bu hatalar, SCUD’larin hedeflerini tam olararak vuramamalarına neden olmasına rağmen, bu gün Irak’ın lehine dönmüştür. ABD, 1991’den beri Patriot’ları geliştirmeye çalışmalarına devam ederek, Patriot II’leri üretmiştir. Bu model, daha rahat kullanilabilen ve düşman füze başlıkları ile diğer uçan cisimleri ayırt etmesine rağmen halen istenen korumayı sağlamaktan uzaktır. Bunu telafi etmek isteyen, Pentagon ve ilgili kuruluşlar Patriot III füze-savar sitemi üzerinde çalışmaktadır. Ama, bunların ikinci Körfez savaşına yetiştirilmesi mümkün değildir. Bunu çok iyi bilen Israil Patriot’ları sadece bir destek sistemi olarak almakta ve gerçek savunma kalkanı nı Arrow’lar (bu füzelerin finansmanın yarısı ABD tarafından sağlanmıştır) üzerine kurmuştur. Arrow’ların Patriot’lardan farkı füzenin vurulduğu noktadır. Patriot’lar (menzil: 10 km) füzeyi iniş aşamasında vurmaya çalışırken, Arrow’lar (Arrow II menzil: 40 km) ise SCUD’ların daha istikrarlı olduklari iniş aşaması öncesinde vurabilecek potansiyele sahip olduklarından, SCUD’lara karşı daha etkin bir savunma sağlayabilecekleri tahmin edilmektedir. Bu şekilde daha yüksek düzeyde vurulan SCUD başlıklarını taşıyabilecek kimyasal ve biyolojik maddeler güneşin ultraviyole ışınları tarafından etkisizleştirilebilecektir. Israil savunmasını güçlendirmek için Miracl adlı bir lazer sistemide Patriot ve Arrow’larla birlikte kullanmaktadır. Bu sistem, SCUD’un tespit edilmesinden 1saniye sonra devreye girmekte ve dakikada 50 atış yapmakta olup, tüm hedefleri eleğe çevirebilecek güçtedir. Miracl’lar düşman füzelerini 10 km’ye kadar vurabildiklerinden orta ve uzun menzilli ideal bir tamamlayıcı füze-savar sistemidir. Savunma sistemini tamamlamakta kararlı olan Israil kısa menzilli bir füze-savar sistemi (bir kamyon üzerine monte edilen bu sistem) ile füzelere karşı dünyanın en etkili savunma sistemini kurmuştur. Neden Irak’ta Savaş Bush’un Amerika’sı, Saddam rejimini uluslararası tüm dirinişe rağmen vurmakta kararlıdır. Ağırlıklı olarak iki görüş Irak’a saldırının nedeni olarak öne sürülmektedir; 1) Oğul Bush’un babasının yarım bıraktığı işi tamamlama isteği, 2) Bush ve çevresi ile Amerika’nın petrol lobisinin çıkarlarıdır. Bu iki görüşte gerçeği yansıtmaktan uzaktır, zira birinci Körfez savaşı, baba Bush tarafından Bağdat’ın kapısında Irak’ın toprak bütünlüğüne ilişkin kaygılar nedeniyle durdurulmuştu. Petrole karşı gıda programının yürürlüğe girdiği 1995 yılından bu yana, Irak petrollerinin en büyük alıcısının (2001’de Irak petrolünün % 75’i ABD tarafindan ithal edilmiştir) Amerika olduğu göz önüne alınırsa mevcut statükodan ABD’in avantajlı olduğu anlaşılacaktır. 7 Ekim 2001’de, Bush Amerikan ve müttefik güçlerini Afganistan’da Taliban rejimini yıkmak ve Bin Ladin yok etmek üzere başlattığı savaşta, Afganistan’dan sonra terorizme destek olan 38 ülkenin sırada olduğunu açıklamıştı. Detaylı olarak açıklanan plana göre, Afganistan’dan sonra öncelik Irak’a verilmişti ve devamında sıra teröristleri barındıran diğer haydut!!! devletlere gelecekti. Orta-Doğu’daki ülkeler arasında öncelik neden Irak’a verilmektedir? Suriye ve değişim içindeki Monarşiler, bir taraftan Amerika ve batılı müttefiklerine karşı olan bazi terörist grupları desteklerken, diğer taraftan bu ülkelerle ekonomik ve askeri işbirliklerinide sürdürmektedirler. Irak’ta Saddam rejiminin düşüşü, Iran’ın bölgedeki rolünü artırırken, Orta-Doğu’da sınırların değişimini başlatacak bir sürecin başlangıcı olacaktır. 2’inci Körfez savaşının diğer bir özelliğide, Amerikanın askeri konumuyla ilgilidir. ABD Vietnam yenilgisini ancak 20 yılda hazmedebilmiştir; 1991’deki Körfez savaşının nedeni Saddam’ın sadece Suudi Arabistan petrollerini tehdit etmesi olmayıp, Amerika’nın ordusunun ilk rehabilitasyonu idi. Operasyonun yönetimi, Amerikan ordusunun etkinliği CNN’in yaptığı canlı yayınlara dünyaya gösterilmişti. Ayrıca, 1991’de uluslararası bir koalisyonla Irak’a açılan savaşta, Irak’ın bazı ülkelerin kamuoylarını etkileyerek operasyonun amaçlarında sapmalara yol açmıştı. Değişen savaş doktrinine göre, uçak gemilerinin yoğun kullanımı Amerikan ordusunun stratejisinde merkezi bir rol oynamaya devam etmektedir. Fakat, yüksek teknoloji ve sofistike silahlarla donatılmış özel birliklerin, hava bombardımanları ile koordineli olarak yürütecekleri bir kara hareketı, bu savaşta ABD güçlerinin Vietnam sendromunu üzerlerinde atmaları için iyi bir tramplen olacaktır. Yani, 1991’den beri ABD askeri olarak yaptığı savaşlarda kademeli olarak güç kullanımının derecesini artırarak, ordusunu ve kamuoyunu daha kapsamlı savaşlara hazırlamaktadır. Bu anlamda, Irak’a karşı yapılacak savaş bir dönüm naoktası olacaktır. Bir taraftan, Orta-Doğu gibi enerji kaynaklarının yoğunlaştığı bir bölgede Saddam rejimi tarihin sayfalarına gömülürken ve ABD bölgenin kontrolününde fiili olarak söz sahibi olacaktır. Diğer taraftan, bize göre dünya hegomonyasında zirveye ulasmış ve iniş sürecinin başında olan Amerika’nın hegomonyasını kalıcılaştırmak için uygulayacağı askeri stratejinin tam olarak uygulandığı ve daha sonraki müdahaleler için model oluşturacak bir savaş olma özelliği taşımaktadır. Savaş’ta Israr Fransa ve Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan Irak’a müdahaleyi onaylamaması sonucu, 2 aydan fazla süren görüşmeler 1441 sayılı Güvenlik Konseyi (GK) kararı ile sonuçlanmıştır. Bu karara göre, Irak’a müdahale koşullara bağlanmıştır. Öncelikle, GK Irak’ı kesin bir dille uyaracak ve ultimatom verecek, ikinci aşamada Bağdat’ın işbirliğini red etmesi durumunda BM GK kararına göre otomatik olarak silaha başvurulacaktır. Saddam Hüseyin’in Irak’ın silahlanmasına ilişkin 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararını kabul etmesiyle birlikte, BM Irak’ı silahsızlandırma komisyonu Unmovic 18 Kasım 2002’den itibaren çalışmalarını başlattı. Irak 18 Aralık’a kadar BM’ye silah stoklanan, üretimi yapılan yerlerle kitlesel imha silahları üretimi ile ilgili tüm çalışmalarını bir rapor halinde Unmovic’e vermek zorundaydı. Fakat, Irak 11807 sayfa ve 12 CD Rom’dan oluşan raporu 8 Aralık itibarıyla BM’ye teslim etti. Bu arada, Unmovic 63 daimi, 220 uzmandan oluşan ekibiyle, Irak’ta kitlesel imha silahları olduğu düşünülen alanları denetleyecektir. Bu denetimler sonucunda, en geç 21 Şubat 2003’te BM Güvenlik Konseyine bir rapor sunulacaktır, Irak’ın yapacağı yanlış ve/veya eksik açıklamalar ile Irak’ın kitlesel imha silahlarına sahip olduğu ortaya çıkarsa, bu durum BM tarafindan savaş nedeni sayılacaktır. Irak’ın silah raporu, New York’taki BM merkezine ulastığı anda, ABD BM Güvenlik Konseyi dönem başkanlığını yürüten Kolombiya’nın (ABD’den en fazla yardım alan 3. ülke) onayıyla tüm dokümanların bir kopyasını adete çalarak elde etti. Halbuki, bu rapor sadece Unmovic uzmanları tarafından incelenmek üzere hazırlanmıştı. Amerika her zamanki gibi kural tanımazlığıyla, raporu uluslararası hukuku çiğneyerek ele geçirerek ve BM’ye güvenmeyerek, paralel bir ekiple çalışarak Unmovic’in kararlarını etkileyerek, Irak’a karşı savaşını meşrulaştırmak istemektedir. Bu anlamda, ABD ve Ingiltere gizli servislerinin raporlarına dayanarak, Irak’ın kesin olarak kitlesel imha silahlarına sahip olduğuna dair açıklamalar yapmaktadır. Hatta, daha ileri gidilerek ciddi istihbarat servisi olan tüm ülkelerin Irak’ın bu silahlara sahip olduğunu bildiklerini açıklayarak, uluslararası kamuoyunu şimdiden savaşa hazırlamaktadırlar. Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer’in “The Washington Post’a” çıkan açıklaması bu konuda çok ögreticidir; Saddam’ın BM GK’in ultimatomundan kazançlı çıkması mümkün değildir. Ya Irak’ın kitlesel imha silahlarını BM GK kararlarını çiğneyerek ürettiği ve sakladığını söyleyecek, ya da, bu silahlara sahip olmadığını söyleyecek ve biz bunu uluslararası kamuoyuna karşı aldatmaca olduğunu göstereceğiz” diyerek, yapılacakları şimdiden açıklamaktadır. Gelecekteki Irak ve Sonuç 11 Eylül saldırıları, Amerika’nın kendi topraklarında vurulabileceğini gösterdiği için, ABD kendisine yapılabilecek saldırıları önceden tespit ederek, önleyici tedbirler almayı stratejisinin ana halkası haline getirmiştir. Bundan dolayı, ABD “haydut devletler” olarak adlandırdığı devletlerin kitle imha silahları edinmelerini engellemeyi de stratejisinin merkezine koymuştur. ABD’nin yeni Orta-Doğu politikasında, (Bölgenin barış ve istikrara kavusturulması amaçlanmaktadır) Irak’a merkezi bir rol verilmiştir. Yani, yeni Orta-Doğu Israil filistin barışından değil de Irak’ın küllerinden doğacaktır. Irak’ta Saddam bertaraf edildikten sonra, Amerikan yanlısı yeni bir rejim getirtilecektir. Bu konuda, iki alternatif üzerinde durulmaktadır; 1) Krallığı geri getirmek, 2) Batı yanlısı bir askeri diktatörlük ve/veya bir ABD generali yönetiminde Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyan bir sistem düşünülmektedir. Bu olasılıkların ikiside, bir geciş dönemini ifade etmektedir. Çünkü, radikal bir şekilde sınır değişikliği bölge devletlerini çok rahatsız edeceğinden, başlangıcta mevcut sınırları bozmayacak bir çözüm üzerinde durulmaktadır. Yoksa, Iran’ın Irak’ın güneyinde Şii bölgesini, Türkiye’nin ise kuzeyde Kürdistan’i ilhak etmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda, ABD ancak Bağdat ve çevresini kontrol edebilecek ve Orta-Doğu’ya ilişkin politikalarını uygulayamayacaktır. Fakat, Irak’ın dezentegrasyonu orta vadeye yayıldığında ve ABD’nin kontrolunde yapıldığında, bölgenin iki güçlü devleti Türkiye ve Iran’ın müdahleleri sınırlandırılacaktır. Yalnız, ABD’nin doğrudan yönetiminin uzun sürmesi, ABD’yi çok zorlayacaktır. ABD Irak projesinde 2’inci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’yı model olarak almaktadır. 2’inci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da ABD’nin fiili olarak idareyi almasını isteyen bir toplum var idi. Fakat, Irak’ta 10 yıldan fazla bir süreden beri uygulanan amborgo nedeniyle, Irak toplumunda ABD’nin imajı pekte olumlu değildir ve ABD’nin bu olumsuz imaji kolayca silemeyeceği açıktır. Ayrıca, Irak’ın 1’inci Dünya Savaşı sonrasında, 11 yıllık Ingiliz idaresinden sonra formel olarak 1930’da meşruti monarşiye geçmiştir. Aradan geçen sürede ise, Irak’ta ciddi bir kalkınma ve şehirleşme yaşanmıştır. Dolayısıyla, ABD’nin doğrudan yönetimi çok sınırlı bir süre için geçerli olabilir. Yoksa, Irak’taki büyük şehirler birer Gaza’ya dönüşerek kontrol edilemeyecek merkezlere dönüşebilir. Bu geçis dönemi sonunda, Irak’tan 3 devletin çıkması en güçlü olasılıktır. Kuzeyde Kürdistan, ortada Bağdat’ın merkez olduğu Sunni Arap devleti, güneyde ise Şii Arap devleti oluşacaktır. Zaten, bu oluşum Osmanlı’dan miras kalan tarihi yapıya da uygundur. Osmanlı döneminde, Irak idari olarak 3 vilayate (Musul, Bağdat ve Basra) bölünmüş idi. Tarihi gerçekler inatçı olduğundan, 80 yıldan fazla süren baskılar homojen bir Irak yaratamamıştır. Önümüzdeki 10 yılda Irak’tan 3 devlet çıkacaktır. Kürtler açısından önemli olan, yaşayabilir bir yapı oluşturmaktır. Çünkü, bölgedeki devletler bir Kürt devletinin oluşmasına karşı olduğundan, uluslararası garanti ve koruma sağlayacak bir yapının yaşama şansı daha fazla olacaktır. Bu garanti ve korumanın sağlanmasının yolu ise, Kürtlerin kendi aralarında anlaşmazlıkları hızla çözerek, dünyanın karşısına kendi birliklerini sağlamış ve dışardan büyük çaplı müdahaleler olmaz ise yaşayabilir demokratik bir oluşum kurabileceklerini göstermeleri gerekmektedir. Son olarak, Orta-Doğu’da kör düğümene dönüşen ilişkiler, 1’inci Dünya Savaşı sonrası dönemin emperyalist güçlerinin müdahalelerinin sonucudur. Bugün ise, günümüzün süper gücü ABD’nin çıkarlarına uymadığından, yeni bir müdahale ile tüm Orta-Doğu’ya yeniden biçim vermek için hazırlıklar yapılmaktadır. Biz yaşadığımız ilk deneyiminde ışığında, bu tür dış müdahalelere karşıyız, fakat yapılacak müdahale engellenmez ise Kürtlerin bu süreçten nasıl zarara uğramadan çıkabileceklerine yönelik hazırlıklı olmaları gerekir. Kaynakça 1. Ahmet Alim, Irak: Guerre contre Saddam, Dans Conjoncture 2000, Les Echos-Bréal, Paris, 1999. 2. Alain Gresh, Objectif Bagdad, Le Monde Diplomatique, Paris, Septembre 2002. 3. Corine Lesnes, Les Etats-Unis ont volé la primeur du rapport sur le désarmement irakien à l’ONU, Le Monde, Page 3, Paris, 11 Décembre 2002. 4. David Baran, Emprise vacilante du parti BAAS en Irak, Le Monde Diplomatique, Paris, Décembre 2002. 5. Elena Sender, La Chasse aux Scud est ouverte, Science et Avenir, Paris, Décembre 2002. 6. Falah A. Jabar, Logiques de Guerre, Le Monde Diplomatique, Paris, Octobre 2002. 7. Frank Jubelin et Elena Sender, Les Armes Secrètes de Bush, Science et Avenir, Paris, Décembre 2002. 8. Jean Jacques et Stéphane Gillier, Une guerre qui sent le pétrole, Alternatives Economiques, Paris, Novembre 2002. 9. L’Histoire, Les racines de la mondialisation, L’histoire Sayi-270, Paris, Novembre 2002. 10. Le monde, Bush creuse le fossé entre l’Amerique et ses alliés, Page 2-3, Paris, 7 Décembre 2002. 11. Le monde, Irak: la coalition américaine est prête, Page 2-3, Paris, 6 Décembre 2002. 12. Le Monde, Irak: Résolution Américaine , Le Monde Dossiers&Documents Sayi-313, Paris, Octobre 2002. 13. Le Monde, L’Irak face à une guerre annoncée, Le Monde Dossiers&Documents Sayi-314, Paris, Novembre 2002. 14. Le Monde, L’Irak sous contrôle, Le Monde Dossiers&Documents Sayi-315, Paris, Décembre 2002. 15. Luiz Martinez, L’Irak Histpire d’une Obsession Américaine, Alternatives Internationales Sayi-5, Paris, Novembre 2002. 16. Michael Klare, Les vrais desseins de M. George Bush, Le Monde Diplomatique, Paris, Novembre 2002. 17. Patricia de Beer, Le fondement discutable de l’embargo contre l’Irak, Le Monde Dossiers&Documents Sayi-311, Paris, Juillet-Août 2002. Ahmet ALİM France, 30 mart 2008

Add new comment

The content of this field is kept private and will not be shown publicly.

Plain text

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.