Ana içeriğe atla
Submitted by Anonymous (doğrulanmadı) on 9 October 2008

İlk mülakatımda kendisine söylemiştim, “Apo, sen de hep biz Türkleri seviyorsun, hiç Kürtleri sevmiyorsun“ demiştim. Abdullah Öcalan'da abartılı bir Mustafa Kemal hayranlığı vardır.

Yalçın Küçük, "Sabetayistler olmasaydı, cumhuriyeti kuramazdık" dedi...
Ben, zindandaydım. Şu teşhisi yaptım; Amerika, İsmail Cem'i cumhurbaşkanı yapmak istiyor ve kendi kendime "Yalçın" dedim, "senin bunu önlemen lazım". Bir kısmı kesinleşmiş, yüz yıl kadar hapsim isteniyordu, durmadım, İsmail Cem İpekçi'nin İbrani asıllı olduğunu çıkarırsam, önleyebileceğimi düşündüm. Böyle başladı...
Ben Yahudi dönmesi demiyorum. Ayrıca "dönme" sözcüğü biraz ağır olduğu için "sabetayist" sözüne ağırlık verdim. Sabetayistlerimizi de özgürleştiriyorum. Ancak her yere, hiçbir kabiliyetleri olmadığı halde, sadece sabetayistlerin gelmesine isyan ediyorum. Sokaktan kız topluyorlar, "artiz" yapıyorlar. Sonra bir de reklam yıldızı yapıyorlar. Hiç birisi hak etmiyor.
Ermeni Tehciri veya 6/7 Eylül türü kıyamlarda, Türklerin seyirci olduklarını ve bunun aslında bir "Yahudi-Hıristiyan Savaşı" olduğunu gösterebiliyorum. Yeni gördüm, artık dış değerlendirmelerde yerini alıyor, "some Turkish historians" yollu başlıyorlar. Belki bu da bir sağ-sol yer değiştirmesidir. Bunu ülkücülerin, Bahçeli veya Perinçek taraftarlarının yapmasını temenni ederdim. Yapmadılar ve bana düştü.
Bugün eğlence sanayiine, televizyon sanayiine, reklam sanayiine İbrani olmayan giremez; bunu açıkça söylüyorum. Eğer Tarkan'dan şarkıcı olursa, benden de Marilyn Monroe olur. Soy adı "Tevet" olup, İbrani'da bir ay ve Tanrı adıdır. Araplara karşı savaşta kullanılan bir tankın adı da, Tevet'tir. Amcası Tevetoğlu, Amerika ve Suudi Arabistan için çok çalışmıştır.
Şu anda Barzani tarafında ve pek çok Kürt'te şu tekrarlanıyor, "Öcalan iyi bir Kürt idi, Yalçın Küçük Kemalist ve Türkist yaptı" ve bu çok yazılıyor. Bana göre çok abartmadır, İmralı'dan Öcalan'ın verdiği cevabı da biliyoruz, Öcalan, Yalçın Küçük'ün görüşlerine, bana göre fazla önem veriyor...
Bir çözülüş döneminden geçiyoruz. Bu çözülüş döneminde bir takım tarifler de altüst oluyor. Bu zamana kadar sol olan sol olmaktan ve sağ olan da sağ olmaktan çıkıyorlar. Belki de şu anda "eski" sağ, sağ değil ve "eski" sol, sol değil. Şimdi ben,
"Türkiye büyümezse, küçülür" diyorum ve Musul'da, yıllardır Ankara'nın yardımıyla kurulan Kürdo-Jüdaik Devlet'in eninde sonunda Türkiye'yi küçülteceğini ekliyorum. Sol, bunlara sessiz kalamaz ve ben sessiz kalmıyorum. Sizin sorduğunuz soruya göre, bundan daha millice ne olabilir? Ve buradaki mücadele de, tam bir milli mücadeledir.
Yalçın Küçük Abdullah Öcalan'ı etkilemiş olabilir; o kadar söyleniyor ki bunu kabul etmek zorunda kalıyorum. Öcalan'ın, ki Türkiye Kürtleri üzerindeki siyasi etkisi İmralı'dan beri artmıştır, Barzani'yi reddetmesi önemlidir. Bundan dolayı bana bir pay veriyorlarsa ne yapabilirim ki, yaptıklarımda bir devamlılık var. İlk mülakatımda kendisine söylemiştim, "Apo, sen de hep biz Türkleri seviyorsun, hiç Kürtleri sevmiyorsun" demiştim. Abdullah Öcalan'da abartılı bir Mustafa Kemal hayranlığı vardır.
Ey Devlet Bahçeli, ey Doğu Perinçek, Musul'da Kürdo-Jüdaik bir devlet çıkıyor, görmüyorlar. Ben görüyorum. Sizin derginizde, Umum Jandarma Komutanlarımızdan Şener Paşa bir mülakat vermiş, Fikret Bila'ya da söylemişti, "hata yaptık" diyor. Aynı düşüncedeyim ve ekliyor, bu oluşumunun bir santim daha ileri gitmesini önlememiz lazım, diyor ve yine aynı düşündeyim...
Orhan Pamuk, devletin husumetini çekerse Nobel alabileceğine inandı ve bunun için "Kürtleri kestik, Ermenileri şişe dizdik" dedi. Dava açtırmak içindi ve sonra dava açıldı. Sonra hem hükümet korktu ve hem de Pamuk korktu, düşürdüler.
İnternetteki Yaşar Paşa'yla ilgili o iki sayfalık inceleme için de "senin öğrencilerin yazmış" dediler. Ben de baktım, ülkücü ve biraz da Fethullah Gülen tandanslı olabilir, bilenler öyle düşündüler. Ama araştırma teknikleri ve benim geliştirdiğim bilimden, disiplinden yararlanma açısından çok iyi bir çalışma olduğunu kabul ediyorum. Tanımıyorum, ancak on üzerinden on notu verebiliriz.

"İsrail'e hizmet edenler aramızda"

Bu sebatayistlerin 1967'ye kadar sadakati bizeydi, bu topraklaraydı. 1967'de, İsrail, Arapları hezimete uğratınca anladılar ki, İsrail yaşayacak. Bugün İsrail'i düşünenler, İsrail'e hizmet edenler aramızdadır. Bir de şunu söylüyorum, bütün köşe başlarını tutmuşlar. Bugün eğlence sanayiine, televizyon sanayiine, reklam sanayiine İbrani olmayan giremez; bunu açıkça söylüyorum

Bir defa gayet açık olarak söyleyeyim, Türkiye'de Soner Yalçın "Efendi" kitabını çıkardı. Herkes Yalçın Küçük'ün yazdığını söylüyordu. Hiçbir ilgisi yok, Soner benim çok sevdiğim, çok değerli arkadaşımdır. İnternetteki o iki sayfalık inceleme için de "senin öğrencilerin yazmış" dediler. Ben de baktım, ülkücü ve biraz da Fethullah Gülen tandanslı olabilir, bilenler öyle düşündüler. Ama araştırma teknikleri ve benim geliştirdiğim bilimden, disiplinden yararlanma açısından çok iyi bir çalışma olduğunu kabul ediyorum. Tanımıyorum, ancak on üzerinden on notu verebiliriz. Ben, bu disiplinde neleri söylediysem, onlar uygulanmış ve ondan da bir sonuç almışlar. Ancak şu nokta da önemlidir, benim geliştirdiğim disiplinin bulguları ihtimalidir ve hiçbir zaman kesin sayamayız.

Benimle hiçbir alakası yok bu net; ama bilim ortaktır, geliştirmiş olduğum teknikleri uyguluyorlar. Okuduğumu belli ettim ve bir de Yaşar Paşa Hazretleri'nin akrabalarını, soyadlarından yazmışlar. Birisi benim ihtilalci ve Teşkilat-ı Mahususa'dan dedemin soyadıdır, demek bizim yöredendir.

Ben bu kampanyanın, Yaşar Paşa Hazretlerinin durumunu sarsacağına inanmıyorum. Yaşar Paşa Hazretlerinin bu şekilde tartışılmasından da bir başka açıdan memnunum. Sedat Ergin, Murat Yetkin, ikisi de benim arkadaşım, her gün yazı yazdılar. Hilmi Paşa başkan olurken, "Yaşar Paşa gelecek, Yaşar Paşa şöyle..." Onların yıldızları Yaşar Paşaydı.

şunu yazdım; "Türk Paşalarını böyle klişelere sokmayın. Pişman olursunuz. Bir gün Yaşar Paşadan memnun olmazsınız." Şimdi, Yaşar Paşa'nın Erkan-ı Harbiye Reisi olmasını istemeyenler var.

Hayır hayır, kriz veya çöküş döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri son derece demokratiktir. Bir bütün olarak hareket ederler, Hilmi Paşanın durumu istisnaidir. Belki 2001 develüasyonuna bağlayabiliriz. Çok ürktüler. Yüksek komutanlar tartışmadan, güçlü bir aydın kurumundan çok çekiniyorlar. Hilmi Paşa çok çekinenlerdendir, Rektörler bana gelselerdi kabul etmezdim, diyebilmektedir. Bu yayınların Yaşar Paşayı olumsuz olarak etkileyeceğini de sanmıyorum.

Sabetayizme gelince, kim Vedii Bilget Paşadan daha millici ve solcu olabilir, kim Atilla İlhan'dan daha solcu olabilir; sabetayistler olmasaydı, bu cumhuriyeti kuramazdık. Ben bir bilim yapıyorum. İçlerinden, çocukluğumdan beri övündüğüm, kuvay-i milliye'de "çete reisi" olan, ki ben de çocukluğumda hep "çete reisi" olmak isterdim, dedem çıkıyor ve yazıyorum.

Bir açıklayıcı sistem kurduk. Bir kısmının ülkeye sadakatinin kalmadığını ve hep İsrail'in iyiliğini düşündüklerini bulup gösterdik ve bir de bir gizli örgüt olup, subaşlarını tuttuklarını çıkardık. Bu artık halkımızın bilimidir. Yaşar Paşaya gelince, bizim Paşamızdır.

Türk aydını için "imkansız yoktur", buna inanıyorum. Bir devrimcinin, sizin deyiminizle bir millicinin, "elimden bu kadar geliyor, ben zindandayım, hiçbir çarem yok, hiçbir şey yapamam" düşüncesinde olmadığına inanıyorum. Ben, zindandaydım. Şu teşhisi yaptım; Amerika, İsmail Cem'i cumhurbaşkanı yapmak istiyor ve kendi kendime "Yalçın" dedim, "senin bunu önlemen lazım". Bir kısmı kesinleşmiş, yüz yıl kadar hapsim isteniyordu, durmadım, İsmail Cem İpekçi'nin İbrani asıllı olduğunu çıkarırsam, önleyebileceğimi düşündüm. Böyle başladı...

Ben Yahudi dönmesi demiyorum. Ayrıca "dönme" sözcüğü biraz ağır olduğu için "sabetayist" sözüne ağırlık verdim. Sabetayistlerimizi de özgürleştiriyorum. Ancak her yere, hiçbir kabiliyetleri olmadığı halde, sadece sabetayistlerin gelmesine isyan ediyorum.

Sokaktan kız topluyorlar, "artiz" yapıyorlar. Sonra bir de reklam yıldızı yapıyorlar.

Hiç birisi hak etmiyor. Haksızlıkların hepsine karşı savaş, benim görevimdir.

Bir bilimdir, Subaşı Camii'ndeki "su'lular"ın namazını da, benim geliştirdiğim açıdan ele almanızı diliyorum.

İslam kalvinizmi imiş, uyduruyorlar. Peygamber Hazretleri, çalışmak ibadettir, diyordu ve peki Kalvin bundan başka ne dedi? Kalvinizm İslamda vardır. Peygamber Hazretleri tüccar idi, Kalvin ne diyebilir ki, peşinen var.

Bir de şöyle bakabilirsiniz, Zapsu'ların eşleri varlar. Musa Anter, Zapsu'ların akrabası idi ve ben Yahudi kökenli olduğunu yazmıştım. "Anter" soyadını dünyanın her tarafında Yahudiler taşıyorlar ve Musa Anter benim dostum idi. Şimdi orada adı geçenleri alın, kitaplarımı alın ve çalışın, judaizm ile karşılaşabilirsiniz. Demek ki çalışmalarım yararlıdır.

İslam judaize olmuştur. Ak-istler arasında önemli ölçüde İbrani asıllı var.

İnsanların gözlerinin açılması, kötülemek demek değildir. İlk önce en sevdiğim eniştelerimi deşifre ettim. Şimdi daha yukarılara geliyorum. Hep sevgiyle yapıyorum. Ancak açıklamak ve devamlı aydınlatmak benim işimdir.

Bayezid veya Ata misli insanlar, İsrael'de olsalar, katiplik işi dahi bulamazlar. Burada çuval çuval para veriyorlar. Bu sayede, tiyatro, şan, sinema, sanatları gitti, ahlakımız bitti. Bütün subaşlarını tuttukları için, kabiliyetlere bütün kapıları kapattıkları için tükeniyoruz.

En son Çamlıca'da Subaşı Camii'nde çıktılar.

Hayır, o da aşıldı. Bir kısmı da memnun. Adını vermeyeceğim, Türkiye'nin en zengin ilk 5-10 kişisi arasında olan birisine, samimi olduğu öbür zengin arkadaşı, "Yalçın Hoca senin ailenin sebatayist olduğunu söylüyor, ne diyorsunuz" demiş ve "sayesinde kökümüzü öğrendik" cevabını almış. Bu, birinci el bilgidir.

Biz savaşlarda vururuz, kırarız, ama biz bu topraklarda yaşayanları çıkarmayız, içeri alırız. Ermenilerde savaş için bir tedbir var, ama sonrası Türklük geleneklerinde yoktur, tarihinde yoktur. Kurtuluş Savaşında bize küçük bir taş bile atmamış Elenleri, bir buçuk milyon, ihraç etmek bizim üslubumuzda yoktur. 6/7 Eylül, bize uymamaktadır. Biz Türkler, bütün bu acımasızlıkların sadece figüranı yapıldık.

Bir sonuç çıkıyor, "ey Türk milleti, masumsun!" Annem yaşasaydı çok sevinirdi. Kavmime güven veriyorum.

kız kardeş iki İspanyol şarkıcı gelmişti, İstanbul'da iki gün kaldılar ve "Türkler, biz İspanyollara benziyor" deyip gittiler. Doğrudur, spikerleri, şarkıcıları mankenleri gördüler; bilimsel konuşmak istiyorum, çok büyük çoğunluğu, sefarad'tırlar. "Sefarad", İbrani'de İspanyol demektir. Artık, renkli gözlü, uzun yüzlü, çoğu esmerimsi olmayan spiker kalmadı, sefarad'tırlar.

Elitler mi; İspanyol asıllıdır. Bunu söyleyebiliyorum.
Benim temel düsturum, bilgi devrimcidir. Bilgi güzeldir. Ben bunları, birazcık tedrici kullandım. Benim beynimde öyle bilgiler var ki bu konuda, onları yazsam Türkiye'de asıl alt-üst oluşu yaşayabiliriz. Yazmıyorum, temkinli davranıyorum. Toplumumun kabul edebileceği ölçüde vermeye çalışıyorum. Şurası muhakkak, ilk çıktığı zaman herkeste bir boğulma etkisi vardı, ama onu aştık.

Ben ilgi istemiyorum. Ama mecburlar. Çünkü benim görüşlerim yayılıyor.

Ayrıca, savaştım, Gazi'yim, hücrelerde yattım. Bir masa büyüklüğündeki taş zeminde günlerce kaldım. hapis yattım, sürgünde yaşadım. Bu tür insanlarla, bunun beşte birini yaşayanlarla, dünyanın her yerinde ilgileniyorlar. Abartmayınız.

o kadar taş hücrelere kondum ki, Uğur Mumcu, "Yalçın Küçük'ün haftalık görüşmesi" yollu yazıyordu, çok hoş, ama daha hoşu, beni sık sık taş hücrelere koyanlar, şimdi bana sevgi selamları gönderiyorlar. "Aman dikkat edin" yollu uyarıyorlar. Bu selamlar çok değerlidir. Beni yaşama bağlıyor.

Bundan birkaç sene önce kitap yazıyordum, Çankaya Berberi Reşat Bey ile de konuşuyoruz., çok Kemalisttir, "Mehmet Ali Erbil, genç bir kızla evlendi" dedi. "Nasıl oldu?" dedim. "Gelmiş burada evlenmiş" dedi. Eve döndüm, "yakında boşanır" dipnotu düştüm. Boşandı. Çünkü ben, bir teoriyle bunu söylüyorum. Beş taş oynamıyorum..

Mehmet Ali Ağca'nın kardeşinin verdiği beyanatı okudum. Orada çok açık bir ima görmedim. Herhalde, İpekçi "dönme" olduğu için öldürüldü ve bu nedenle de tahliye edildi. Medya, önce bu savı yaymak istedi. Sakattır. Bir kez, İpekçi Ailesi, kendilerinin İbrani asıllı olduğunu kabul etmiyorlar. İsmail Cem reddediyor, "duymadım", diyordu. İkincisi, Abdi İpekçi, 1979 yılında öldürüldü, o zamanlar, dönmelik veya sabetayizm, bugünkü karar alevli değildi...
Üç kişilik bir oda vardı. Ben Abdullah Öcalan ile konuşmaları bitirdikten sonra, o odaya giderdim. Oradakilerden biri Şemdin'di. Sonra Abdullah Öcalan gelirdi. "Hocam bunlar cezalı" derdi. Ben de bilmezlikten gelirdim. Gözlerinden oradan ayrılacağını hissediyordum. Anlattığım yer Bekaa'dır ve Şemdin, daha o zaman ayrılmayı düşünüyordu.

Şu anda Barzani tarafında ve pek çok Kürt'te şu tekrarlanıyor, "Öcalan iyi bir Kürt idi, Yalçın Küçük Kemalist ve Türkist yaptı" ve bu çok yazılıyor. Bana göre çok abartmadır, İmralı'dan Öcalan'ın verdiği cevabı da biliyoruz, Öcalan, Yalçın Küçük'ün görüşlerine, bana göre fazla önem veriyor...

Bana, "sağol Hocam, İsmail Cem'in cumhurbaşkanlığını önlediniz" dediler ve ben de hep, hayır, benim o kadar gücüm yok, o yönde çalıştım, diyordum. Bu sorunuzla ilgili olarak da benim cevabım şudur; Kürdisite tartışmalarını da biz çıkardık. Biz kimiz, Türkiye İşci Partisi, başta Aybar ve Behice Boran, biz çıkardık. Bakın bu dergi, 1970 tarihlidir, Türkiye İşci Partisi, "Kürt vardır" kararını aldı ve öylece başladı. Parti kapatıldı, Behice Boran ve arkadaşları on beş yıla mahkum edildi.

Lütfen bakın, şu kapakta adları olanlardan ayakta olan benim ve hala aynı yerdeyim.

Bekaa Vadisi'ne ben gittim. Musul'da yıpratma savaşına işaret ediyorum, aynı yerde devam ediyorum. Hep söylüyorum, bu çizgiyi biz Türkler çizdik.

Cebimde, Bekaa'da Öcalan ile yaptığımız mülakat, Toplumsal Kurtuluş'ta basacağız. Kürt arkadaşlarımızın hepsi kaçtılar. İlk Kürtçe türküleri de biz söyledik, Toplumsal Kurtuluş'un sahipliğini de yapan Bilgesu Erenus söyledi, Kürtler söyleyemediler. "Kürt vardır" dedik ve kabul ettirdik. Bu Türk aydının, Türk solunun çileli bir mücadelesidir ve başarısıdır.

Peki bana bu soruyu soruyorsunuz, ben size iade edebilir miyim, "PKK meşru mu?" Sanmıyorum. Şunu söylüyorsanız, bizim Kürtlerimiz özgürce "Kürdüm" diyebiliyorlarsa ve burada bana bir rol veriliyorsa, seve seve kabul ediyorum. Bizim sabetayistlermiz, özgürce "sabetayisttim" diyorlarsa, yine seviniyorum.
Bundan 35 yıl sonra ise, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı "Kürt Sorunu vardır" dedi...
Ondan önce Süleyman Bey de söylemişti; belleğim beni yanıltmıyorsa Demirel, "Kürt Realitesi" demişti; Tayyip Bey'in sözünü abartmamak yerindedir. Sözünde duramıyor, o sözler devlet içinde değerlendirmelerden çıkmıyor. Daha sonra üst kimlik-alt kimlik ile karıştırdı, hocası Erbakan'ın "künefenin altı" kelamını hatırlatmaktadır.
Meşrulaştırmaya gelince, birincisi PKK hala meşru değildir ve ikincisi biz bu tartışmayı açtığımızda henüz PKK yoktu. Bu ad da, "Paryiya Karkaren Kurdistane", Türkiye İşci Partisi'nin çevirisidir.
Kürt realitesinin kabulünde bir rolümüz var. Memnunum.
Ben, bana demokrat denilirse bunu küfür sayıyorum. Ben demokrat değilim. Şu anda bayilerde olan Yeni Harman'da, "Ben Bekaa Vadisinde, Abdullah Öcalan ile Musul meselesini çok konuştum" dedim. Orada ne yaptıysam, şimdi de aynısını yapıyorum.
Benim hiç değişmediğimi söylüyorlar ve öyle olmak istiyorum. Aynı yerdeyiz, Kürtler olmadan ve PKK'lılar dahil, Musul'daki Kürdo-Judaik oluşumu önleyemeyiz. Kürtler ile yakınlığım, şu anda daha değerlidir.
Sadece ekonomik olarak değil, kültürel ve tarihsel kökler açısından da Avrupalı olmak istemiyorum. Avrupa'da birbirine yakın olanlar birleştiler ve biz de yakınlarımızla birleşeceğiz. Arapların mümtaz evladı Nasır'ın, "Asyalı ve Afrikalı olduğum için onur
duyuyorum sözü" benim de sözümdür. Milli olmayı, Avrupa'yı reddetmek olarak anlıyorum.

Avrupalı olmak istemiyorum. Bunu söylerken de, ben onların dilini biliyorum. Paris'te, Londra'da olduğum zaman, ben onların entelektüelleriyle konuşurken, bir kısmı komplekse kapılıyorlardı. Benim, Avrupalı olmak türünden bir kompleksim olmadı. Avrupalı olmayı, gayri millicilik sayıyorum. Benim milli davranışlarımın hepsinin, zaman içinde eriyeceğini düşünüyorum. Ki bu bölgenin, Türkiye toprakların bir insanı olarak, klasik müzik neredeyse dinlediğim tek müziktir, hep yerel kalmak istiyorum. Daima da şunu söylüyoruz; biz Türkiye'nin onurunu, bu toprakların onurunu savunuyoruz. Bundan daha fazla millicilik nasıl olur; böyle anlıyorum.
Öcalan'ın Barzani devleti ve liderliğini ve Musul'un, bazılarının sözüyle, "ikinci İsrael" olmasını kabul etmeyeceğini tahmin ediyordum. Etmemektedir.
Kürtlerle ilgileniyorum. Biz bir iş yapıyoruz. Gücüne ve kuvvetine bakarız. Demin de açık olarak söyledim. Öcalan şimdi hapistedir. Ama diğer yandan, isim de verdim, bir mülakatımda, "bugün Kandil Dağlarında şunları şunları tanırım, onlar, bir Barzani devletini kabul etmezler" demiştim. Beni ilgilendiren mesele, Barzani devletini kabul ediyorlar mı etmiyorlar mı. Envanter yapıyorum, beş taş oynamıyorum.

Envanter yaparken yüksek komutanlarımızın ne yaptıklarına bakmıyorum. Ülke geleceği ve güvenliği için kendimize dönüyoruz.

Abdullah Öcalan üzerinde etkim var. Bugün Öcalan'ın, geçmişteki ayrılıkçı söylemlerini bırakmış olmasında rolüm var.

Yalçın Küçük Abdullah Öcalan'ı etkilemiş olabilir; o kadar söyleniyor ki bunu kabul etmek zorunda kalıyorum. Öcalan'ın, ki Türkiye Kürtleri üzerindeki siyasi etkisi İmralı'dan beri artmıştır, Barzani'yi reddetmesi önemlidir.

Bundan dolayı bana bir pay veriyorlarsa ne yapabilirim ki, yaptıklarımda bir devamlılık var.

Aynı şekilde de, ilk mülakatımda kendisine söylemiştim, "Apo, sen de hep biz Türkleri seviyorsun, hiç Kürtleri sevmiyorsun" dedim. Abdullah Öcalan'da abartılı bir Mustafa Kemal hayranlığı vardır.

Peki benim Bekaa Vadisinde ne işim var, bu soruyu en çok ben soruyorum. Ama ben başka bir insanım, bize karşı savaşı var, iddiası ne, bunu halkımın bilmesi gerekiyordu ve kimse yapmıyordu. Kimse yapmıyorsa, ben yaparım. Profesörlüğüme bakmam, riskine bakmam ve yaparım. Hep yapılmayan işi yapıyorum.

kendimi çok korkak görüyorum, ama, Şam'ı Beyrut'a bağlayan karayolunda gideceksin. Arkanda Suriye istihbaratı olacak, bir yerde "atla" diyecekler. Atlayacaksın. Elinde çanta, içinden devamlı "Yalçın herkes sana akıllı, der ve seni şimdi tam burada öldürseler..." Bekaa Vadisi deseler de bir tepe idi. Biz bunları hesaplamayacak kadar çocuk değiliz. Keçi gibi o dağlara çıkacaksın, ne olacağını bilemezsin. Ama bende bir görev duygusu var; kim veriyor, bilemiyorum. İçimden geliyor. Kaç defa başkasının adına yazılı pasaportla seyahat ettim, onun da bir heyecanı var, tavsiye ederim. Sonunda ölmedim. Şu anda da çok memnunum. Şimdi çok ağır sözler söyleyebiliyorum; iyi karşılıyorlar. Hep söyledim; Abdullah Öcalan'ı Öcalan yapan, Diyarbakır hapishaneleridir. Abdullah Öcalan'ı o hapishanelerdeki insanlık dışı olaylar yarattı. Ve İmralı'da yeniden diriltti. Bülent Bey, yine de sezgisiyle almak istemedi. Şimdi bütün bunlar geride kaldı ve önümüzde başka bir görev var.

Bana ne söylenebilir? Ey Devlet Bahçeli, ey Doğu Perinçek, Musul'da Kürdo-Jüdaik bir devlet çıkıyor, görmüyorlar. Ben görüyorum.

Sizin derginizde, Umum Jandarma Komutanlarımızdan Şener Paşa bir mülakat vermiş, Fikret Bila'ya da söylemişti, "hata yaptık" diyor. Aynı düşüncedeyim ve ekliyor, bu oluşumunun bir santim daha ileri gitmesini önlememiz lazım, diyor ve yine aynı düşündeyim..

eruygur ve tolon..

Ne yaparlarsa yapsınlar iyidir. Yapmazlarsa kötüdür. Genç yaşta emekli oluyorlar, iyi muhafazalı bir askeri lojmana kapanmaya layık değiller. Her şekilde politikaya girmeleri büyük kazançtır. Politikanın ihtiyacı var.

Dünyanın zulüm gören edebiyatçıları listesine, Türkiye'den Elif Şafak, Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal'i aldılar.

Ertuğrul bile, "bu kadar da olmaz" diyor. Yaşar Kemal bizim arkadaşımız. Yaşar Kemal hiçbir zulüm görmemiştir. Bir kere hapishaneye girmiştir, o da normal bir cinayetten oldu. Yaşar Kemal, bizim sevimli yalanımızdır.

Orhan Pamuk, devletin husumetini çekerse Nobel alabileceğine inandı ve bunun için "Kürtleri kestik, Ermenileri şişe dizdik" dedi. Dava açtırmak içindi ve sonra dava açıldı. Sonra hem hükümet korktu ve hem de Pamuk korktu, düşürdüler.

Elif Şafak'a gelince, Tarkan'dan sonra Yeni Dünya'da yaşayan ve arada bir ülkemize gelip romanları, konferansları ile "Allah" yazan bilezikleriyle bizleri sevindiren Şafak'ımızdan bahsediyorsanız, herhalde şaka yapıyorsunuz.

Ne diyebilirim, "şaka" diyorum.

Not: Yalçın Küçük`ün 2007 yılında yapılmış bazı röpörtajlardan derlenmıştir

Nasnamenews (H.A)

Yeni Yorum yaz

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.